Reklamcılıkta herkes kendi yolunu çiziyor

Bu ay Kuşak Farkı sayfalarımızda Leo Burnett’in Jr. Metin Yazarı Enes Hadzibegoviç, “asla vazgeçme” diyen Kreatif Direktörü Oktar Akın’a sorularını yöneltti.

Kuşaklar yerine dönemler demeyi tercih eden, empatinin reklamcılıktaki en önemli detay olduğunu vurgulayan ve “asla vazgeçme” diyen Leo Burnett Kreatif Direktörü Oktar Akın, aynı ajansa stajyer olarak başladıktan sonra Jr. Metin Yazarı olarak mesleğine devam eden Enes Hadzibegoviç’in sorularını yanıtladı.

Enes Hadzibegoviç Farklı kuşaklardaki tecrübeli insanlarla çalışmak yani kuşak farkının sektördeki yansıması benim için çok olumlu. Sen de aynı şekilde düşünüyor musun yoksa olumsuz mu bakıyorsun?
Oktar Akın Bence kuşak farkı iğrenç bir şey diyerek başlamak istiyorum. Kuşak farkı lafı bana tuhaf geliyor aslında. Dünyada kuşaklar diye bir şey yok, dönemler diye bir şey var. Dönem içerisinde de dünyada birtakım şeyler daha öne çıkıyor, daha önem kazanıyor, daha değerli oluyor. O dönemde yaşayan gençler de bunu en fazla sahiplenen kesim oluyor. Aslında benim kuşaktan anladığım şey bu. Bu dönem de sizin döneminiz. Dünyadaki gelişmelere daha açık olduğunuz, onları kullandığınız ve onlarla hayata daha fazla değer kattığınız bir dönem. Daha genç olan dönem daha çok merak uyandırıyor. Ben bunun muhteşem bir şey olduğuna inanıyorum. Özellikle de reklamcılıkta. Çünkü reklamda hep yeni olmak zorundasın, hep o anda olmak zorundasın, hep o dönemin diliyle konuşmalısın ve o dönemin yarattığı hislerle hareket ediyor olman lazım.

Enes Hadzibegoviç Jr’larla yeterince empati kurabildiğini düşünüyor musun? Yani olayları sadece kendi gözünden değil de bizim gözümüzden de değerlendirdiğin oluyor mu?
Oktar Akın İlk soruna bakacak olursak ben genel olarak empatik olmaya çalışıyorum. Bu yoldaki teyzeler için de, sizin için de, kendi ailem için de geçerli. Mahallen için de iş yerin için de genel olarak empati kuruyor olman gerekiyor. Devamlı empatik olmak zorundasın. Kendi Jr’lığıma baktığım zaman hep şu kaygım vardı: Bir şey anlatıyorum, o kadar zaman düşünüyorum ama bana eleştirel davranıyorlar. Benim kabul etmediğim, bu doğru değil dediğim şey işle ilgili, seninle ilgili değil. Evet, reklam yaratıcıları duygusal insanlardır ama bu konuda çok da duygusal olmamak lazım. Çünkü üzerine konuştuğumuz şey sen değilsin, üzerine konuştuğumuz şey iş. Bu karşı tarafta ben bu kadar zaman harcadım adam iki kalemde sildi gibi anlaşılıyor olabilir.

Enes Hadzibegoviç Güncel kalmaktan bahsettik. Teknoloji değişiyor ve klişe de olsa sektör de dijitalleşiyor. Müşterilerin ajanstan beklentileri değiştikçe senin de benden beklentilerin değişiyor mu?
Oktar Akın Tabii ki. Aynı şekilde senin de benden beklentilerin değişiyor. Sektör dijitalleşiyor dedin ya aslında oturup bir saat bunun üzerine konuşabiliriz seninle. Bu kavrama çok inanmıyorum ben. Tabii ki de bütün dünya dijitalliğe gidiyor. Dünyanın son 15 senelik tarihini incelediğin zaman dünya bir yere gidiyor zaten. İnsanla birebir ilişki kurduğumuz mesleğin de oraya doğru kayması ve ona yönelik kasların gelişmesi gayet normal. İşe alacağımız arkadaşlarla görüşme yaparken tabii ki kaslarını öğrenmek istiyorum. Tamamen bu dünyadan kopmuş, dünyayla ilgilenmeyen insanlarla beraber çalışmanın çok zor olacağını düşünüyorum.

