Şeyda Taluk: Ben sen biz siz hepimiz

“Yaratıcılığın, çeşitlilikten önemli olduğunu düşünen Tindall, yaratıcılığı nasıl çeşitliliğin karşısına koyabildi, aslında yaratıcılığı besleyen en önemli etkenlerden birinin çeşitlilik olduğunu nasıl göremedi anlayabilmiş değilim.”

Şeyda Taluk: Ben sen biz siz hepimiz

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama ırkçılık ve ayrımcılığın, insanları “o” diye işaret etmeye başladığınızda kendini gösterdiğinden söz ediyordu yazı. Evet sadece bize benzeyenlerden, aynı kafada olanlardan oluşan, çeşitliliğin dışlandığı bir dünya ne kadar kapsayıcı, yaratıcı ve yenilikçi olabilir?

M&C Saatchi’nin Yaratıcı Yöneticisi Justin Tindall’ın sözleri, iletişim dünyasında ciddi bir tartışmayı da başlattı. Sonradan yanlış anlaşıldığına dair beyanlarda bulunup özür diledi. Ama hala tartışma gündemde: Çeşitlilik sıkıcı bir şey mi? Yaratıcılığın, çeşitlilikten önemli olduğunu düşünen Tindall, yaratıcılığı nasıl çeşitliliğin karşısına koyabildi; nasıl da burnunun tam da dibinde aslında yaratıcılığı besleyen en önemli etkenlerden birinin çeşitlilik olduğunu göremedi anlayabilmiş değilim. Diğer yandan fırsat eşitliği konusunda böylesine ayrımcı bir tavır karşısında birlikte çalıştığı insanlar ne hissetti gerçekten merak ediyorum. Benim gibi Ogilvy UK’den James Whatley de merak etmiş ve sosyal medyadan açıkça sormuş: M&C’nin kadın, siyah, Asyalı, Afrikalı azınlığa mensup çalışanları, bu size kendinizi nasıl hissettirdi?

Peki çeşitlilik dediğimiz şey nedir? Neden artık iş yerlerinde, siyasette çeşitliliğin olması için mücadele veriyoruz? Öncelikle savaşını verdiğimiz şey aslında fırsat eşitliği. Farklı etnik, cinsiyet ve hatta yaş gruplarından gelen insanlara eşit imkan ve ayırımcılığa maruz kalmadıkları bir ekosistem yaratmak. Örneğin bugün Türkiye’de birçok finansal kuruluş, tersine mentorluk projeleriyle genç çalışanlarının üst düzey çalışanlarla etkileşime girdiği yenilikçi arayışlar içerisinde. Eminim bu gençlerden birçok şey öğrenmiştir, plazaların üst katlarında yaşayan yöneticiler.

Koç Holding de bu alanda elini taşın altına sokan ilk şirketlerden sanırım. 2015 yılında başlattığı “Ülkem İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekliyorum” projesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nedenleri ve sonuçlarına dair kamuoyunda farkındalık yaratmak ve bütüncül bir yaklaşımla iş kültüründe ve sosyal hayatta daha eşitlikçi bir yaklaşım geliştirerek rol model olmayı hedefliyor. Tam da ilerici ve vizyoner olmasıyla övünen bir sektörde böylesine bir ses çıkması şaşırtıyor birçok insanı. Oysa reklamlarda bolca “çeşitlilik” sosunu kullanan bu yaratıcılar, pastayı paylaşmak söz konusu olunca neden aynı “hoşgörüyü” gösteremiyorlar. Belki de Türkiye’de benzeri tartışmaları başlatmanın zamanı. Türkiye’deki reklam ajansları, iletişim şirketleri ne kadar kapsayıcı? Çeşitlilik konusunda özel bir stratejileri var mı?

“Etnik olan satar,” diye bir deyimi duymuşsunuzdur çoğunuz. Özellikle ABD, Birleşik Kırallık gibi etnik çeşitliliğin oldukça yoğun olduğu ülkelerde artık şirketler bu özel gruplara yönelik reklam kampanyaları yapıyorlar. Televizyon dizilerinde ise çeşitlilik aldı başını gitti. Peki tüketici olarak önemsenen bu farklı grupların üretimde de sözü olmamalı mı?

İnovasyon ve yaratıcılık alanında önde gelen çalışmalara imza atmış olan Jeffrey Baumgartner, çeşitliliğin, yaratıcılığın anahtarı olduğunu söylüyor ve ekliyor, “sadece iş yaşamınızda değil, özel yaşamınızda da çeşitlilik size yaratıcılığın kapılarını açar.”

Yaratıcılık ve inovasyon üzerine yapılan araştırmaların çoğu, farklı perspektif ve dünya görüşlerine maruz kalan bireylerin, fazlasıyla aydınlanma anı yaşadıklarını, bunun sonucunda da yeni fikirler geliştirdiklerini gösteriyor.

McKinsey tarafından yapılan bir araştırmaya göre, cinsiyet çeşitliliği olan şirketlerin çoğu ortalamanın yüzde 15, etnik çeşitliliğe sahip şirketler de yüzde 35 üzerinde kar ediyor. Genellikle homojen yapılardan oluşan takımların ortalama bir performans; farklı bireylerden oluşan takımların ise özgün ve yenilikçi fikirler ortaya koydukları, pazar şansı yüksek çözümler geliştirdikleri artık neredeyse kesin. Yıllardır yönetim bilimiyle uğraşan araştırmacılar; psikolog, sosyalist ve ekonomistler tarafından gerçekleştirilen çalışmalar, farklı cinsiyet, cinsel yönelim, ırk, etnik köken, yaş gruplarından oluşan ve çeşitlilik ilkesine önem veren grupların kesinlikle homojen gruplardan daha yenilikçi olduğunu kanıtlıyor.

Tindall’ın tarafını tutanlar da var elbette. Bu “eski kafalı” düşüncenin zararlı bir şey olmadığına dair beyanat veren, yeteneğin çeşitliliğin önünde olması gerektiğine dair ağızlarında yarım yamalak bir şeyler geveleyenlere cevabım ise: Fırsat eşitliği olduğu gün bütün bu geri kafalı düşüncelerinizi her yerde savunabilirsiniz. Benzeri tartışmaları pozitif ayrımcılık, kota meselesinde de görüyoruz. Hala eski ve vahşi dünyanın kurallarıyla haykırıyor birileri: “Güçlü olan kazansın.” Oysa artık, güç bilgide. Napolyon’un da dediği gibi; “Savaşın yüzde 90’ı bilgidir.” Bilgiye açılan kapının anahtarlarından biri de kesinlikle çeşitliliktir.

Albert Einstein’ın sevdiğim bir sözü var, “Aslında herkes bir dahidir… Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.” Bu sözü fırsat eşitliğine de uyarlamak isterim doğrusu. İyi bir eğitim sisteminden gelen çocukla doğru dürüst derslerin yapılmadığı bir okuldan gelen bir çocuğu aynı sınava sokarsak sizce doğal olarak kim başarılı olur? Tabii kişisel başarı örnekleri olabilir ama bunlar sadece vicdan azabımızı rahatlatacak örnekler. Fırsat eşitliği kurumsallaşmadıkça çeşitlilik konusunda yapılan her türlü hezeyanı, ırkçı olarak nitelemek durumundayız.

Şeyda Taluk

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi

The School of Life Istanbul Atölye Lideri

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.