Yapı Kredi & Rafineri: “Bu tür insanlara çok ihtiyaç var”

Anadolu’ya Bilim Göçü’nü Yapı Kredi Marka Yönetimi Direktörü Arda Öztaşkın, Marka Müdürü Didem Arslan, Rafineri Kreatif Direktörü Kerim Gürsel ve yönetmen Tolga Karaçelik’ten dinledik.

Yapı Kredi Gönüllüleri ve YGA iş birliğiyle gerçekleştirilen Anadolu’ya Bilim Göçü, gerek dert edindiği konu, gerekse reklam filmiyle, dokunduğu herkesin takdirini kazanmış, bunun da ötesinde insanları harekete geçmeye teşvik etmiş bir proje.

İnci Vardar Proje nasıl ortaya çıktı?

Arda Öztaşkın Yapı Kredi özellikle topluma katkıda bulunma konusunda çok ciddi yatırımlar yapan bir kurum. Yapı Kredi Gönüllüleri de kapalı devre ilerleyen, çok uzun zamandır aktif olarak çalışan, pek çok projedeye de gönüllü olarak katkıda bulunan banka içindeki bir platform. Bu platformdaki gönüllüler hiçbir maddi karşılık almamakla birlikte, tam tersi cebinden bir takım masraflara katılarak çalışmalarını sürdürüyor. Yapı Kredi olarak biz YGA’yla uzun süredir çalışıyoruz. En son Anadolu’ya Bilim Göçü projesi de yönetim kurulu başkanımız Ali Koç’un katılımıyla, geçtiğimiz yıl sonunda bir basın toplantısında duyurduğumuz yepyeni bir proje. Projeyi duyurmamızla birlikte yaklaşık 600 Yapı Kredi gönüllüsü “Ben bu işte varım” dedi. Bizim açımızdan çok etkileyici olan kısmı, bu 600 gönüllünün işlerini bir tarafta yapmaya devam ederken, bu çocuklara bir şekilde katkıda bulunmak üzere, boş zamanlarının tamamına yakınını, vakitleriyle birlikte nakitlerini de ayırması oldu. İş aslında hepimizi o kadar heyecanlandırdı ki biz Yapı Kredi Gönüllüleri’nin kapalı devre olmaktan çıkıp biraz daha dışarıya açılacağı, yapılan katkının duyurulacağı ve özendirici olacağı bir çalışma yapmak istedik. Yani bu gönüllülük müessesesinin başkalarına da ilham kaynağı olacağı, kendi içimizdeki farkındalığı artırarak öncelikle Yapı Kredi gönüllülerinin sayısını artıracağımız ama aynı zamanda dışarıya ve başkalarına da örnek olacağımız, yayılmasını amaçladığımız bir hikaye.

Didem Arslan Anadolu’ya Bilim Göçü, Yapı Kredi ve YGA ortaklığıyla ortaya atılmış bir proje. Aslında Aziz Sancar’ın hikayesinden ilham alıyor. Çok kalabalık bir ailede doğmuş bir çocuk ama farkındalıkla ve eğitimle bugün geldiği noktada inanılmaz şeyler başarıyor. Aslında Anadolu’daki her bir çocuk bir hazine, keşfedilmeyi bekliyor. Proje de tamamen buradan yola çıkarak hazırlandı. İlk etapta proje, özetle, dezavantajlı bölgelerdeki çocuklara bilimi sevdirme projesi olarak tanımlanabilir. Proje kapsamında bizim gönüllülere ihtiyacımız vardı. Bununla ilgili sadece bir iç iletişim duyurusu yapıldı. Tüm bankaya belirli bir eğitimden geçtikten sonra bir günlerini Anadolunun seçilmiş illerindeki çocuklarla geçirecek gönüllülere ihtiyacımız var diye tek bir mail atıldı, 1000’e yakın çalışan anında döndü.

Bu projede YGA’dan bir gönüllü ve bankadan bir gönüllü birleşiyor, tüm günü bu dezavantajlı bölgelerden seçilmiş olan çocuklarla beraber geçiriyorlar. Giderken yanlarında bir bilim kiti götürüyorlar. Bu bilim kiti çok basit bir şey. Mesela çocuklar parçaları birleştirerek sürücüsüz araç yapabiliyor. Projeye katılan gönüllülerle yaptığımız sohbetlerde o kadar çok insanın hayatına dokunup değişiklik yarattıklarını gördük ki biz de çok etkilendik, çok inandık bu işe iletişim ekibi olarak. Sonra işe dahil olan herkes de çok inandı. Ajansımız gönüllülerle bir araya gelmek istedi.

