Şeyda Taluk: Aşk olmadan asla!

Var olan müşteri ve seyirciyi elde tutmak, bu süreçte en önemli görevlerden biri olmalı. Ancak gerek kişisel deneyimlerim gerek yapılan araştırmalar, Türkiye’de birçok markanın müşteri sadakati ve katılımı konusunda sınıfta kaldığını gösteriyor.

Şeyda Taluk: Aşk Olmadan Asla!

Artık dünya bizim bildiğimiz dünya değil. Bir yanda ileri teknoloji ile birçok sınır aşılırken diğer yanda da bu teknolojiden yararlanamayan, günde ortalama 2 dolar gibi bir gelirle yaşam mücadelesi veren insanlar var. Dünyanın önemli bir bölümününde ekonomik belirsizlik kadar siyasal belirsizlik de baş göstermeye başladı. Önümüzdeki yıllarda bu belirsizliğin, uçurumların daha da büyüyeceği ön görülüyor birçok fütürist tarafından. Bizi bir distopya bekliyor mu bilemem ama iş yapma biçimlerinin ciddi bir biçimde değiştiğini, değişmeye devam edeceğini, buna uyum sağlayamayan yapıların, markaların ortadan kaybolacağını öngörebiliriz.

2018 yılı, Türkiye’de de birçok markanın zorlu sınav yılı olacak. Öncelikle tüketici yolculuğunu göz ardı eden, bununla ilgili yaratıcı bir düşünce biçimi yaratamayan markaları iyi günler beklemiyor. Bu yaratıcılığın yolu da dev bütçeli reklam kampanyalarından geçmiyor artık. Dijital dünyada en etkin biçimde, en kısa sürede ve en az maliyetle, olabildiğince kalabalığa ulaşmanın yolları üzerine düşünmeyi diretiyor bu yeni süreç. Yapılan araştırmalar, televizyon reklamlarının zaplandığını, internet reklamlarını devre dışı bırakan “reklam bloklayıcı” uygulamaların tüketicinin önemli bir bölümü tarafından kullanıldığını gösteriyor. Gittikçe gençleşen tüketiciler arasında reklam alerjisi hızla yayılıyor.

Bunun yanı sıra 18-30 yaş grubu neredeyse dünyanın her yanında geleneksel televizyon yayınlarını seyretmiyor. O nedenle, büyük televizyon kanalları yaratıcı çözümler arıyor. Örneğin HBO’nun geçtiğimiz günlerde yayınladığı Mosaic dizisi, mükemmel bir interaktif hikaye yolculuğu sundu seyircilerine. Abonelik sistemiyle çalışan Netflix, Amazon Prime gibi platformlar da seyirci deneyimini oldukça önemsiyorlar.

Daha önce de belirttiğim gibi bizi zorlu bir yıl bekliyor. Peki böyle bir dönemde ne yapacağız? Havas Grubu’nun yaptığı bir marka çalışmasına göre tüketicilerin yüzde 74’ü, markaların yok olmasını umursamıyor. Böylesine zorlu bir dönemi bir avantaja dönüştürmek mümkün mü? Zor dönemlerde yıldızı parlayan markalar ve işlere bakarsak mümkün.

Öncelikle müşteri sadakati, katılımı meselesine odaklanmayı öneriyorum. Var olan müşteri ve seyirciyi elde tutmak, bu süreçte en önemli görevlerden biri olmalı. Ancak gerek kişisel deneyimlerim gerek yapılan araştırmalar, Türkiye’de birçok markanın müşteri sadakati ve katılımı konusunda sınıfta kaldığını gösteriyor, birkaç iyi örnek dışında. Tam da o bizim arabesk tarafımızı ortaya koyuyor bu durum: Israrla elimizdekinin kıymetini bilmemek ve başka dünyalara göz dikmek. Başka dünyalara göz dikmenin, sınırları genişletmenin hiçbir sorunu yok. Ancak dünyayı fethetmeden önce kendi evimizde bize inanan, sadık ve bizim hakkımızda iyi konuşan aile üyelerimizin desteğine ihtiyacımız yok mu?

İletişim sektörü bu zorlu dönemde bir yandan gelişen teknolojinin gerektirdiği gelişmelere uyum sağlamayı hedeflerken bir yandan da kendisi ve temsil ettiği markalar için sadakat, katılım odaklı yaratıcı işler yapmalı diye düşünüyorum. İletişimin biçimi, gelişen teknoloji ile gelişse de içeriği aslında çok da fazla değişmiyor. Eskiden olduğu gibi hala tüketici, özel hissetmek istiyor, kendisine özel davranan markaları kolay bırakmıyor. Dijital dünya da artık bunu pratikleştiriyor. Özellikle geleceğin en önemli mecralarından biri olan mobil araçlar aracılığıyla artık tüketicinin evreni yanı başımızda. Yeri gelmişken ekleyeyim, cep telefonlarında Artırılmış Gerçeklik (AR) uygulamaları da yoğun bir biçimde kullanılmaya başlayacak 2018’de. O nedenle, müşteri deneyimi yolculuğunda AR, satın almaya yönelik güçlü bir etken olacak. Sadece vitrin bakmaktan ibaret dijital alışveriş deneyimimiz daha ileri bir aşamaya ilerleyecek. Kısaca aldığımız kıyafetin üzerimizde nasıl durduğunu, koltuğun salonumuza nasıl yerleşeceğine dair görsel bir ipucu verecek bize AR.

Tüketicinin kalbini kazanmak ve aşkı mütemadiyen canlı tutmak, kolay bir iş değil. O nedenle de hikaye anlatımı, anlatıcılığı da her geçen gün önem kazanıyor. Forbes dergisine göre, müşteri deneyimi stratejilerinde, şirket yöneticilerinin daha fazla katılımının gerektiği bir dönem bekliyor bizi. Belirsizlik zamanlarında, müşterisine odaklı, onun diline hakim ve kalbini kazanan yöneticilerin başında olduğu markalar öne çıkacak. Hatta birebir tüketiciye iletişim kuran CEO’lar, aynen pop yıldızları gibi parlayacak. Müşteriler, kendilerine ve yaşamlarına değer katan markaların yanlarında durmayı tercih ediyor zor zamanlarda. O nedenle uzun vadeli düşünülmüş, iki tarafın da karşılıklı etkileşim, iletişimde olduğu bir yolculuk, bizi bekleyen belirsizliklerle dolu ve zorlu süreci aşmamızı kolaylaştırabilir. O meşhur aforizmada da olduğu gibi; aşk olmadan asla!

Şeyda Taluk
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi
The School of Life İstanbul Atölye Lideri

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Şubat 2018 sayısında yayımlandı.


Kapak dosyasında yer alan öngörülerin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.