Murat Çolakoğlu: “FOBO gitti JOMO geldi”

PwC Türkiye’den Murat Çolakoğlu “Yapılan bir araştırmaya göre teknolojik olarak insan düzeyinde yapay zeka üretebilme kapasitesine gelmemize fazla kalmadı” diyor. 

Yazacak konu sıkıntısı çekme gibi bir derdimiz yok içinde bulunduğumuz coğrafyada. O kadar çok şey olup bitiyor ki ülkemizde, yaşadığımız şehirde, çalıştığımız şirketlerde ve takip ettiğimiz endüstrilerde… Karşılaştıkça not etsek ve hepsini alt alta yazsak çok sayfalı bir kitap olur. Oturup düşünmeye, okumaya, yazmaya başladığımda sınırım ‘‘uzay’’. Ancak burada 5.000 karakter ile limitliyim. Boşluklar dahil! Bu yazımda karakter sınırımın izin verdiği kadar not ettiklerimi paylaşmaya karar verdim.

FOBO

İnsanın standart beyin donanımında olmayan, fakat her şeyden anında haberdar olma teknoloji destekli kabiliyetimiz nedeniyle ortaya çıkan, her yerde olma/her şeye yetişme güdüsünün ayarı kaçınca ortaya çıkan sıkıntıya FOBO (Fear of Better Options), yani “abi, acaba filanca yerde neler oluyor, hadi biraz da oraya geçelim” sendromu deniyor. Tedavisi: Bir uzmana danışın. Benim tavsiyem, haftada bir gün cep telefonsuz gün geçirmeye dayanabilirseniz bu iş tamamdır.

Göz teması sorunsalı

Konuşurken yüzünüze bakmayan (ya da bakamayan) insanlarla karşılaşmışsınızdır. Konuştuğunuz sürece dinlediğiniz zamana kıyasla karşınızdakinin yüzüne bakma (ya da bakılma) oranına “görsel egemenlik” oranı deniyor. Şayet “1” den büyükse herhangi bir nedenle üst, küçükse hiyerarşik olarak daha alt seviyedesiniz anlamına gelebiliyor. Tedavi gerekmeyebilir ama kendinizden rahatsızsanız bir uzmana danışın. Benim tavsiyem, süreyle ilgili farkındalığınızı artırıp, pratik yapabilirsiniz. Karşınızdakinin yüzünüze bakmamasından rahatsızsanız nazikçe “göz temasına ihtiyaç duyduğunuzu” belirtebilirsiniz. 

Daha çok kitap okuyalım

Lise yıllarından çok yakın bir dostum var. Eskilerde bir gün sohbet ederken “sorma, ısmarlama!” demişti. Adeta aklıma kazındı, felsefem oldu. Bir şeyi öğrenmek için sağa sola soru soracağına aç oku, araştır, kendi doğruna kendin ulaş. Sorduğunda başkalarının doğrularına mahkumsun. Bunun için de okumalıyız. Birine hediye alacaksak kitap alalım. Bir ara sosyal medya mecralarından birinde birbirine kitap hediye etme zinciri oluşturulmuştu. Keşke tekrar olsa. Bu vesileyle ben bitirmek üzere olduğum bir kitabı size önereyim: Subliminal (Yazar: Leonard Mlodinow)

Akıllı telefondan yapay zekaya

Yapılan bir araştırmaya göre teknolojik olarak insan düzeyinde yapay zeka üretebilme kapasitesine gelmemize fazla kalmadı. Araştırmaya katılan konuyla alakalı çeşitli meslek gruplarının cevaplarının ortalaması gösteriyor ki %90 ihtimalle 2075 senesine kadar bu iş tamam. Ancak daha iyimser olanlar da var. Daha yakın bir zaman öngörüsüne sahip olanların oranı %50 ve 2040 senesini işaret ediyorlar. Azınlıkta kalan %10 için ise tarih 2022.

Son yıllarda hayatımıza giren ve günlük kullanıma sunulmuş, ticarileştirilmiş teknolojilere baktığımda ve okuduğum, takip ettiğim tüm kaynaklar çerçevesinde benim tahminim 2040’dan önce bu sürecin tamamlanacağı yönünde. Şu an her gün geldiğim ofisimde yaptığımız işin çok büyük bir kısmı önümüzdeki 5-7 yıl içinde robot programlar tarafından yapılacak gibi gözüküyor. Biz de yeni ufuklara yelken açarız artık. Kulağa o kadar da fena gelmiyor sanki, ne dersiniz?

Zaman

New York Times’da 2018 Aralık ayının son günü yayımlanan bir araştırma oldukça ilgi çekici. Bir yıl boyunca telefon ve diğer mobil cihazların kullanımı için harcanan zamanlar toplanıp, bunlara karşılık alternatif neler yapılabilirdi diye bazı sonuçlar çıkarmışlar. Uyanık geçirilen zaman biriminden yaklaşık 90 gün…

Dakikada ortalama 280 kelime okuma kapasitesine sahip biri için kaç kitaba denk? İnanılmaz bir süre olmaz mıydı? Ya da yeni bir dil öğrenebilmek için 90 gün çalışmak. Günde yarım saat yürümenin insan sağlığına katkısı düşünülünce 113 saatlik bir yürüme zamanı. Bu bilgiye cevaben belki bazıları diyebilir ki, ‘‘telefonuma bakarak da yürüyebilirim.’’ Geçenlerde bir arkadaşımın eşi, telefonuna bakarak yürürken apartman girişindeki saksıyı görmeyip düştü ve kolunu kırdı. Aman dikkat!

JOMO

Bu da 2019’da yeni Dünya mottosu: “Joy of Missing Out” yani “kaçırmanın mutluluğu”. Neyi mi? Peşinden koştuğunuz ve aslında içerik olarak çok da anlam içermeyen herhangi bir şeyi. Yılbaşında kimin daha çok içtiği, daha çok mekan dolaştığı, kimin daha fazla takipçisinin olduğu, en son model telefona sahip olma vs. gibi. Adeta yarış haline getirilmiş konular, bunlarla övünenlerin hayatlarından çıktığında duyulması muhtemel mutluluk… Koşmayalım, biraz durup etrafa bakalım. Zira her şeye yetişmeye, her yerde olmaya çabalarken hepsi birden yarım kalıyor. İşimiz dışında bizim için gerçek öneme sahip kişi ve hobilere zaman ayıralım.

Bu arada meraklıları için bir kitap önerisi daha; önümüzdeki ay piyasaya çıkacak. Psikoloji Profesörü Svend Birnkmann tarafından yazılan Joy of Missing Out.

Güzel ve bolluk dolu bir yıl olsun!

Murat Çolakoğlu

PwC Türkiye Şirket Ortağı

Eğlence ve Medya Sektör Lideri

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 85. sayısında yayımlandı.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.