Kerim Gürsel Gerçekten bir kurumun sosyal sorumluluk kampanyasından öte bir proje bu. Biz de Yapı Kredi Gönüllüleri’yle bir araya gelince onların heyecanını, gerçekten samimi duygularla bu çocuklar için bir şey yapma çabalarını gördük ve bu heyecan bize de geçti. O samimi duyguyu bir şekilde o filme de aktarmalıydık. Sadece “Türkiye’de böyle durumlar var, hadi duygulanın Türkiye” filmi değildi bu. Bu içten çabayı, oradaki o duyguyu geçirebilmekti amacımız. Başarılı da olduk gibi görünüyor şu anda.

 

İnci Vardar Tolga Karaçelik ile çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Kerim Gürsel Buna reklam filmi gibi bakmayalım dedik, bu bir sinema işi olsun, sahiden de bir sinema yönetmenine çektirelim. Hemen aklımıza Tolga ismi geldi. Dediğimiz ilk cümle şuydu: “Tolga reklam çekmiyoruz, bize gelecek filminin en güzel sahnesini çek.” Tolga da çok heyecanlandı. “Ne istiyorsan yap” dedik.

Tolga Karaçelik Reklam tarafında hayatımda çektiğim en keyifli şeydi benim için. Çünkü bir defa çok güzel, çok samimi, kendi içerisinde büyüyen bir inisiyatif. Temiz olan her şey büyür ve o da her şeye sirayet eder. Ajanstan böyle bir teklif gelince ben ilk önce gözlerinin içine baktım. Çünkü istediğin gibi çek derler ama sonrasında “şurası şöyle mi olsun, burası böyle mi olsun acaba”lar başlar. Baktım, gerçekten ciddiler. Yani o samimiyet noktasında çok açıklardı ve çok heyecanlandım dolayısıyla. Özellikle çocuklar konusunda çok hassasım. Geleceği şekillendirmenin çok önemli bir parçası. Bir yerlerde bir şeyler yapmış her insanın, bir şekilde parçasına dönüştürmek zorunda olduğu bir mücadele ve açıkçası orada olmaktan çok mutluluk duydum. Süreci de kendisi gibi temiz gelişti.

Didem Arslan Kesinlikle her zaman rastlanan bir duygu değil. Bu proje, değen herkeste elinden gelenin en iyisini yapma motivasyonunu uyandırdı. O yüzden de sonuç da bu kadar iyi oldu diye düşünüyorum.

 

İnci Vardar Çekim süreçleri nasıl geçti?

Tolga Karaçelik Ajansla olan senaryo toplantısında ajans, briefini çok net bir şekilde verdi, tam olarak ne istediğini açıkça anlattı. Duygusal olarak nereye gitmemiz gerektiği, babanın hissiyatının dönüşümünün yaratacağı etki üzerine uzun uzun konuştuk. O brief’in tam olarak geçtiğine inandılar, bana güvendiler, ondan sonra da özgür bırakıldım.

Garip bir şekilde ekiple olan diyalogda zorlandım ben. Ajansın beni samimi olduklarına ikna etmeleri için bir zaman geçmesi gibi, ben de ekibi samimiyete ikna etmeye çalıştım. Mesela müziğimizi yapan Ahmet Kenan Bilgiç, bir şekilde, bir noktadan sonra reklam müziğine çeviriyor. “Ahmet,” diyorum, “Öyle değil, benim istediğim şekilde olacak.” Tam istediğim gibi gidiyor, yine reklam müziğine dönüyor, “Abi satamazsın bu işi” diyor. Sonunda ikna oldu. Mesela benim çok hoşuma giden, o garip hissi yaratan şeylerden bir tanesi de müzik. Her konuda karşılıklı güven olduktan sonra müşteri de ajans da tüm kararlarımızı tamamen desteklediler.

 

İnci Vardar Kast seçimini nasıl yaptınız?