Enes Hadzibegoviç Kreatif direktörlüğe geçiş senin için nasıl bir süreçti? Sorumluluğun artması seni korkuttu mu?
Oktar Akın Uyuyamıyordum, öyle söyleyim. 7 sene oldu kreatif direktör olalı. Büyük bir korku ve baskıyla geliyor bu sana ama bir süre sonra bunun o kadar korkulacak bir şey olmadığına inanıyorsun. Sana bir şey teklif ediliyorsa ve altından kalkamayacağını düşünüyorsan hemen kabul et. Zaten daha sonra altından nasıl kalkacağını öğreneceksin. Yaratıcı yönetmenin de işi zor diye düşünüyorsun ya hep. O seviyeye geldiğin zaman “benim de işim zor” diye düşünmüyorsun. Çünkü kasların gelişmiş oluyor. Bir şekilde onu yapabilecek hale gelince o seviyeye de geliyorsun.

Enes Hadzibegoviç Peki sektördeki eski günlerini özlediğin oluyor mu? Kreatif direktörlüğün öncesi ve sonrası çok keskin bir milat mı senin için? Art kökenlisin. Zamanında ne güzel tasarım yapardım, ödüllük bir şey çalışırdım mı diyorsun yoksa bir doymıuşluk mu var?
Oktar Akın O kadar keskin bir geçiş dönemi yaşamıyorsun. Tasarım yapmak istiyorum ve yapıyorum da tabii. Zaman zaman alıp broşür bile yapıyorum. Durduramadığım bir güdü. Logo yapıyor musun? Evet yapıyorum. Ama şu anlama gelmiyor: En iyi logoyu ben yaparım, en iyi posteri ben tasarlarım gibi bir şey yok. Ama canım arada sırada yapmak istiyor. Böyle zamanlarda da kendimi durdurmuyorum. O işin içerisine ne kadar girersem o kadar hoşuma gidiyor.

Enes Hadzibegoviç Kreatif direktörlük seni otoriter bir insan yaptı mı? Bizimle abi kardeş ilişkin var aslında. O mantıkla yaklaşıyorsun ama onun yanında bir de otoriter tarafın var. Bu kreatif direktörlükten sonra değişen bir şey miydi?

Oktar Akın “Yine otoriter bir güne uyanıyorum” diye güne başlamıyorsun. Ben otoriter olup olmadığımı bilmiyorum, bu senin söylediğin bir şey. Otoriter çok korkunç bir kelime bence. Biraz daha sahiplenen diyelim. İşimi biraz fazla sahiplenirim. İşimi fazla sahiplendiğimde bütün aklımla, kalbimle, beynimle, fiziken orada olmak isterim. O sırada fikir konuşuluyorsa düşünülüyorsa benim yüzde 100 orada bulunuyor olmam lazım. Bu da beraberinde bir ciddiyet getiriyor olabilir, onu bilemem. Ama “şimdi otoriter olayım ve herkes benden korksun” şeklinde başlamıyorum güne. Onun da doğru bir yönetici tavrı olduğuna inanmıyorum. Ne kadar sizle berabersem işimi de o kadar iyi yapmaya çalışıyorum.

Enes Hadzibegoviç Otoriter derken ben de hiyerarşik bir şeyden bahsetmiyordum. Sana uzaktan bakınca ben yine de bu adamı çok sinirlendirmemeliyim, tersi pis olabilir gibi bir izlenime kapılıyor insan. Bunu bilmek seni rahatsız eder mi?
Oktar Akın Böyle bir his yaratmak istemiyorum insanlarda. Bu hoşuma gitmedi komiğime gitti. Çok sert yapılı, çok sert mizaçlı bir insan olduğumu düşünmüyorum. Ama bazı konu ve zamanlarda çok ciddi olduğumu kabul ediyorum.

