Mavi Hap mı Kırmız Hap mı?

Bilim kurgu filmlerinin gerçeğe dönüşmeye başladığını söyleyen Şeyda Taluk, 2000’li yılların başından günümüze teknolojik gelişmelerin nasıl hızlandığıyla ilgili geçmişe kısa bir yolculuk yaparken yeni bir dünya olarak karşımıza çıkan metaverse’ün hayatımızı nasıl değiştireceğine değiniyor. 

2020 yılına girerken Facebook’taki gönderisine, “Bu kez yeni yıl çözümleri yerine, dünyanın ve yaşamımın 2030’da nasıl olması gerektiğine dair umutlarım üzerine düşünmeye çalıştım. Böylece doğru şeylere odaklandığım konusunda kendimi sağlama alabilirim.” diye başlamıştı Mark Zuckerberg. 2009 yılından bu yana her yıl için kendisine koyduğu hedefleri takipçileriyle paylaşmayı gelenek haline getiren Facebook’un kurucusu, 2020 yılına başlarken yıllık kişisel ve kurumsal hedeflerinden çok, geleceğin nasıl şekilleneceğine ve bu gelecekte nasıl bir yer almak istediğine dair “uzgörü” paylaşmayı tercih etmişti. 

Kurucusu olduğu sosyal platformdan, artırılmış gerçeklikten, hastalıkların iyileştirilmesine, sosyal medya platformlarında kişisel etkileşimlerin daha da artacağına dair konuların yanı sıra “artık herkesin fiziksel olarak işte olmasının” gerekmediğinin, bu dünyada şişirilmiş konut fiyatlarının düşeceğini, coğrafyaya bağlı eşitsizliğin ortadan kalkacağını (yani coğrafyanın artık kader olmayacağını) anlatıyordu. Zuckerberg’e göre; 2030’a doğru cep telefonlarının yerini de “Artırılmış Gerçek Gözlükleri” alacak ve sanal gerçeklik yaşamlarımızın bir parçası olacaktı. 

Çocukluğumda büyük bir heyecanla izlediğim çoğu bilim kurgu filmi, bugünün gerçeği haline gelmiş durumda. Televizyonla yedi yaşında tanışmış bir çocuk olarak uzayda yaşamın, uçan arabaların, sahipsiz araçların, robotların ya da bir yerden bir yere ışınlanmanın hayalini kurmak bile imkansız gelirdi. Oysa kendi zamanının bilim kurgu yazarı olan Jules Verne’in 80 Günde Devrialem’i, Aya Yolculuk’u ya da Denizler Altında 20000 Fersah’ı artık bilimsel bir gerçekti o yaşlarımda. Heyecanla 2000 yılında kaç yaşında olacağımı hesaplayıp, 2001 yılının neye benzeyeceğine dair hayaller kurarken nice hayal ötesi kurgunun, baş döndürücü bir hızla bilimsel gerçek haline gelişini izledik. Teknoloji denilen sihirli gücün bizi çocukluğumuzun bilim kurgu filmlerinde anlatılan geleceğe taşımasına tanıklık ediyoruz. Hızlanma Çağı olarak da tanımlayabileceğimiz bu sürecin değişim hızı, baş döndürücü ve katlanarak artıyor. Benim için tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olan 2001: Bir Uzay Destanı’nın senaryosunu da kaleme alan bilim kurgu yazarı ve mucit Arthur C. Clarke’ın dediği gibi “Yeterince gelişmiş bir teknoloji, sihirden ayırt edilemez.”