Tolga Karaçelik Kastımızı Banu / İlknur Yeşilnar yaptı. Babayı oynayan Baki Kurtuluş’la daha önce Sarmaşık filmimde beraber çalışmıştık, onun ses tonu çok hoşuma gidiyordu. İki tarafa da gidebilecek bir kast olmasını istedim. İstemeye gelen insanlara vermek için kızını över gibi anlaşılabilir, öbür taraftan kalender, her iki noktayı da verebilecek bir oyuncu.

Kerim Gürsel Ne yazık ki bu hayatın bir gerçeği. O yüzden aşırı abartılı oyunlardan kaçınmalıydık. Yani çok kötü bir adam, sonra birden çok iyiye dönüşecek… O zaman izleyene geçmezdi, yalan olurdu. Kast olarak ya o bölgeden çıkma, oyuncu olmayan birini kullanacaktık ve bu çok sorun çıkarabilirdi ya da gerçekten bu samimiyeti verebilecek bir oyuncu bulunacaktı. Tolga getirdi, izledik. İzler izlemez hepimizin gözleri doldu, “Tamam,” dedik, “bitmiştir bu iş.”

 

İnci Vardar Sizin çekim süreçlerine yaklaşımınız nasıl oldu?

Arda Öztaşkın Aslında riskli ve bizim üstüne çok titrediğimiz bir durum bu. Çünkü her tarafa çekilebilir, yaptığınız işi çok gölgede bırakabilir. Bizim gerçekten vurgulamak istediğimiz şey, Yapı Kredi Gönüllüleri ve YGA gönüllülerinin yaptığı işin kıymeti. Yoksa hamaset, ajitasyon, her damardan çalışabilecek bir konu. Biz çok dikkat ettik öyle olmamasına. Kerim senaryoyu ilk okuduğunda “Tamam, bu” dedik, Tolga’yla konuştuğumuzda da işi tamamen teslim ettik çünkü çok ince bir ayarı var. Mesela babanın gözyaşını görseydik bence olmayacaktı, müzik daha ajite etseydi olmayacaktı veya dış ses daha farklı olsaydı olmayacaktı. Bu tam kıvamında oldu çünkü bizim meselemiz çok belirgin.

Bu gönüllülük müessesesi Türkiye’de her yere yayılmaya başladığı zaman bugün 600 kişilik Yapı Kredi Gönüllüleri, yarın 1.000, 1.500 olacak ama biz bir yandan şunu da görüyoruz: Tolga “Ben bu YGA için daha fazla ne yapabilirim?” diye soruyor, “Nasıl destek olacağız, bu sistemin içine nasıl gireriz?” diye tweet’ler, mail’ler, telefonlar geliyor. İşte bu kıvamda yapılırsa oluyor, öbür türlüsü samimi gelmiyor zaten. Konu tamamen alakasız yerlere çekilebilecekken ajans ve Tolga işin kıvamını çok güzel ayarladı. Herkesin hakkını teslim ettiği bir şey var: Bir, konunun kendisi gerçek bir konu ve iki, burada yapılmaya çalışılan sadece katkı ve destek. Bugün burada konuşmamızın tek sebebi yine bu farkındalıkla ilgili. Acaba Campaign’in de bir katkısı olur mu, bunu okuyan kişiler elini bir şeylerin altına sokma isteği ve ihtiyacı duyar mı? Onun dışında marka olarak kendimizi anlatacağımız bir durum yok, öyle olmasını da istemiyoruz.

Kerim Gürsel Bu konu bambaşka türlü de işlenebilir, kız çocuğundan ve bu isteme durumundan bahsetmeyebilirdik. Ama araştırıp YGA’lılarla da konuştuğumuzda şöyle bir şey gördük: Geleceğe dair hiçbir ümidi kalmayan, hayatla bağları kopan, ulaşılması, iletişim kurulması en zor çocuklar kız çocuklarıymış. Genel bir şey yapacağımıza tek bir hikaye üzerine odaklanalım diyerek bu hikayeyi yazdık. Bize tereddütsüz güvendiler ve bunu kesinlikle işleyelim dediler. Bana bu güveni verdikleri için de teşekkür ediyorum.

 

İnci Vardar Yapı Kredi Gönüllüleri olarak verdiğiniz eğitim süreçleri nasıl işliyor?

