En İyi Hikaye Kazanır…

Şeyda Taluk, hikaye anlatıcılığının siyaset iletişimi üzerindeki etkisini vurguladığı yazısını, bunu başarılı bir şekilde gerçekleştirebilmiş dünyadan ve ülkemizden eski siyasetçileri de katarak örneklerle zenginleştiriyor.

Romalı hukukçu ve filozof Marcus Tullius Cicero, MÖ 64 yılının yaz aylarında konsüllük seçimine girdiğinde, kardeşi Quintus, ona seçimi hangi kampanya yöntemleriyle ve nasıl kazanabileceğine yönelik önerilerle dolu uzunca bir mektup kaleme alır. Seçim kazanmaya dair birçok önerinin yer aldığı bu mektupta, kardeşine rakiplerine dair hikayeler anlatmasını önerir: “Antonius’un Senato’dan nasıl kovulduğunu, Catiline’ın Afrika’da yediği naneleri, her ikisinin de devlet adamı olmaktan ziyade birer kabadayı olduklarını, senato görevinde yaptıkları usulsüz harcamaları her zaman hatırlamalı ve seçmenlere hatırlatmalısın.”

Umut ve korku, politikada en çok kullanılan duygulardan biridir. İnsanlar dünyayı bilişsel ve duygusal olarak anlamlandırır. Dünyayı duygularımızla anlamlandırırken harekete geçmemize ya da geçmememize neden olan en güçlü duygular da korku ve umuttur. Ya korku duygusu nedeniyle hiçbir şey yapmadan donup kalır, kabuğumuza çekiliriz (korku harekete geçirmek için kullanılan duygulardan biri olsa da umut kadar etkili olmadığı ortada) ya da umudun itici gücü, korkuya karşı mücadele ederiz. İşte politikada seçmeni gündelik yaşamın bir çeşit otomatik pilota bağlanmışlığından çıkarıp duygularını harekete geçirmenin etkin yolu etkileyici bir hikaye yazabilmek, insanlarla kalpten bağ kurmayı başarabilmektir. 

Walter Fischer tarafından ortaya atılan Anlatı Paradigması Teorisi, anlamlı bir iletişimin hikaye anlatıcılığı üzerinden olabileceğini ve bunun da en eski iletişim biçimlerinden biri olduğunu öne sürer. İnsanın aklından çok duygularına ulaşan bu iletişim biçimi, insanları etkilemenin, ikna etmenin bilinen en eski ve evrensel ifade biçimi. İnsanlar, karar verirken “iyi nedenler” ararlar. Hikayeler de insanlara bu “iyi nedenleri” verir. Hikaye anlatıcılığı, kendinizi, özelliklerinizi anlatmak için en kısa ve etkileyici yollardan biri. Bir yanda kendinizden söz ederken, diğer yandan da ben de sizlerden biriyim, sizin geçtiğiniz yollardan ben de geçtim demek. 

Aslında her şey insanlığı kötülerin elinden kurtarmak üzerine kurulur politikacılar tarafından kurulan anlatı ekseninde. Yüzyıllardan beri böyle de olmuştur. Masum ve iyi insanlar adına bozuk düzene başkaldıran, “biz halkın” temsilcisi kendi hikayesinin parçası olmaya davet eder herkesi. İyi bir konuşmacı ve hikaye anlatıcı olan Barack Obama, “Evet Yapabiliriz” diyerek kendi başarı öyküsü üzerinden seçimi kazanabileceklerine inandırır özellikle genç seçmeni. Kendi hikayelerini kurgulama ve anlatmada usta olan Donald Trump ise “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” derken yabancılara veya göçmenlere dair sıradan vatandaşların geleceğine dair korku duymasına neden olacak hikayeler anlatır. Diğer yandan da kendi başarı hikayesini anlatmaya devam eder tabii. Bir anlamda “Yeter Söz Milletindir” de başka bir hikaye yazmak isteyenlerin sloganıdır. Bu slogan çerçevesinde, bugün hala toplumun hafızasında derin iz açmış olan halkına karşı olan elitlerin hikayesi yazılır. Popülist liderlerin de bir anlamda güçlerini kazandığı bir savaş alanıdır bu “Biz Halkız” söylemi. İngiltere’de gerçekleşen Brexit kampanyasının söylemi de ülkeyi yabancı güçlere teslim eden bir “elit”ten “Kontrolü Geri Almak” olarak ortaya çıkar. Aynı zamanda Türkiye ve göçmenlerle ilgili (bunların bazıları da yalandı maalesef) hikayeler kampanyayı destekledi,  76 milyon nüfuslu Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olarak serbest dolaşım sayesinde İngiltere’ye göç edebileceği, DAEŞ üyesi bir İngiliz vatandaşının varlığı gibi hikayeler ayrılma taraftarları için iyi bir bahaneydi sınırların kapanması için. 