54 yaşında bir iletişimci olarak alışkanlıkların, iş yapma ya da davranış biçimlerinin, çeşitli iletişim platformlarının, kurumsal yapıların ve tabii ki siyasetin hızla değişimine tanık oldum. Mekanik daktilodan bilgisayara, teleks adı verilen garip cihazdan bana bilim kurgu filmlerini anımsatan ve her seferinde kalbimin heyecanla çarpmasına neden olan ODTÜ üzerinden sağlanan ilk internet bağlantısının “cızırtısı”na dek baş döndürücü teknolojik hızla geçti iş yaşamım. 2000’li yılların başında teknoloji üzerine uzmanlaşmış bir grup gazeteciyle o yıllarda danışmanlığını yaptığım Ericsson’ın WAP teknolojisinin tanıtılacağı uluslararası bir toplantı için Londra’ya yolculuk yaptık. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen gazeteciler heyecanla interneti cep telefonlarına taşıyan bu yeni teknolojiyle ilgili bilgilendirilmeyi bekliyorlardı. Londra’nın merkezi bir sokağında çıkan hayali yangının temsil edilmesiyle başladı toplantı. Olay yerinden tesadüfen geçen bir gazeteci, olayı cep telefonuyla kaydedip hemen haber merkezine geçiyordu. Aynen Ay Üssü Alfa’yı seyrederken duyduğum heyecanı duyduğumu hala hatırlıyorum. Bu bir devrimdi! Basın toplantısı sırasında bu yeni protokolün mucidi olan mühendisler, “internetin cep telefonlarına girmesiyle medya, gazetecilik yapma biçimleri, her şey değişecek” diye açıklamada bulundu ve bizi uyardı: İletişimle ilgili bildiğiniz her şeyi unutun, tahmin edemeyeceğiniz bir hızda değişim yaşanacak. Nitekim çok kısa bir süre sonra WAP’ı unutup 3G Teknolojisini konuşmaya başlamıştık bile. Bugün, akıllı cep telefonlarımızın daha taksidi bitmeden yeni modelinin çıktığını görüyor, her gün yaşamımızı kolaylaştıran, insanları birbirine daha da yakınlaştıran yeni uygulamaların haberini alıyoruz. Akıllı makinaların nasıl iş yapma biçimlerini dönüştüreceğinden, dijital ağlar üzerinden birbirine bağlı insanların toplumsal ve ekonomik yapıyı yıkıcı bir biçimde değiştireceğinden, genetik kodlarımızı değiştirebilecek buluşlardan konuşuyoruz. Ne hız ama!

Daha bu hıza ayak uydurmaya çalışırken yılın başlarında Zuckerberg, Facebook’un geleceğiyle ilgili oldukça iddialı bir planla karşımıza çıktı. İnternetin geleceğinin hatta mobil internetin halefinin metaverse olduğunu duyurdu. Facebook artık birbirine bağlı sosyal uygulamalar ağı yerine yeni nesil bir dijital ve sanal deneyim sağlayıcısı olacaktı. 2014 yılında “Artırılmış Gerçeklik Teknolojisini” Blippar uygulaması ile Türkiye’ye ilk kez getiren girişimci ve Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Başkanı Zehra Öney, metaverse’ü içinde bulunduğumuz dünyanın sınırsız fikir ve yaratıcılıkla paralel bir şekilde “sanal” evrene taşınması olarak tanımlıyor. “Çağdaş teknolojinin getirdiği en büyük buluş internet oldu fakat içinde bulunduğumuz dönüşüm çağında teknolojinin getirdiği gelişmelerin internet ile sınırlı kalmayacağını ve çok daha üst seviyelerde olacağını ifade etmek mümkün. Tam da bu noktada metaverse kavramı, karşımıza geliştirilmiş sanal dünya olarak çıkıyor.” diye ekliyor.

Wunderman Thompson Intelligence’ın metaverse ortamında gerçekleşme ihtimali olan tüketici davranışlarını, iş modellerini ve marka fırsatlarını araştırdığı “Into the Metaverse” çalışmasında katılımcıların %93’ü teknolojinin geleceğimiz olacağı konusunda hemfikirken, %76’sı günlük aktivitelerinin teknolojiye bağlı olduğunu ve %81’i de şirketlerin veya mağazaların varlığının, dijital ortamdaki varlığı kadar önem taşıdığını düşünüyor. 

Metaverse gittikçe güçlenen ve çeşitlenen kripto para birimleriyle, bütüncül, kapsayıcı yeni bir ekonomi sistemi yaratırken iş yapma biçimlerimiz kadar iletişim biçimlerini de değiştirecek, dönüştürecek. Sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla güçlenen birey, hiyerarşik yapılara kafa tutan merkezsiz yapılarla daha da güçlü bir sese sahip olacağa benziyor bu yeni sanal dünyada. Yaşam günlükleri (lifelogging), artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, paralel evren ve daha şu anda bilmediğimiz nice yeni iletişim biçimleri, gündelik yaşamlarımızın vazgeçilmezi haline gelecek. 

Birçoğumuz için tartışmasız kült haline gelen Matrix filmlerindeki gibi bir geleceğe mi ilerliyoruz yoksa? Yaşamakta olduğumuz dünyanın sadece beyinlerimizde gerçekleştiği, simülasyonlar içerisinde ilerleyeceğimiz, bir hap seçimiyle hikayemizin sonuna karar verebileceğimiz bir dünya yakın belki de…

¹ Wireless Application Protocol yani Kablosuz Uygulama Protokolü mobil telefonlar, avuç içi bilgisayarlar (pda) gibi mobil iletişim araçları üzerinde internet içeriği sağlayan bir teknolojidir.

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.