Robotlaştıramadıklarımızdan mısınız?

PwC Türkiye’den Murat Çolakoğlu, yapay zeka ile ilgili gelişmelerin işe alım süreçlerine olan etkilerini değerlendiriyor.

Fazla geleneksel biriymiş gibi algılanmak istemem ama son dönemde nereye kafamı çevirsem yapay zekayla ilgili gelişmelere denk geliyorum ve bir kısmını çok anlamlı bulmuyorum. Tabii ki teknolojik gelişmeleri ben de büyük bir heyecanla takip ediyor, hayatımıza adapte ettikçe bunlardan keyif alıyorum. Fakat bir kısmının insani gerçekleri ve gereksinimleri yok saydığına inanıyorum.

Bir süredir yaygın olarak robotların birçok iş dalını insanların elinden alacağı konuşuluyor. Bunun faydaları, sağladığı verimlilik sayesinde şirketlere kazandıracağı zaman ve maliyetleri ne kadar düşüreceği üzerinde heyecanla yazılıp çiziliyor. Bir kısmı gerçekten şahane. Mesela araştırma yaparken, ulaşmaya çalıştığımız sonuçla ilgili olmayanları eleyip, aradığımız bilgiye en hızlı şekilde ulaşmanızı sağlayan teknolojik kaynaklar başımızın tacı.

Diğer yandan, en teknik konularla ilgili verilen bir takım hizmetlerde dahi insan faktörünün önemini nasıl bir kenara bırakabiliriz? Bir hastalığın teşhisini koyma konusunda makinelerden destek alınabilir ama çıkan sonucu hasta ve hasta yakını psikolojisini dikkate alarak, gereken hassasiyetle ilgililere açıklama fonksiyonunu o makineler/robotlar nasıl üstlenebilir? Aynı şekilde bir hukuk müşavirini, bir vergi danışmanını emsallerinden ayırıp öne çıkaran tek özelliğin teknik bilgi düzeyi olmadığını bilmeyen kaldı mı? Aynı soruyu yüzlerce farklı şekilde soran müşterilerin dilinden anlayıp kriz anlarında onları yatıştırabilen, sorunun cevabını yine müşterinin altyapısını, birikim alanlarını dikkate alıp onun en rahat anlayabileceği şekilde açıklayabilen danışmanlara ihtiyaç duyuluyor. Yani danışmanların asıl iletişim kabiliyetleri onları öne çıkarıyor veya geride bırakıyor. Otomatik bir şekilde, aynı soruya aynı cevabı veren bir robot, müşterilerin/danışanların iletişimle ilgili ihtiyacını karşılayabilir mi?

Üstelik, teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimcilerin, bugünlerde talebi görüp iştahla yöneldikleri yapay zeka alanı: ‘‘İnsan kaynakları yönetimi’’. Adı üstünde, işin temelinde ‘insan’ın olduğu bir alanda yapay zeka ürünleri devreye girmeye başladı. En aktif olarak kullanılan aşama da işe alım süreci. Yani, adaylar artık işe alınabilmek için önce bir robotu ikna etmek zorunda kalmaya başladı. Bu teknolojik araçlar, sanal ortamda ve ilgili veri tabanlarında gerekli araştırmaları yapıp aranan pozisyon için en uygun adayları tespit etme, çok fazla sayıdaki başvuru arasından aranan özelliklere uyanları seçip başvuruları elekten geçirme gibi fonksiyonlar üstleniyor. Bunların bir kısmında adayın karşısına bir sohbet robotu (chatbot) çıkıyor ve adaya birtakım sorular soruyor. Adayın verdiği cevaplar farklı alanlardaki uzmanlarca (psikologlar gibi) belirlenen kriterler doğrultusunda analiz ediliyor ve ortaya adayla ilgili çeşitli açılardan olumlu veya olumsuz sonuçlar çıkıyor. Mesela, aday masadaki işle ilgili ne kadar hırslı, özgüveni yeterli mi gibi… Böyle uygulamaların eleme aşamasında otomasyonun sağlanması, daha az iş gücüyle daha hızlı sonuca ulaşılması nedeniyle maliyeti düşürmesi gibi avantajların dışında en çok vurgulanan faydası; insana özgü olduğu düşünülen ön yargının bertaraf edilebilmesi.

Bu noktada, dönüp dolaşıp aynı hissiyata kapılıyorum. Objektiflik veya ön yargısızlık denilen özellik, standartlaştırılmış soru kalıplarına verilen cevapları çeşitli sınıflandırmaların içinde değerlendirip, sonuca varma olarak kabul edilmemeli. Bu kabulle, çok rahat bir insan kaynakları uzmanını da ön yargısızlaştırabilirsiniz (robotlaştırabilirsiniz). Halbuki, herhangi bir teknolojik araç, adayın gözlerinin içine bakıp ondaki canlılık seviyesine göre kariyeriyle ilgili ne kadar tutkulu olduğunu hissedemez. Sonuçta sosyal medyaya yüklenen, başvurular sırasında kullanılan özgeçmişlere ve mektuplara baktığımızda herkes proaktif, her aday güçlü iletişim becerilerine sahip. İnsanlar arasında iletişim olmadan bunun doğruluğunu teyit etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Daha da ötesinde, aday seçiminin ve insan kaynakları yönetiminin insan sezgileri olmadan yapılamayacağına inanıyorum.

Sonuç olarak; bir taraftan teknolojik yenilikler hayatımızı kolaylaştırıp bizi birtakım külfetlerden kurtararak daha kıymetli alanlara yoğunlaşmamız için alan açarken, diğer taraftan da bazı insani meselelere karşı bizi körleştirme yolunda olabilir. Yaptığımız iş ne olursa olsun değerimizi belirleyen esas kriter, her birimizin sahip olduğu o otantik yön ve özgün yaklaşımlarımız… Bir robota nasıl cevap verdiğimiz değil.

PwC Türkiye Şirket Ortağı

 

Eğlence ve Medya Sektör Lideri

Murat Çolakoğlu

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 86. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.