Şeyda Taluk: “Hikayenizi anlatmak istiyor musunuz?”

Şeyda Taluk, markasını ya da kendi hikayesini anlatmak isteyenler için yazdı. Hikayeler, mesajlarınızı iletebileceğiniz en kolay yöntemdir. Sadece sizin ne kadar harika olduğunuzu mu duyacağız? Yoksa hedef kitleye iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Bu yazı, markasını ya da kendi hikayesini anlatmak isteyenler için. Anlatmak istemeyenler ya da bunun bir zaman kaybı, gereksiz olduğunu düşünenleri ise şu soruyla başbaşa bırakıp yazıya geçeyim: Hikayenizi anlatmamayı tercih ediyorsanız bunun size ne gibi bir faydası olacak ya da ne kazanacaksınız?

Günümüzün kalabalık iletişim dünyasında, insanlar artık her şeyi siyah ve beyaz olarak görmeye başladı. Napolyon’un ünlü sözünde de olduğu gibi, savaşın yüzde 90’ı bilgi ve çoğunlukla da bu bilgi geniş iletişim mecralarında artık manipülatif bir hal almış durumda. Bu mecralara karşı savaş açmak yerine kendi hikayemizi net ve etkin anlatmak neden zor geliyor bize? Bazı özel durumlar dışında sessiz kalmanın, aleyhimize sonuçlanacak bir iletişim gürültüsüne neden olacağını aklımızdan çıkarmasak iyi olur.

Kurumsal ve bireysel hikayeler, son yıllarda herkesin fazlasıyla ilgisini çekmeye, bununla ilgili çalışmalar da çoğalmaya başladı. Oysa antik çağlardan bu yana insanlar hikaye anlatıcısı olduğu kadar hikayenin de kendisi oldular. Peki neden biz son yıllarda fazlasıyla bu hikaye lafını duymaya başladık? Yoksa yine kapitalizmin bir oyunuyla mı karşı karşıyayız? Yoksa bilmediğimiz bir dünyaya karşı bilinçaltından gelen itiraz mı?

Walter Fischer tarafından ortaya atılan Anlatı Paradigması Teorisi, anlamlı bir iletişimin hikaye anlatıcılığı üzerinden olabileceğini ve bunun da en eski iletişim biçimlerinden biri olduğunu öne sürüyor kısaca. İnsanın aklından çok duygularına ulaşan bu iletişim biçimi, nörobilimciler tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, en etkin yollardan biri olarak kabul ediliyor artık. Oysa Aristo, Retorik adlı eserinde bunu çok yıllar önce söylemişti.

Hikaye anlatma sanatı, insanları etkilemenin, ikna etmenin bilinen en eski ve evrensel ifade biçimidir. İnsanlar, karar verirken “iyi nedenler” ararlar. Hikayeler de insanlara bu “iyi nedenleri” verir. Nörobilimciler, insan beyninin hikayeleri, olgu ve sayısal bilgiden tam 22 kez daha fazla algıladığını belirtiyorlar.

Peki o zaman kendimize şu soruyu soralım:

Kendi ya da şirketimizin hikayesini anlatıyor muyuz? Doğru hikayeleri mi anlatıyoruz?

Birçoğumuz anılarımızı, yaşadıklarımızı, deneyimlerimizi kronolojik bir biçimde anlatmayı hikaye anlatmak sanıyor. Hani “ay anlatsam roman olur” diyoruz ya. Oysa hikaye anlatıcılığı, “ne” olduğundan çok “neden” ve “nasıl” olduğuna odaklanan bir sözel / görsel iletişim yöntemidir. Hikayeler, amacınız ve hedefiniz doğrultusunda insanları harekete geçirir, ikna eder. Bu nedenle hikayenizi anlatmadan önce şu soruların cevabını vermeniz gerekir:

1. Neden bu hikayeyi anlatıyorum? Bu hikayeyi anlatma amacım nedir?

2. Beni dinleyenlerin kafalarında hangi mesajla ayrılmalarını istiyorum?

3. Onlarda nasıl bir değişim hareketi tetiklemek istiyorum? Dinleyenlerin nasıl düşünmesini, hissetmesini istiyorum?

Hikayeler, mesajlarınızı iletebileceğiniz en kolay yöntemdir. Öncelikle mesaj(lar)ınızı belirleyin. Anlatılan hikayenin ana fikiri üzerine düşünün ve bunu anlatacaklarınızla ilişkilendirin. Sadece sizin ne kadar harika olduğunuzu, güçlüklerle baş etmedeki becerinizi mi duyacağız. Yoksa hedef kitleye iletmek istediğiniz mesajınız var mı? Burada hemen hatırlatayım, bir hikayede ya da sunumda en fazla 3 mesaja yer verebilirsiniz. Fazlası sadece kafa karıştırır. Konuşmak bir çok insan için karşı konulamaz bir tutku. Özellikle sahne üzerinde konuşmak bir kısım için korkutucu iken bir grup için de bavulundaki her şeyi ortalığa çıkarma şansı. Konuşmanın şehveti diye bir şey var. Elimize fırsat geçtiğinde her şeyi, her detayı vermek, anlatmak istiyoruz. O zaman tekrar hatırlatayım, oraya kendinizi anlatmaya değil amacınız doğrultusunda hikayelerinizi paylaşmaya çıktınız.

Birçok insan hikayelerin bir işe yaramadığını, sadece yaptıkları iş üzerine bilgi vermenin yeterli olduğunu düşünüyor. Bazıları da anlatmaya değer hikayeleri olmadığını. Marka farkındalığınızı güçlendirmek, mesajınızı etkin iletmek ve peşinizden kitleleri sürüklemek istiyorsanız, hikayelere, onun büyüleyici gücüne güvenmeniz gerekir. Hikayelerin, insanlar üzerinde tartışılmaz bir etkisi vardır. Hikayeler sadece geçmiş deneyimlerinizle, zaferlerinizle insanları etkilediğiniz bir iletişim yöntemi değildir, nasıl bir dünya yaratmaya çalıştığınızı da hayal etmelerini sağlayan bir yolculuktur. Maya Angelou’nun da söylediği gibi:

İnsanlar ne söylediğinizi unuturlar.

İnsanlar ne yaptığınızı unuturlar.

Ancak onları nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar…

 

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2018 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.