Siyasette hikaye anlatıcılığı, projeler, politikalardan çok kim olduğunuz, neler başardığınız ve neleri vadettiğinizle ilgilidir. Hillary Clinton’a Trump karşısında yenilgiyi getiren unsurlardan biri de kendisiyle ilgili hikayeleri anlatmaktan kaçınıp fazlasıyla politikacı gibi davranması, özel yaşamını mümkün olduğunca gizleyerek başarılarından, kariyerinden söz etmesi, seçmenle bağ kurmasını engelleyen faktörlerden biri oldu. Oysa Trump, tam tersine politik hiçbir şey söylemedi neredeyse. Kendi gibi davrandı, özel yaşamını, kişisel hikayelerini kendine özgün bir biçimde seçmeniyle paylaştı. Onun bu apolitik tavrı, özgünlüğü başarıyı getiren nedenlerden oldu. Zaten seçimler sonrası yapılan bir analizde, Trump’un yüzde 30 oranında daha fazla hikaye anlatıcılığı yönteminden yararlandığı ortaya çıktı.

Siyasetin en iyi hikaye anlatıcılarından biri olan Barack Obama, kampanyasında gençleri de gönüllü olarak örgütlemeyi başarmış, seçim başarısını da önemli bir oranda bu gençler sayesinde sağlamıştı. Obama’nın 2008 kampanyası sırasında Obama Kampı adı verilen gençler için bir liderlik eğitimi kampı düzenlenmiş, gençler burada hikaye anlatıcılığı becerilerini geliştirmişti. Obama ve birçok politikacıya politik hikaye anlatıcılığı konusunda kıdemli stratejist olarak danışmanlık yapan Marshall Ganz tarafından verilen eğitimler, kampanyanın başarısına da damgasını vurmuştu. ABD’deki Birleşik Tarım İşçileri Sendikası Kurucusu ve Lideri Cesar Chavez’in iletişim başarısında büyük rol oynayan Ganz, politik hikaye anlatıcılığı konusunda en yetkin kişilerden biri ve halen Harvard Üniversitesi’nde bu alanda eğitimler veriyor. Ganz tarafından geliştirilen Kamusal Anlatı Teorisi, “Ben”in Hikayesi, “Biz”in Hikayesi ve Şimdinin Hikayesi gibi üç ana bileşenden oluşuyor. Ben’in Hikayesi, politikacının liderliğine ilişkin değerleri, Biz’in Hikayesi, eylemde bulunanlar tarafından paylaşılan değerleri, Şimdinin Hikayesi de hemen harekete geçmeyi gerektiren değerleri aktarıyor. Özetle; “İşte ben buyum, ortak noktamız bu ve işte bu da bu konuda yapacağımız şey.”

Türkiye’de ise gerek iş yaşamında liderlerin gerek politikacıların çoğu henüz hikaye anlatıcılığının gerçek anlamda öneminin farkında değil. Oysa hikaye anlatımı, farklı seçmen gruplarıyla doğrudan ve etkin bir iletişimin en güçlü silahı. Süleyman Demirel bir anlamda hikayelerden bolca yararlanan nadir politik liderleriden. Meşhur fıkraları kadar kendisiyle ilgili anlattığı hikayeler de onunla ilgili bir çok bilginin aklımızda kalmasını sağladı, “Barajlar Kralı” olması gibi. Diğer yandan 1977’de Bülent Ecevit’in ”halkın iktidarını kurup yükselen yeni bir Türkiye’nin doğacağına” dair umudu inşa etmek için bir hikaye yazmaya çalıştığını söylemek mümkün. Ecevit, Karaoğlan efsanesiyle de tüm seçmelerinin hatta onun görüşlerine inanmayan insanların da kalbinde taht kurabilmeyi başardı. İnsanlar dağa taşa Karaoğlan yazarak karşıladı kendisini Türkiye’nin dört bir yanında. Türkiye’nin elit okullarından birinden mezun olan şair Bülent Ecevit, “Halkçı Ecevit” olmayı başarabildi. Kuşkusuz, siyasal görüşünün yanı sıra halkla kurduğu kusursuz iletişimin, anlattığı “biz” hikayesinin bunda büyük bir etkisi oldu.  Recep Tayyip Erdoğan da, kendini iktidara taşıyanların kalbine, ezilenlere ait bir yaşama dair Kasımpaşalı hikayesiyle girdi. Neredeyse siyasal yaşamda olduğu kadar gündelik yaşamlarımızda da, anlatı eksenini belirleyen hep o oldu. Erdoğan, kendi hikayesini anlatırken hep savaştığı düşmanları oldu. Kötülere karşı mücadele verdi.

Hikaye anlatıcılığı, toplumsal yaşamı, çevremizi anlamlandırmada önemli bir rol oynar. Hikaye anlatımı tarih boyunca siyasette önemli bir rol oynamış olsa da, günümüzün dijital medya, popülizm ve partizanlık üçgeninde ikna sürecinin her zamankinden daha önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Politika artık gösteri dünyasına dönüşüyor ve meydanlarda hikayeler savaşmaya başlıyor. Unutmayın, en iyi hikaye kazanır.

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.