Genç her zaman yeniliği çağırır

Deeper Yönetici Ortağı İhsan Özçıtak, Deeper’da yazılım mühendisi olan Doğukan Aydoğdu’nun hem usta çırak ilişkisine hem de dataya değindiği sorularına cevap verdi.

Uzun bir süre tiyatroyla uğraştıktan sonra reklam sektörünün içerisine giren ve Deeper ile birlikte dataya dair pek çok işe imza atan İhsan Özçıtak; tamamı gençlerden oluşan ekiple çalışmanın nasıl olduğunu anlatırken Donald Trump’ın kampanyasında verinin nasıl kullanıldığına dair birçok bilgiyi ve verinin önemini paylaştı.

Doğukan Aydoğdu Kristal Elma’da bir konferans sonrası da senin yanına gelerek isteklerimi anlattım. Sen de karizmatik hareketle kartını uzatıp “sen gel çözeriz o işi” dedin. Her zaman gençlere karşı böyle mi yaklaşıyorsun yoksa ben iyi anına mı denk geldim?

İhsan Özçıtak Ben kulüpçü bir gelenekten geliyorum. Boğaziçi Üniversitesi’nde kulüpte bulunup sonrasında da başkanlık yaptım. İş hayatımda da hep kulüpçü kafasıyla devam ettim. Dolayısıyla gençlere mümkün olduğu kadar ön açmak alışkanlığım diyebilirim. Ama orada sana hemen kartımı uzatmam ve “gel beni bul” dememin sebebi senin de bizim aradığımız profile denk düşmenle alakalı. Biz burada yeni bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ve reklam sektöründe nasıl yaratıcı olabilirim diyen bir yazılımcıyı bulmak bizim için de iyi bir şeydi. O yüzden ben de sana hemen gel dedim.

Doğukan Aydoğdu Buradaki yaş ortalaması 23-24. Gençlerle çalışmak senin için nasıl bir duygu ve avantajları ile dezavantajları neler?

İhsan Özçıtak Bizim işimiz ağırlıklı olarak gençlerle yapılıyor. Öyle olmasında da fayda var çünkü gençlik araştırma anlamına geliyor. Yeni bir şey öğrenmeyi 23-24’ünden sonra bırakmaya meyilli bir organizmayız biz. Öğrendiğini öğreniyorsun, sonra beynin de küçülüyor. Dolayısıyla reklam dediğin şey ve genel anlamda iletişim sektörü yenilik ve araştırma temelli bir yer. Mümkün olduğu kadar genç insanlarla çalışıp onların enerjisini, araştırma ve yenilik arayışını kullanmakta fayda var. O yüzden ne kadar fazla genç varsa bir yerin yenilikçi olma olasılığı da yükseliyor. Zaten bizim binanın genel durumu da onu görteriyor. 30’u geçen çok az insan var. 40’ı geçen sadece Öner’le ikimiz varız, o kadar. Bana çok küçük geliyorsunuz onu itiraf edebilirim.

Doğukan Aydoğdu Şu an sen ustasın ben de senin çırağınım. Senin ustan kimdi ve onunla olan ilişkin seninle benim ilişkim kadar samimi miydi? Biz senin yanında kendimizi çok rahat hissediyoruz. Sen de bu kadar rahat mıydın?

İhsan Özçıtak Öncelikle böyle düşündüğün için teşekkür ederim. Ben sektöre biraz geç girdim. Bu yüzden sektörde pek Jr.’lık yaşamadım. Sektöre çağıran arkadaşlarım vardı ama ben idealisttim, tiyatrocu olacaktım. O yüzden uzun süre sektöre girmekte direndim. Ama ustam var: İlk girdiğim reklam ajansının ajans başkanı Levent Kavuzlu. Benzer bir ilişkimiz vardı, hala sık sık görüşüyoruz. O süper sakin bir insandı, bense eskiden bu kadar sakin biri değildim. Bu işte dişlerini sıkabilme, müşteriyi yönetebilme, sinirlenmeme çok önemli. Yaratıcılığın ötesinde bu süreçleri de yönetebilmek gerekiyor. Özellikle ilk yıllarımda antideprasan yerine onun bilgeliğine başvurdum diyebilirim. Çünkü ondan çok şey öğrendim.

Doğukan Aydoğdu Kuşak ve kuşaklar arasındaki davranışsal farklılıkları nasıl anlatabilirsin?

