Robotlardan yaratıcılık bekleyebilir miyiz?

Bir kaç yıl önce, McCann Japonya, “Yaratıcı Genom Projesi” başlatarak ilk kez yapay zeka ile televizyon reklamı hazırladı. Ajansın yaratıcı planlamacısı Shun Matsuzaka’nın girişimiyle ortaya çıkan proje, tüm reklam dünyasında ciddi ilgi çekti: Robotlar yaratıcı olabilir mi?

Bir çoğumuz, makinaların bilişsel kabiliyetinin olmadığını düşünürüz. Oysa artık gelişen teknoloji ve ileri düzey algoritmalarla, yapay zekanın yaratıcılığı da tekeline alabileceği düşünülüyor. Gerçekten öyle mi? Daha kadın eşitliğinin sağlanmadığı, çeşitliğin ve kapsayıcılığın yeni yeni ciddi biçimde masaya yatırıldığı ataerkil iş dünyasında, bir de robotlarla mı yarışacak fırsat eşitliği tanınmayanlar?

Duygusuz makinaların, algoritmalar sayesinde gelecekte duygularla da hareket edebileceğini öngören gelecek bilimcilere rağmen, bu yaklaşımın sadece bir distopyadan ibaret olduğuna dikkat çeken bilim insanlarının da sayısı az değil. A.B.D. ve Birleşik Krallık’ta yapılan araştırmaların büyük çoğunluğu, gelecekte yaratıcı işlerin neredeyse yüzde 90’ının otomasyon tehlikesi altında olmadığını ortaya çıkarıyor. Zira, yaratıcılık, otomasyona tabi tutulabilecek en zor insani yetenek. Nitekim, MccCann Millenyalleri bölümünde çalışan Matsuzaka ve ekibi, insan yaratıcılığıyla giriştiği yarışı kaybetti. Şekerleme devi Mondelez, reklam çalışmalarında sanal zekayı denemeyi kabul etmiş, sonuçtan da memnun kalmıştı. Son 10 yılda Japonya’da tüm reklam filmi ödüllerini kazanmış başarılı çalışmalardan yola çıkan, buradan toplanan veriye dayanarak hazırlanan reklam filmi müşteriyi memnun etmişti. Ancak ajans bir de “insan” yaratıcı direktör Mitsuru Kuramoto’dan çalışma istemiş, her iki çalışma da ülke çapında tüketicilerin onayına sunulunca, yüzde 54 gibi bir oranla “insan” tarafından hazırlanan reklam seçilmişti. Aynı reklam filmleri, Birleşik Kırallık’ın önde gelen reklam şirketlerini çatısı altında bulunduran ISBA’nın Konferansı’nda 200 kadar reklamcıya seyrettirilmiş, bu kez sanal zeka tarafından hazırlanan film beğenilmişti. Ama o ürünün tüketicisi, bu reklamcılar değildi.

1997‘de ünlü satranç ustası Garry Kasparov’u yenilgiye uğratan IBM’in yapay zekası Deep Blue’dan sonra kendini daha da zorlamak isteyen IBM, 2004 yılında doğal dilde sorulan sorulara cevap vermek için tasarlanan yapay zeka programı Watson’ı geliştirmeye başladı. Amerikan TV programı Jeopardy’e katılan Watson, programın en iyi

iki oyuncusuyla yarıştı ve yarışmayı birinci olarak tamamladı. Bugün ise Watson, sağlık, hava durumu tahmini, eğitim, finans, sohbet, Twitter için veri analizi gibi birçok alanda kullanılıyor. Bunların yanı sıra Harry Potter’daki karakterleri analiz etmek ve Morgan filminin fragmanını kurgulamak gibi yaratıcı işlere de el atmış Watson. Buraya önemli bir olguyu da ekleyelim, bütün bu algoritmaları yazan, bir anlamda sanal zekayı geliştiren, eğiten de insan yaratıcılığı. IBM’in yapay zeka alanındaki en büyük kozu olan Watson, her ne kadar yapay zeka olsa da insanlar tarafından eğitiliyor. Mesela, IBM Watson Araştırma Görevlisi Vinith Misra, Watson’ı kitaplar ve filmler arasındaki farkları bulmak için eğitmiş. Efsane müzisyen Bob Dylan ile çekilen reklam filminde, Watson, Dylan’ın diskografisinde aşk ve zaman mef humlarının ağır bastığını belirterek yaratıcılığın sınırlarının yeniden tanımlanabileceğini söylüyor. Saniyede 800 milyon sayfa okuyabildiğini belirten Watson, asla aşkı tanımadığını da eklemek zorunda kalıyor. Aşkı tanımayan bir makinenin yazdığı aşk şarkıları olabilir mi, düşünmeden edemiyorum. Zaten uzmanlar da, henüz bir insan müdahalesi olmadan Watson’ın iyi bir sonuç çıkarmasını beklemiyor ama normalde 10 gün sürecek bir işin bu sayede 24 saate

indirgenmiş olmasını önemsiyor. Hollywood’da yapay zekaya ve gelecekte robotların tüm dünyayı ele geçireceğine dair kötü algıyı kırabilmek için Ridley Scott ve Yıldız Savaşları’nın “Prenses Lea”sı Carrie Fisher ile başka bir reklam çalışması gerçekleştiren IBM Watson, yeni çağın bilişsel çözümlerinde öncü ve yapay zekaya bilişsel kabiliyet yükleyebilmek için yoğun çalışıyor. Oscar Ödül Töreni sırasında yayınlanan Scott ve Fisher’lı farklı iki reklam çok ilgi çekse de insan düşünmeden edemiyor: Dünyanın tüm robotları toplansa, bir Ridley Scott şaheseri ortaya çıkarabilirler mi? Nitekim, reklamda da Scott, görsel hikaye anlatıcılığı üzerine yaptığı araştırmaları anlatan Watson’a, “çok güzel evlat ama bunlar film için yeterli değil” diyor. Elbette son yıllarda ortaya çıkan vasatın altında metinlerin yazarlarından, kötü reklam filmlerinden daha iyi işler ortaya koyabilir sanal zeka, buna şaşırmam. Ama bir Spike Jonze olur mu, hiç sanmam.

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.