Didem Arslan Yapı Kredi Gönüllüleri çok geniş bir platform. Bu platformun içinde okul duvarı boyamaya gidenler de var, sokak hayvanları ile ilgili çalışanlar da var, ihtiyaç duyan yerlere kitap, üst baş gönderen de var. Vakit ayırabilenin vaktini, para ayırabilenin parasını koyduğu büyük bir platform. YGA da bu platformun çok büyük projelerinden bir tanesi. Şu anda 8 ilde başladı ve belli bir zamanda tüm Türkiye’ye yayılmasını planlıyoruz. Bu bir departmanın işi değil, planlamayı yapanlardan seyahatleri organize edenlere kadar herkes gönüllü. Yapı Kredi Gönüllüleri bu projeye geldiklerinde öncelikle bir günlerini buraya ayırıyorlar. Örneğin gönüllülerden birinin Denizli’deki dezavantajlı çocukları ziyaret etmesi gerekiyorsa, her türlü organizasyon yapılıp Denizli’ye yanında YGA’dan bir gönüllüyle, yanlarına kitlerini alıp gidiyorlar. Tüm günü o çocuklarla geçiriyorlar. Sonrasında da bu çocuklar takip ediliyor, bazıları Yıldızlar Kampı’na davet ediliyor, tekrar tekrar görüşmeler organize ediliyor.

Üç yıl gibi bir sürede Türkiye’de 5.000 çocuğa ulaşmayı hedefleyen bir proje fakat bu kapsamda kalmayacak. Projenin çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayacak bir boyutu var. Bu yılın son çeyreğinde, konuştuğumuz çocukların haricinde, bir de köylerdeki çocuklara da ulaşmayı hedeflediğimiz bir plan koyduk. Şu anda Anadolu’ya Bilim Göçü tamamen Yapı Kredi Gönüllüleri ve YGA’nın içinde olduğu bir sistem, dışarıdan birilerinin dahil edeceği bir proje değil. Fakat genişlediği zaman dışarıdan kişiler de çeşitli yöntemlerle bu projeye dahil olabilecek.

Reklam filmi yayına girdikten sonra bizi en çok kimler aradı, biliyor musunuz? Öğretmenler. “Biz nasıl destek olabiliriz, bu çocuklar için ne yapabiliriz, projede nasıl bir katma değer sağlayabiliriz?” diye sordular. Eğitime en çok gönül vermiş insanlar, yine eğitimle ilgili bir sosyal sorumluluk projesinde yer almak istiyor. O da çok duygusal bir şey bizim için.

 

İnci Vardar Çocuklara ulaşırken Yapı Kredi Gönüllüleri olarak ekstra bir eğitim alıyor musunuz?

Didem Arslan Tabii, öncesinde mutlaka bir eğitim alınıyor. YGA gönüllüleri üniversite öğrencilerinden seçilip kurum içinde yetiştiriliyor. Bu bir döngü aslında. Bu sıralarda oturan çocuklar büyüyünce kendileri gönüllü oluyor ve tekrar ihtiyacı olanlara gidiyorlar. Yapı Kredi Gönüllüleri projeye dahil olduklarında o günü nasıl geçebileceklerine dair her türlü eğitimi alıyorlar. Psikolojik şeyler de dahil buna. Kit ile ilgili neyin nasıl yapılacağını önce kendileri öğreniyorlar, sonra çocuklarla yapmak için oturuyorlar. Ajansımızla gönülleri de bir araya getirdik, deneyimlerini dinleme fırsatları oldu. Kreatif de gönüllülerle yaptığımız görüşmeler sonucunda çıktı.

Kerim Gürsel Onlar için ve çok kolay bir deneyim değil, son derece pedagojik yaklaşıyorlar. Bir yandan aşırı güçlü bağlar kurmamaları gerekiyor çünkü bir ömür boyu birlikte olacaklar diye bir şey yok. Böyle hassas noktalar var. Ulaşılması zor çocuklar, belki ilk seanslarda bir tepki veremeyebiliyorlar, yavaş yavaş onları kazanmanız gerekiyor, yönlendirmeniz gerekiyor. Buradan bir hikaye çıkar ama hem samimi bir hikaye olmalı hem de bu duyguyu yansıtmalı dedik. Gerçek bir hikayeyi olduğu gibi anlatmak da mümkün ama YGA o konuda da çok hassas, hiçbir çocuğun hikayesini bile dışarı yansıtmak istemiyor. Bu konuda son derece yararlı bir disiplinleri var. Dinlediğimiz hikayeler arasında bizi en çok vuran, kız çocuklarının durumu, geleceğe karşı hiç umutlarının kalmaması oldu. Bu konuda bir şey demek istedik, aradan cımbızla bunu seçtik ve bu konu üzerine yazdık.