İhsan Özçıtak Bunlar ilk kez oluyormuş gibi anlatılıyor ama ilk kez gençler ya da ilk kez yaşlılar yok. Bu bir döngü. Teknoloji kullanımı sebebiyle bugün kuşaklar arasında belirli farklar var ama binlerce yıldır değişmeyen bazı şeyler de var. İnsan aklı şöyle çalışıyor, arılardan örnek vereyim. Bir arı kovanının yüzde 90’ının üzeri “ben buradan nereye kadar uçuyorum, oradan ne kadar polen getiriyorum, bana artı bir şey kalıyor mu” üzerine çalışır. Eğer ona artı bir şey kalıyorsa o algoritma üzerinden çalışır. Ama arı kovanının yüzde 10’u her sabah nereye gittiğini bilmeden ve hesabını yapmadan gezer. O işin araştırma kısmıdır. Çünkü onlardan bazıları bir gün kimsenin gitmediği bir yeri bulur ve o sayede arı kovanındakiler elindekiler bittiğinde dağılmaz. Bu yapılmazsa o kovan devam edemez. Genç de her zaman yeniliği çağırır. Genç gelir bakar, bu dünyayı beğenmez ve yeni bir şey yapmaya çalışır. Bu hep böyledir ve böyle olmak zorunda. Çünkü bunun arkasında evrimci bir paradigma çalışıyor. Bunu yapmayan toplumlar zaten kendilerini geliştiremezler.

Benim işim finans. Ben Boğaziçi Ekonomi mezunuyum, hiç sevmedim. Ne işim var burada diyerek mezun oldum. Bir finansçı 20 yıl boyunca aynı işi yapabilir ve bu iyi bir şeydir, kafası da ona göre çalışır. Bizim için iş böyle değil. Daha evvelden yaptığın işin benzerini yaptığında tatmin olmadığın hatta tiksindiğin bir davranış modelini geliştirmen gerekiyor. Bu normal akışa uygun değil. O yüzden burası bu kadar gençlerle dolu, sektör gençler üzerinden ayakta duruyor. O yüzden kuşak farkı var ama böyle olmak zorunda. Bu döneme ait konuşacaksak asıl tartışmanın şurada olması gerekiyor: Kuşaklar arasındaki farklardan ziyade gerilim noktaları nedir? Bu ürünü markalara nasıl satacağız diye bakarak bu işi çözemeyiz. Geniş sosyolojik bir tabandan bakmak gerekiyor. O zamanda şunu tartışman gerekiyor. İngiltere’de Brexit’in tarafları kimlerdi, Amerika’da Trump’a kim oy verdi? Böyle baktığın zaman burada bir kuşak farkı ve gençlerle yaşlılar arasında bir çekişme var. Aynı zamanda şehirlerle kasabalar arasında çekişme var. Yani kozmopolitlikten beslenen, çoğulluktan mutlu olan ve çoğullukta fırsat arayan insan kümeleriyle; çoğulluktan ve çoğulculuktan ürken, ondan hoşlanmayan, içe dönmeye çalışan, kendine benzeyen insanlarla yaşamaya çalışan insan kümeleriyle arasında bir “savaş” var. Bu global bir savaş. Sadece kuşak farkıyla ne burayı açıklayabilirsin ne de dünyayı açıklayabilirsin. Başka gerilim noktaları var. Yaşlı-genç, şehir-kasaba ve bence hepsinden önemlisi kadın-erkek gerilim noktası var.

Doğukan Aydoğdu Buraya ilk geldiğimde içeride bir sürü masa vardı ama bir hafta sonra öğrendim ki bunların hepsi farklı sektörlere hizmet veren farklı şirketler. Biraz binayı anlatabilir misin?

İhsan Özçıtak Bu binanın kilit taşı BLAB. Onlar çok güzel işler yaptılar ve yeni girişimlere de başladılar. Bu binada yeni bir şey deneniyor. Biz Deeper’ı yeni kurduk, bir data şirketiyiz. Data merkezli reklamcılık yapıyoruz. Kreatifi biraz data mıncıklayarak bulmaya çalışıyoruz. En alt katta KALT var. KALT zaten nevi şahsına münhasır bir oluşum. Hayranları az ama bol. Contentus var içerik ajansı. Müşterimiz pek ortak değil ama birbirimizden çok şey öğreniyoruz, deneyerek devam ediyoruz. Böylelikle yeni bir kültür örgütlemeye çalışıyoruz.