Enes Hadzibegoviç Bazı insanlar “sürekli ajans değiştir, yoksa kendini daha zor geliştirirsin” bazıları da “daha uzun kal, bir şeyler öğren” der. Sence genç kuşak sık sık ajans değiştirmeli mi yoksa bulunduğu yerde birkaç sene geçirmeli mi?
Oktar Akın Bunun cevabı yok. Herkes kendi yolunu çiziyor reklamcılıkta. Yeni nesil şöyle yapsın, şöyle davransın diye bir şey diyemem. Senin yolun neyse, senin için doğru neyse, senin için başarılı olmak ve daha yaratıcı olmak neyse onu sen zaten bulacaksın. Ben 4 ya da 5 ajansta çalıştım bugüne kadar ama 8-9 ajans değiştirmiş arkadaşlarım da var. Onlar mı başarılı yoksa ben mi başarılıyım sorusunun cevabı yok. Onların maaşı mı yüksek benimki mi, onun da cevabı yok. O yüzden nerede kendini değerli hissediyorsan, nerede kendini daha iyi hissediyorsan, nerede insanların yüzüne güldüğünde onların da sana güldüğünü görüyorsan orada kal derim. Bunun tersi olan yerler olmayacak mıdır? Mutlaka olacaktır. Ayaklarının geri geri gittiği, içinde bulunmaktan hoşlanmadığın, devamlı tartışma ve negatifliğin olduğu yerde de çok fazla durmanı tavsiye etmiyorum. Çünkü günün sonunda insan olarak, kalbinle bu işi yapıyorsun. Çok yerde gezersen maaşını artırır mısın onu bilmiyorum.

Enes Hadzibegoviç Bazen saatlerce çalışıyoruz ve büyük umutlarla fikrimize aşık oluyoruz. Geliyorum, uzun bir şey anlatacağım, daha ikinci cümlede “hayır” diyorsun. Bunu yapmak senin hoşuna gidiyor mu?
Oktar Akın Sabah şöyle geliyorum: Enes odaya gelse şöyle bir fikir anlatsa da ikinci cümlede hayır desem. Tabii ki hoşuma gitmiyor. Bunu netleştirelim, şu konuda içinin rahat olması gerekiyor. Yapılan eleştiri –yaratıcı yönetmenlerin hepsi için geçerli bu- kesinlikle şahsına yönelik değildir, işle alakası vardır. Enerjinin çok iyi kullanılması lazım bizim sektörde. 100 enerjin varsa bunun yüzde 100’ünü kullanıyor olman lazım. Bir fikir bulduğunda –bu benim için de geçerli hala- herkes fikrine aşık olur. Ama fikrinle evlenmiyor olman lazım. Senin 15 dakika boyunca olmayacağını bildiğin bir fikir için kendi enerjini harcamanı istemiyor olabilirim. Kendini çok yormadan o fikri orada sonlandıralım ki kalan 13 dakikada bambaşka bir fikir buluruz seninle ve bambaşka yerlere doğru ilerleriz düşüncesindeyim.

Enes Hadzibegoviç Bulunduğun ajansı ve yeri kolay özümseyen biri misin? Bizde Human Kind felsefesi hakim ve konuşmalarımıza baktığımızda sen de bu kitabı hatmetmiş birisin. Yarın başka bir ajansa gitsen onların da felsefesini hemen benimser misin?
Oktar Akın Burada çalışıyorum diye Human Kind’ı sevmiyorum ben. Human Kind’ı sevdiğim için burada çalışıyorum. Bunlara girdiğim ve Human Kind’ı okumaya başladığım zaman acayip etkilendim. Leo Burnett’in içindeysen ve Human Kind’a inanıyorsan tabii ki bütün işlerini onun paralelinde yapıyor olman lazım.