 

İnci Vardar Anadolu’ya Bilim Göçü olarak başlamış bu projenin Avrupa’ya ve Amerika’ya beyin göçüne dönüşmemesi için ülke olarak ne yapmamız gerekiyor sizce?

Arda Öztaşkın Tabii ki kendimize karşı da samimi olmamız gerekiyor. Bu memleketin bu tür insanlara çok fazla ihtiyacı var. Ben bu topraklarda, bu insanların çok fazla iş yapabileceğine, hem bu toplumda yaşayanları hem de ülkeyi daha ileriye götürebileceğine sonsuz inanıyorum. Ben hep umutla bakıyorum. Bu projenin kendisi de bir umut projesi çünkü biz üç yılda 5.000 çocuğa değmeye çalışıyoruz. Bu çok romantik de bir şey de olabilir ama dediğim gibi, herkesin hayatının bir şekilde değişeceğine inanıyoruz. O çocukların da kendi çevrelerinde bazı şeyleri değiştireceğine %100 inanıyoruz. Bugün yapılan bu iyi niyetli çalışma çocukların hayatında yapılacak bir farklılık. Onların bazı farkındalıklarının artmasının bir zincir etkisi oluşturacağını düşünüyorum.

Didem Arslan Arda’nın söylediklerine ek olarak, gerçekten bir çocuğun hayatını ufacık bir dokunmayla değiştirebilirsek pek çok şeyi değiştirebileceğimize inanıyoruz. Merak eden, sorgulayan, o günün sonunda bir şey başardığını görebilen çocuklar istiyoruz biz. Çünkü hayatlarında eminiz ki değişiklik yaratacak.

İnci Vardar Çekimler nasıl geçti?

Tolga Karaçelik Çekimler önce mekan arayışı ve tasarımıyla başladı. Mekan biraz tanımsız olsun dedik ama o kızın oradan gidişiyle oluşacak ıssızlığı da vermek istedik. Yaşayan, gerçek bir mekan olmasını istedik çünkü birçok yerde tekrar eden bir hikaye olacaktı bu. Filmin akışında mümkün olduğunca esler olması gerektiğini düşündüm. Çünkü kız istemeye gelindiği zaman duraklamalar, çayları elinde tutma, konuya girememe vardır. Bir yandan da hüzün yaratacak bir durum, ne konuşacağını bilemeyen bir baba portresi olması lazımdı. Kızımızın yaşadıklarını ve özelliklerini de filmin içerisinde mümkün olduğunca ertelemek yolunu seçtik çünkü o geldiği zaman başka bir duygu transferi sağlayacaktı seyirciyle. Çekim aşamasında Kerim’le beraber oturduk, fikir alışverişinde bulunduk.

Kerim Gürsel Duygunun çok abartılı olmaması konusuna takıldık ve onu verebilmek için Tolga çok uğraştı.

Tolga Karaçelik Ben genelde oyuncunun yanında oyun alırım. Bir noktada kameranın hemen arkasına geçmeniz gerekiyor. Planlar belli olduktan sonra tekrar tekrar aldığımız şeyler oldu ama bu bir zaman kaybı değil, daha iyi performans almak içindi. Bir hayli tekrara rağmen hızlı geçti. Bir de ne düşündüm, biliyor musun Kerim? Hikayesi olan şeyleri özlemişiz. Uzun zamandır hikayesi olan bir şey izlemiyor insanlar. Onun da bence etkisi var filmin sosyal medyada bu kadar çok paylaşılmasında. Kendi içerisinde bir konusu olan bir kısa film gibi esasında.

 

İnci Vardar Filmin sosyal medyada çok paylaşıldığını biliyoruz ama burada elde ettiğiniz rakamlar neler oldu?