Doğukan Aydoğdu Datanın bizim hayatımızdaki yeri eskiden neydi, şimdi ne?

İhsan Özçıtak Her geçen gün katlana katlana daha çok data birikiyor herkesin elinde. Senin kimliğinden bağımsız olarak toplanan datadan insan topluluklarına dair çok net bilgiler çıkabiliyor. Mesela bir insan kaynakları firması işe yerleştireceği insanlara anket yapıyor. Bu kişilerin başarısını belirleyen en kritik faktör hangi okulu ya da bölümü bitirdikleri değil, hangi tarayıcıyı kullandıklarına göre ortaya çıkıyor. Sadece hangi tarayıcıyı kullandığının üzerinden senin iş hayatında başarılı olacağın öngörülebiliyor. Adil mi? Çok emin değilim ama çalışıyor.

Datanın hayra nasıl kullanılacağını bulmak gerekiyor. Biz mesela açık datayla ya da sosyal medyadaki datayla düzgün bir şekilde yapmaya çalışıyoruz ve ana amacımız insanların ilgilendikleri içerikleri bulması. Mesela şu an New York’ta müthiş bir iş yapılıyor, The Human Project diye. 10 bin gönüllü New Yorklunun bütün datası toplanıyor. Moleküler seviyeden sosyolojiye kadar 10 bin insanın datası kullanılıyor. Daha iyi kamu politikaları oluşturmak, daha iyi sağlık politikaları, eğitim politikaları oluşturmak için böyle de kullanılabilir. Ya da bizim devlet başkanımıza kim küfretmiş diye adam avlamak için de kullanabilirsin.

Teknolojinin gelişmesi böyle bir şeydir. Radyoyla Hitler’in başarısı arasında bir kolerasyon var. Çünkü radyodan önce popülist bir liderin bütün bir topluma ulaşma şansı yoktu. Hitler’in insanlara bu kadar hızlı ulaşmasının sebeplerinden biri radyo, teknoloji. Aynı şekilde sosyal medya insanları şahinleştiriyor. Sosyal medya Trump gibi karakterlerin bütün kurumları bypass edip daha dev kabileler oluşturmasını da sağlıyor. Teknoloji hep böyledir. Teknoloji gelir ve insan toplumları ona adapte olurlar.

Doğukan Aydoğdu Yani data sayesinde ya kişiye özel kanser tedavisi üreteceğiz ya da Person of Interest’in çok çok kötü bir versiyonunu yaşayacağız…

İhsan Özçıtak İkisi aynı anda da olabilir. Bugün AI, şüphesiz ki tek bir doktorun tarayamayacağı kadar makaleyi tarayıp çok daha yararlı sonuçlar verecek. Belki ilerde bunu bir doktorun yardımcısı olarak belki tek başına yapacak. Belki de özel implantlarla doktorlar bu datalara Matrix’teki gibi erişecekler. Bunu şu an bilmiyoruz ama önemli bir kırılma noktasında olduğumuzu ve öğrenen algoritmalar ve AI’nın bizim hayatımızda enteresan şeyleri ortaya çıkartacağını biliyoruz.

Doğukan Aydoğdu Trump’ın uyguladığı kampanyadan bahsedebilir misin?

İhsan Özçıtak İşe yarar kısımları da abartılı kısımları da var. Hem Brexit kampanyasında hem de Trump’ın kampanyasında çalışan Cambridge Analytica’nın yaptığı insanların Facebook beğenileri üzerinden temel 5 büyük psikolojik özelliğe göre sınıflandırılması hikayesi. Verdikleri güzel ve basit bir örnek var. Cumhuriyetçi Parti, silah bulundurma ve kullanma hakkını savunuyor. Bunu farklı insanlara şöyle gösteriyorlar: Duygusal dengesi düşük ve sigorta alma eğilimi yüksek olan insanlara camı kıran bir eli gösterip evde silah bulundurmak aynı zamanda bir sigortadır diye bir iletişim yaparken; aile babalarına bir baba ile çocuğun kuş avına çıktığını göstererek bu bizim geleneğimizdir diyerek tamamen başka bir yerden gidiyor. İddiaları şu: Bir kuşak sonra insanlar tek bir kampanya görmeyecekler. Herkes kendi psikolojik segmentine göre özelleştirilmiş planlar görecek. Bildiğimiz kampanyalar yok olacak görüşündeler ama ben katılmıyorum. Çünkü fazla analitik ve bireyci yaklaşıyorlar. İnsanlar böyle davranmıyor. İnsanları topluca hareket ettirecek duygusal yayılımı sağlayacak kampanyalar her zaman olacak.