Enes Hadzibegoviç Bundan 3 sene önce Leo Burnett’e stajyer olarak başladım. Sadece kurallı Türkçe cümle kuran biriydim. Öğrenmeye aç bir insandım. Bir gün sokakta fikir düşünürken seni gördüm caddenin karşısında; insanları, geçen otomobilleri izliyordun. Bu adam kreatif direktör ve demek böyle bir metodu var dedim. Sonra yeşil yandı ve sen karşıya geçtin. Meğer sadece ışığı bekliyormuşsun. Fikir üretmek için kendi metot ve tarzın var mı yoksa sen de herkes gibi daha çok çalışıp araştırıyor musun?
Oktar Akın Ben çok fazla bakarım. Kırmızı ışıkta beni gördüğün an bile muhtemelen bir şeylere bakıyordum, doğru görmüşsün. İnsanları inceliyor olmak benim en çok sevdiğim şeylerden. Metroya bindiğim zaman bile bunu durduramıyorum. İçerde bulunan biriyle ilgili kafamda devamlı bir şeyler yazarım, fiziksel mekanla ilgili bir şeyler düşünürüm. Metodum kendimi sürekli açık tutmaya çalışmak. Bir yerde göreceğim bir hareket, bir binanın köşesinde göreceğim bir boyama, birisinden duyacağım bir laf… Bunların hepsi bir gün birleşip bir yerde fikir olarak bana gelecektir diye düşünürüm. O yüzden kendimi de her an açık tutmaya çalışırım. O yüzden fikirler ya duşta ya tuvalette gelir diye konuşulur. O anda fikir gelir sana. O fikir geldiği anda da senin hazırlıklı olman gerekir.

Enes Hadzibegoviç Bu sektörün insana yaydığı bir virüs gibi bir şey herhalde. Bazen yaptığım ve çok beğenilen işler oluyor. Karşındaki kişi bu fikrin metrobüste ya da tuvalette bulunduğunu bilse aynı şekilde düşünür mü diye düşünüyorum.
Oktar Akın Sen beynini hazırlıyorsun, hazırlıyorsun. Aslında o 5 saatlik süreci sonraki çalışma için hazırlıyorsun. 5 saat boyunca kafanı patlatıp bir şey bulamadığını zannediyorsun ama aslında beyninde bir şeyler işlemeye başlıyor. Sen o işi bırakıp beynin rahatladığı anda o fikir çat diye gelip seni buluyor. Yani sen fikir bulmuyorsun, fikir seni gelip buluyor.

Enes Hadzibegoviç Bana tavsiye vermek istesen ilk aklına gelen ne olurdu?
Oktar Akın Vazgeçme derim. İşle ilgili bir şeyden bahsetmiyorum, hayatla ilgili asla vazgeçme diyorum.

Enes Hadzibegoviç Boğazda akşam rakısı mı Mersin’de öğlen rakısı mı?
Oktar Akın Mersin’i tercih ederim. Çünkü Mersin bir özlem benim için. Zararsız, eğlenceli, en güzel, en güneşli, en sıcak… İstanbul yaşadığımız, eğlendiğimiz ve işimizi yaptığımız yer ama öğlen dediğin bir kaçış anı ya, o da benim için eşittir Mersin.

Enes Hadzibegoviç Star Wars mu Indiana Jones mu?
Oktar Akın Star Wars. Çünkü çok daha fazla bölümü var. Star Wars’u da Indiana Jones’u da küçükken izlediğim anı unutamam. Ama hayatın her yerinde hep Star Wars var.

Enes Hadzibegoviç Bunu animasyon mezunu Oktar Akın’a soruyorum. Ghost in the Shell mi Akira mı?
Oktar Akın Akira. Akira’nın da ilk çizgi romanını okudum filmini izlemeden önce. Akira’yı 20 kez Ghost in the Shell’i de bilmem kaç kez izlemediysen bir kere seni adamdan saymazlar.

Enes Hadzibegoviç Reklamcılıkla ilgili kitaplar mı edebi kitaplar mı?
Oktar Akın İkisi de tabii ki. Hayatımda bir dönem reklamcılıkla ilgili çok fazla kitap okudum. Bu çok eğlenceli geldi çünkü bana. Bir sürü yerden bir şeyler öğrenmek, farklı yorumlar almak…

Enes Hadzibegoviç Reklamcılığı bu hafta ofiste bırakayım diyor musun?
Oktar Akın Reklam yaratıcılığı hiç durmuyor ki. Bu hafta reklam düşünmeyeceğim. Hah! Kesin düşüneceksin!

Enes Hadzibegoviç Filtreli mi filtresiz mi? Ne olduğunu biliyorsun, Instagram değil.
Oktar Akın Filtreli.

Röportajın tamamını videodan izleyebilirsiniz:

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Ağustos 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.