Didem Arslan En son YouTube’da 1 milyonun üzerindeydi ve gitgide artıyor. Bu tamamen organik, medya destekli değil. Ayşe Arman paylaştı mesela. Televizyon programlarında filmi gösterip üzerine konuştular, haberlerde çıktı. Sonuçta biz atılan tweet’lerin pozitif olma oranının çok yüksek olduğu bir sektörde değiliz. Buna rağmen bu konuyla ilgili atılan tweet’ler %95’in üstünde pozitif, bu çok büyük bir oran. Yaydığı sosyal mesaj tabii ki çok büyük kitlelere ulaştı ama bizi bir o kadar çalışanlarımızın tepkisi de mutlu etti. “İzledim, sonunda bankamın logosunu görünce duygularım ikiye katlandı, iyi ki varsın Koç Holding, iyi ki varsın Yapı Kredi” gibi tweet’ler de vardı. Gurur mesajları bizim için son derece keyifli ve mutluluk vericiydi.

Arda Öztaşkın Ben rakamları çok bilmiyorum ama inanın ilgilenmiyorum da çünkü içeriğine bakıyorum. İçerikte bugüne kadar hiç karşılaşmadığım bir samimiyet görüyorum. İki satır bir şey yazmadan o filmi retweet eden birini ben hiç görmedim. En kötü yazan, “Yapı Kredi, bundan sonra dostumsun” yazmış. Bu sektöre çok alışık olduğumuz veya sıklıkla denk geldiğimiz bir şey değil bu. Öyle yerlere, öyle bir tonda dokundu ki insanlar da buradaki samimiyete inandı. Ben bu açıdan çok etkileniyorum bu işin geri dönüşünden. Yoksa etkileşim rakamları falan çok teknik ama bu dönüşler asla sıklıkla rastlanabilen şeyler değil.

Tolga Karaçelik Benim çekip de paylaştığım ilk reklam filmi. Reklam çekmekten keyif alıyorum, daha önce de keyif aldığım çalışmalarım oldu ama bunun filmi benim çekmemle alakası yok. Bunun paylaşılması gerektiğini düşündüğüm için paylaştım.

Kerim Gürsel Bizim için önemli olan, reklamın haberlerde, gazetelerde yer alması oldu. “Yaşasın reklamımız çıktı” diye değil tabii. Yazanlar da sunanlar da konunun önemine inanmışlar, o şekilde yer verdiler. YouTube’da da baktığımız zaman “Normalde reklam paylaşmam ama bu bir reklam değil” diyerek paylaşıyorlar, bu bizim çok hoşumuza gidiyor. Bu işin güzelliği, birleştirici bir iş olması. Birleştirici işler çok az yakalanır.

Arda Öztaşkın Markanın DNA’sına da çok uygun bir şey bu çünkü bize hiç yakışmayan veya bize atfedilmeyen bir konu değil. Dolayısıyla bunun Yapı Kredi imzası ile olması da bu işin samimiyetini ve inandırıcılığını çok artırıyor. İnsanlardan “Bizim zaten sizden beklediğimiz şeyler bunlar, siz söylediğiniz için biz bunu daha fazla sahipleniyoruz, siz yapıyorsanız bu işin altında gerçekten iyi bir çaba vardır” mesajları geliyor. Böyle şeyler memlekette yapılacaksa, taşın altına elini koyacak markalardan bir tanesi de tabii ki Yapı Kredi olacak.

 

İnci Vardar Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Kerim Gürsel Aslında son bir şey var. Yazmak zorunda değilsiniz ama bir abla var bana yardıma gelen. “Yapı Kredi filmini siz mi yaptınız?” diye sordu, “Evet” dedik. “Benim hikayem gibi, kendimi gördüm” dedi. İlkokul beşinci sınıfı birincilikle bitirmiş, bir gece öğretmeni gelip kapıyı çalmış. Okulla köy arası da iki saat yol, gece gece gelmiş adamcağız. “Ben yan odadan dinledim,” diyor, “Senin kızı yarın parasız yatılı sınavına şehre götüreyim diye babama yalvardı. O kadar parasızdık ki babam ‘Kazanır ama ben okutamam bu kızı, parasız yatılı bile okutamam’ dedi ve beni vermedi.” Aynı onun cümlesiyle söylüyorum, “Her şeyin bittiği ve belki de her şeyin başladığı an o andı, hayatımın değiştiği andı o” dedi ablacığım.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.