Sürdürülebilir kalkınma için katılımcı bir yönetim şart

Şeyda Taluk şirket ve ülke yönetiminde sürdürülebilirliğin olmazsa olmazı paydaş katılımına dikkat çekerken bu konuda çoktan harekete geçmiş ve katılımcılığı benimsemiş şehirleri örneklendiriyor.

Sürdürülebilirlik, özel sektör için olduğu kadar kamu sektörü, özellikle de yerel yönetimler için son derece önemli hale geldi. Bugün uluslararası büyük şirketlerin yarısından fazlası sürdürülebilirliği stratejileriyle bütünleştirirken dünyanın önde gelen kentleri katılımcı politikalar aracılığıyla artan sorunlara çözüm arıyor. Yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak, tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için bir evrensel eylem çağrısı olan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, devletlerin yanı sıra iş dünyasını ve yerel yönetimleri de kapsıyor. Bu sayıda sürdürülebilirlik üzerine farklı alanlardan değerli uzmanların kişilerin görüşlerini okuyacaksınız. Türkiye’de sürdürülebilirlik iletişimi üzerine çalışan markaların yolcuklarına tanık olacaksınız.

Sürdürülebilirliğin ve sürdürülebilir kalkınmanın en önemli kilometre taşlarından biri de katılımcılık ve paydaş katılımı. Zira sürdürülebilir kuruluşlar, tüm paydaş gruplarını olumlu yönde etkileyen kuruluşlardır. Özellikle kriz zamanlarında, özel ve kamusal yapıların, aradaki ilişkinin eksiksiz sürmesi, güvenin inşa edilmesi veya var olan güvenin sarsılmaması için paydaşlarıyla arasındaki iletişim ve iş birliği önemlidir.  

Paydaş katılımı, alınan kararlar ve hizmetlerden etkilenen tüm kesimlerin, karar alma ve hizmet geliştirme süreçlerine dahil olmasıdır. Kurum ve kuruluşların hizmet ve kararlarından etkilenen ve bunları etkileme gücü olan kişi, topluluk, sivil toplum örgütleri ve kurumların kapsayıcı bir biçimde karar alma mekanizmalarına dahil edilmelerini sağlayan yaklaşımdır. Yurttaşlar, sivil toplum örgütleri ve ilgili tüm grupların karar alma süreçlerinde seslerini duyurabilmesine olanak sağlayarak daha adil ve sürdürülebilir bir kalkınmanın yolunu açar. Paydaş katılımı, paydaşlarınızın kim olduğunu belirlemek, onları anlamak ve karar alma sürecinize en iyi nasıl dahil edeceğinize dair bir strateji geliştirmektir. Paydaş katılımı ve yönetimi, paydaşların sahip olduğu farklı ilgi ve değerleri dikkate almayı, bunlar üzerine düşünmeyi ve kapsayıcı olmayı içerir.

Paydaş katılımı halka ilişkiler faaliyeti değildir. O nedenle paydaşların geri bildirimleri doğrultusunda sürecin her aşamasında gerekli değişiklikleri, revizyonları yapmayı gerektirir. Bu geri bildirimler ve görüşleri sınırlamak, sansürlemek, katılımcılığın ruhuyla çelişir. Tüm süreç şeffaf, katılımcılara saygılı, katılımcılara söz hakkı tanıyan, bilgi akışının aksamadığı bir düzlemde devam eder. Paydaş katılımı, Türkiye için henüz yeni bir kavram olsa da, bunu kucaklayan, yönetim anlayışlarının bir parçası haline getiren kurumsal yapıların sayısı gün geçtikçe artmakta.

Türkiye için yeni bir kavram ve anlayış olsa da, dünyanın önde gelen şehirlerinin bir çoğunda uzun yıllardır yerel yönetimler tarafından uygulanan katılımcı yöntemler, yerel yönetimlerin politikalarına ve sundukları hizmetlerin iyileştirilmesine büyük katkı yapıyor, kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını, gerçek hedeflere yönlendirilmesini sağlıyor. Geleceğin şehirlerinin katılımcı ve kapsayıcı olacağı kuşkusuz. Yerel yönetimlerin yurttaşlarla ilişkisi ve etkileşimi güçlendikçe sürdürülebilir çözümler de artacaktır. Günlük sorun ve ihtiyaçlarının çözümü çerçevesinde yurttaşlarına danışan, onların bilgi ve birikiminden yararlanan, yurttaşlarını çözümün parçası haline getiren yerel yönetimler sayesinde, şehirler yaşanabilir olacaktır. Yaşanabilir şehirler listesinin en başında yer alan Viyana, uzun yıllardır katılımcı süreçlerle yönetiliyor ve paydaş katılımını kurumsallaştıran Viyana Belediyesi için Viyananlılar, kentin sorunlarının çözümünde en önemli uzmanlar. Kentsel planlamadan, enerjiye, ekonomik faaliyetlere kadar bir çok alanda katılımcı politikalar uygulayan Viyana, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) arasında yer alan “Şehirlerin ve insan yerleşimlerinin kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılınması” ilkesinin en iyi örneği. 