Doğukan Aydoğdu Peki bizden memnun musun?

İhsan Özçıtak İlk soruna geri dönersen gençlerle çalışmaktan çok memnunum. Çünkü devamlı olarak yeni bir şeyler bulmaya ve öğrenmeye çalışıyoruz. Ben hala düzenli olarak yeni bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Dolayısıyla bu kadar genç insanla birlikte çalışmak enerji verici oluyor.

Doğukan Aydoğdu Biz mola verdiğimizde Facebook ya da Twitter’a bakıyorsak sen kulaklığını takmış bir şeyler izliyor oluyorsun ya da bir şeyler okuyorsun. Ben şu an bunu yapamıyorum. Eğer mola vermem gerekiyorsa bunun mola olması gerekiyor. Sende bu özellik hep mi vardı yoksa tecrübeyle gelen bir şey mi?

İhsan Özçıtak Vardı açıkçası. Ben okuyan bir çocuktum. Sektörde çalışırken kendini disipline etmek zorunda kalıyorsun. Çünkü bu yoğun çalışma saatleri olan bir sektör ve senin zamanının çoğunu alıyor. Kalan az zamanını kendini yenilemek için nasıl kullanırsın sorusunun cevabını bulabilmek için taktikler geliştiriyorsun. Mesela ben çok podcast dinlerim. Pocket kullanıyorum, tavsiye ederim. Düzenli olarak önüme çıkan, okumam gereken malzemeleri buraya atıyorum. Attığım her 3 şeyin ancak 1’ini okuyabiliyorum ama bu da bir şeydir. Devamlı olarak yeni bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum, bu beni dinç tutuyor. Bir de bundan keyif almak lazım. Ben bir şey öğrendiğim zaman çok heyecanlanıyorum ve onu size anlattığımda daha da heyecanlanıyorum. Bilgi’de ders veriyorum ve oradaki temel motivasyonum da bu. Bende böyle geçerli ama sende böyle olacak diye bir şey yok. Mesela yaratıcı birçok insan için o büyük molalara ihtiyaç var. Çünkü oradan bir kıvılcımla geri dönebilirsin. Herkes kendi zihnini tanımalı ve onu doğru şekilde nasıl kullanacağının formülünü de bulmalı.

Doğukan Aydoğdu Çalışırken seni en çok ne motive ediyor?

İhsan Özçıtak Şu anda yeni bir şeyler yaptığım için çok motiveyim. Bir sene oldu ben Türkiye’ye döneli. Çok fazla yeni şey öğrendik. Bu beni motive ediyor. Bir sene sonra çok daha fazla şey biliyor olacağım. Kimsenin ayak basmadığı yerlere ayak basmaya çalışıyoruz. Bu heyecan verici.

Doğukan Aydoğdu Eskiden daha kolay ama şimdi daha zor olan ne var sence?

İhsan Özçıtak Yaratıcılık hiçbir zaman kolay değildi ama müşteriyle kurulan ilişkiler eskiden daha kolaydı. Mad Men tarzı, bu Türkiye’de 80’li 90’lı yıllara tekabül ediyor, reklamcının müşteriler üzerinde daha fazla karizmasının olduğu, dediğinin yapıldığı bir zamandan hızlıca reklamcıların –özellikle 2000’li yıllarda- markalar ne derse reklamcılar da onları eğleyici olarak uyguladığı, çok fazla söz hakkının olmadığı günlere doğru gidildi. 2005, 2007 gibi yıllarda BLAB gibi bir ajansın ortaya çıkma ihtimali yoktu. Çünkü BLAB yaptığı işlerin arkasında duran ve bunu savunan bir ajans. Sosyal medyada görünürlük şansınız olmasaydı BLAB’ın iki buçuk dakikalık ama herkesin konuştuğu filmler yapma şansı olmayacaktı. Bugün internetin varlığı, sosyal medyanın varlığı yaratıcıların gücünü tekrar kendi ellerinde toplamaları için bir fırsat veriyor. Dolayısıyla reklamcılığın geleceği için, yaratıcılık açısından daha ümitliyim.

Röportajın tamamını videodan izleyebilirsiniz:

Bu yazı ilk olarak Campaign Temmuz 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.