Şeyda Taluk: “Bu dünyada yeriniz var”

Yeni ekonomi, eski dünyanın kurallarını istenildiği kadar olmasa da yavaş yavaş yıkıyor. Reklamlardan kült filmlere, dizilere, kurumsal yapılara “çeşitlilik” zorla sızıyor.

Amazon’un bir süredir ikinci bir genel merkez arayışı Amerikan medyasında oldukça ses getirmiş durumda. Şehirler, Amazon’u kendi sınırlarında ağırlamak için büyük mücadele veriyor, sunumlar yapıyor. Bir çeşit ihale süreci halen devam ediyor. Amazon’un Seattle dışında kuracağı merkez için şehirler sunumlar yapıyor, Amazon’u ikna etmeye çalışıyorlar. Yaklaşık, 50 bin kişilik bir istihdam yaratacak bu girişimin, şehirlerin ekonomisine büyük bir katkı sağlayacağı kesin. Amazon finale kalan şehirleri değerlendirirken, çok önemli bir kriteri de göz önüne alıyor. Bu şehirlerin, LGBT+ dostu olmalarını önemsiyor. Bunun yanı sıra LGBT+ hakları grupları da Amazon’a LGBT+ dostu bir şehri seçmeleri için baskı yapıyor. Mesela, en güçlü adaylardan Kuzey Karolina’nın valisini “Tuvalet Kanunu” gibi çeşitli düzenlemeler nedeniyle sıkıştırıyor Amazon yetkilileri. “Tuvalet Kanunu”, içeride birileri varsa, trans bireylerin umumi tuvaletleri kullanımlarını kısıtlayan bir yönetmelik. Bu konuda resmi bir açıklama olmasa da Amazon’un “kendi kültürleriyle uyumlu” bir bölge aradığı biliniyor. Amazon CEO’su Jeff Bezos ve eşi, açıkça eşcinsel evliliği desteklemiş, bu konuda yapılan kampanyalara bağışta bulunmuşlardı.

LGBT+ grupları Amazon’un yeni merkezi için şehir seçiminde etkili olacak mı, göreceğiz. Yine de bu süreçte gerçekleştirilen kampanya, Amazon’un kriterleri arasında çeşitliliğe yer vermesi ve bunun kurumsal kültürlerinin bir parçası olması umut verici.

Amazon, bir süre önce, Netflix gibi dijital film platformunu hayata geçirmiş, keyifle izlenen dizi ve filmlere yapımcı olmuştu. Bu dizilerden biri de A.B.D’de çok ses getiren Transparent. Cinsiyet değiştirme kararı alıp bu kararını üç yetişkin çocuğuna anlatmakta zorlanan emekli siyaset bilimi profesörü Maura “Morton” Pfefferman’ın geçiş sürecini anlatan dizi birçok övgü aldı. (Dizinin başrol oyuncusu Jeffrey Tambour, hakkındaki taciz suçlamaları nedeniyle diziden gönderildi bu arada.)

Bir yanılsamanın sınırlarına hapsettiler bizi

Kitle iletişim araçlarının, popüler kültürü etkilediği ve biçimlendirdiği tartışılmaz bir gerçek. Ancak bu araçlar uzun zaman “beyaz, heteroseksüel” bir dünya olduğuna dair bir yanılsamanın sınırlarına hapsettiler bizi. Kadınlardan farklı etnik kökenlere, LGBT+ bireylere dek ötekileştirilen gruplar, ana akım kitle iletişim platformlarında görünürülük sağlamak için büyük mücadele veriyor. Yeni ekonomi ise, eski dünyanın bu kurallarını istenildiği kadar olmasa da yavaş yavaş yıkıyor. Reklamlardan kült filmlere, dizilere, kurumsal yapılara “çeşitlilik” zorla sızıyor.

Benim Çocuğum belgeselini seyrettiniz mi? Seyretmediyseniz hemen seyretmenizi tavsiye ederim. Benim Çocuğum, çocukları lezbiyen, gey, biseksüel, travesti veya transseksüel olan Türkiyeli bir grup anne ve babanın, içinde yaşadıkları muhafazakar, homofobik ve transfobik toplumda, ebeveyn, aile ve aktivist olarak deneyimlerini seyirci ile samimi bir şekilde paylaştıkları belgesel. Daha sonra LİSTAG (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks Bireylerin Aileleri ve Yakınları Grubu) olarak örgütlenen bu aileler çoğalarak hikayelerini anlatmaya devam ediyorlar. Beni en umutlandıran şeylerden biri de bazı büyük şirketler, onları konuşmalar için davet ediyor, deneyimlerinin kendi çeşitlilik atmosferlerine yol gösterici olmalarını istiyorlar. Umarım bu şirketlerin sayısı çoğalır.

Türkiye’nin çok yolu var

Elbette Türkiye’nin daha gidecek çok yolu var ama LİSTAG ailelerinin kendilerini ve çocuklarını görünür kılmak için verdikleri mücadeleyi, bunu sinema gibi bir mecrayı da kullanarak daha etkili kılmalarını çok önemsiyorum. Son zamanlarda LGBT+ görünürlüğünün en önemli halkalarından biri olan Ayta Sözeri de hiç göz ardı edilmeyecek bir başarının sahibi oldu. “Aile Arasında”nın trans kadın karakteri Behiye, bir anda herkesin halası oldu. Her medya görüşmesinde LGBT+ hak savunucusu ve aktivisti olduğunun altını ısrarla çizen Sözeri, “Gurur”u gözümüze hiç de acıtmadan sokmayı başardı. En iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü aldığı bir törende söylediği şu sözler aslında bu rolün, onun ve bizim yaşamımızdaki önemini de vurguluyor: “Beni görünür kılarak bütün öteki melekleri görünür kıldığınız için teşekkür ediyorum.”

Amerikalı psikolog ve yazar Andrew Solomon, “Yaşamımızın Kötü Anları Bizi Nasıl Olduğumuz Kişi Yapar” başlıklı konuşmasının sonunda, bir hikayeye yer verir. Eşcinsel bir aktivist, yardım etmek için ne yapabileceğini sorduğunda Harvey Milk’in yanıtı, “Dışarı çık ve kendini, mücadelemizi birilerine anlat’’ olur. Hikayelerini yüksek sesle anlatmaktan korkmayan, görünür olmak için mücadele eden ve tabii buna destek olan herkes, sınırları gittikçe kaybolan, daha eşitlikçi bir dünyaya yaklaştırıyor bizi.

Görünürlüğü neden mi çok önemsemeliyiz? Çünkü Ayta Sözeri gibi insanların varlığı, bir yerlerde kendini “anormal” hisseden, bu dünyada kendisine yer olmadığını düşünen bireylere, “bu dünyada yeriniz var, normalsiniz” diyor…

Şeyda Taluk

Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 78. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.