Dünyanın en çevre dostu ve sürdürülebilir şehirlerinden biri olan Barselona’da katılımcı politikalar aracılığıyla kendini geleceğe hazırlayan şehirlerden. Barselona Belediyesi, inovasyondan, kentsel dönüşüme, akıllı şehir yolculuğuna kadar her alanda katılımcı süreçleri kucaklıyor. Geçtiğimiz yıl bütçesinden 75 milyon avroyu (bütçenin yüzde beşi) mahalleler için harcayacağını açıklayan Barselona Belediyesi, bu doğrultuda dijital kanallardan katılımcı bir süreç başlattı ve Barselona halkından mahallelerin iyileştirilmesi için bine yakın teklif geldi. Seçilen projeler, belediye tarafından finanse edilecek. Barselona’nın yanı sıra, Porto Alegre, Buenos Aires, New York, Seul gibi şehirler kısmi olarak katılımcı bütçe planlaması yapıyor.

İklim Eylem Planı’nı yurttaş katılımıyla hazırlayan Milano Belediyesi, özellikle planlama aşamalarını paydaşlarıyla birlikte yönetiyor. Geçtiğimiz yıllar içerisinde başlattığı “Piazza Aperte” (Açık Meydan), taktiksel şehircilik denilen katılımcı metodolojiyle gerçekleşti ve dünyanın birçok belediyesinin de ilgisini çekti. “Her Mahallede Açık Alan” sloganıyla başlatılan kampanya sürecinde, bazı kamusal alanlar basit, kolay, çevreci ve düşük maliyetli çözümlerle o bölgenin sakinleri tarafından kullanım alanlarına dönüştürülüyor. Bu bir oyun alanı olabilir ya da mahalle sakinlerinin buluştuğu ufak bir park. 

Daha önce de belirttiğim gibi katılımcı süreç ve yöntemler Türkiye için oldukça yeni. Bu alanda ilk adımı atan yerel yönetimlerden biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB). Geçtiğimiz yıl içerisinde İstanbul Planlama Ajansı’nı kuran İBB, İstanbul’un vizyon ve yönetimine dair stratejilerin geniş katılım ve ortak akılla belirlenmesini amaçlıyor. Bunun yanı sıra İstanbul’u değişen iklim şartlarına dirençli ve dayanıklı hale getirebilmek için İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planı’nı hazırlayan İBB, bu süreçte farklı katmanlardan paydaşlarla iş birliği yapıyor. İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planı, İstanbul’un 2050 yılında “karbon nötr” ve “dirençli şehir” olmasını hedefliyor. Bunun yanı sıra “Ankara’yı Sen Planla” sloganıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2020-2024 Stratejik Plan Çalışmaları kapsamında paydaş katılım toplantıları düzenliyor.

Sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarından biri olan paydaş katılımı ve insan odaklı yerel yönetim anlayışı, şehirlerin toplumsal sorunlarının çözümünü hızlandırır. Yeni politikaların üretilmesi, stratejik planlama, proje geliştirme ve hizmetlerin iyileştirilmesi gibi konularda yurttaşlara kendilerini etkileyebilecek kararlara katılımlarının ve bu konuda düşüncelerini ifade edebilmelerinin sağlanması kamusal değer yaratır, yurttaşların yaşam kalitesinin artmasını sağlar. Sıradan insanı, yönetim mekanizmalarına dahil eden paydaş katılımı süreci, sadece yurttaşların yaşam kalitesini artırmakla kalmaz, kamu hizmetlerinin kalitesinin yükselmesine de katkıda bulunur. 

“Lidersiz Devrim: 21. Yüzyılda Sıradan İnsanlar Nasıl Erki Ele Geçirecekler ve Politikayı Değiştirecekler” adlı kitabın yazarı eski diplomat Carne Ross, dijital teknolojiler sayesinde artık herkesin birbirine bağlı ve etkileşimde olduğunu, bu nedenle siyasi konularda bireylerin seslerinin eskisinden daha yüksek sesle çıktığını, bu durumun katılımcı politikaları zorunlu kıldığını söylüyor. Ross’a göre; yakın gelecekte tek bir bireyin ya da küçük grupların eylemleri, hızla dünyayı etkiler hale gelecek. İnsan odaklı, katılımcı yönetimler de tüm distopik senaryolara rağmen geleceğin kazananları olacak.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.