Poyraz Sayan: “Barselona freelance çalışmak için doğru adres”

Türkiye’deki çeşitli reklam ajanslarında metin yazarlığı yaptıktan sonra gözünü Barselona’ya çevirmiş bir isim, Poyraz Sayan.

Yurt dışı deneyimlerini bizimle paylaşan Poyraz, şu sıralar hem eğitimine devam ediyor hem de freelance kreatif olarak çalışıyor.

Kendimi bildim bileli reklamlar hep ilgimi çekti. Daha küçük bir çocukken bile reklamları izlemek çok hoşuma gidiyordu çünkü her 30 saniyede bir yepyeni hikayeler anlatıyordu reklamlar. Bir çocuk için odaklanması kolay, eğlencesi bol. Biraz daha büyüdükten sonra en yakın arkadaşımla reklamcılık oynamaya başladık. O art direktör oluyor ben yazar, sabaha sunum yetiştiriyoruz gibi değil tabii. Reklamlarda gördüğümüz hikayeleri tekrar yazıyorduk ve hikayeyi kendimize göre farklı ve komik yerlere çekiyorduk. Reklamcı olmaya daha küçücük yaştayken karar verdim. Bu sebeple hedefim hep reklamcılık oldu.

Üniversitede reklamcılık okudum ve mezun olduktan sonra TBWA\Istanbul, Happy People Project ve son olarak Concept’te toplam 3,5 sene kadar bir süre reklam yazarlığı yaptım.

Stajyerliğimin ilk gününden beri ajansların içerisinde yazar ve art direktör diye bir ayrım olmasını garip buldum. İnsanların başına “yaratıcı” sıfatını koyduktan sonra “ama sen sadece yazarak yaratabilirsin, sen de çizerek” tutumu hep eski bir tutum gibi geldi bana.

Bu tutumu biraz da olsa kendi kendime yıkmaya çalıştım, birkaç başlık fikrimi ilanlaştırarak sundum ama “ilan yapan yazar” olarak ciddiye alınmadım. Bunun üstüne ben de yazarlığa odaklandım. Fakat 3,5 sene sonra içimde hala bu tutumun yanlış olduğu hissi vardı. Bu süre içerisinde art direktörlük yapan partnerim Olga bana 3D tasarım ve motion design’a başlamamı tavsiye etti. Onun da yardımıyla ajans dışındaki bütün boş zamanlarımda kendimi bu konuda geliştirmeye adadım. Devamında Barselona’da 3D motion design mastırına kabul aldım. 8 aydır Barcelona’da okuyorum. Geçtiğimiz ay ilk kısa animasyonum “Teleporting Jerred”, Pictoplasma Festivali kapsamında Berlin’de gösterildi. Beni de davet ettiler, sahnede izleyicilerin sorularını cevapladım. Bir “yazar” olarak bunu başarmış olmam az da olsa insanların kafasındaki tabuları çatlatmış, birilerine cesaret vermişse ne mutlu bana. Şu an hala Barselona’da okuyorum, bir yandan freelance olarak yazarlık ve 3D tasarım/Motion Design işleri yapıyorum, bir yandan da kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Daha kariyerimin başında bir stajyerken ilk müşterim BMW ve Borusan Oto oldu. Yeni başlayan bir yazar için eğlenceli ve eğitici bir müşteriydi. Daha sonrasında 2015 yılında ilk hatırı sayılır katkı yaptığım filmim Ülker Maltana yayınlandı. TBWA’den sonra Happy People Project’te “Detan varsa sinek yok, sinek varsa Detan yok!” işimizle Kristal Elma ve Effie ödülleri aldık. İlk defa yaptığım bir iş ödülle taçlandırıldı. Bu sebepten Detan’ın yeri bende ayrıdır. Concept’te de “Mix&Go; Küçük Ev Aletlerinden Büyük Gıybet” işi ile Kristal Elma, Altın Effie, Felis, Kırmızı ve Doğrudan Pazarlama ödüllerini aldık. Yaptığım son işlerden olan Vestel Anneler Günü kampanyası #evedeğilanneme ile Kristal Elma ve Altın Felis aldık.

Yurt dışında çalışma fikri ne zaman ortaya çıktı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım hep orada olduğu.

Farklı şehirlere, ülkelere gitmek insanın her zaman ufkunu genişletir, özellikle insanın konfor alanın dışına çıkması çok daha üretici olmasını sağlıyor. Bu da yurt dışına gitmek için benim motivasyonum oldu.

3D tasarım öğrenmeye yeni başladığım için bu alanda alacağım bir master eğitiminin bana katkısı olacağını düşündüm. Okullara başvurdum. Kabul aldıktan 3 ay sonra yurt dışı macerası başladı.

Şu an freelance reklam yazarlığı, 3D tasarım ve motion design yapıyorum. Olga ile birlikte Tombik Studio adını verdiğimiz bir animasyon/tasarım/İllüstrasyon stüdyosu kurduk, bir yandan da onunla birlikte Tombik için iş üretiyorum. Burada bir yaratıcı olarak çalışmak çok farklı. Kraft işe verilen değer Türkiye ile kıyasladığınızda çok daha fazla. Kraft animasyon, 3D illüstrasyon daha popüler. Bu sebeple freelance olarak tutunmak bir tık daha kolay oluyor. Tabii, bu da daha dişli bir rekabet ortamı doğuruyor.

Barcelona’ya gelmeden önce İstanbul’da çalışıyordum. Yazın Barcelona’da sıcaklık çalışma saatleri üstünde çok büyük bir etken oluyor. Her şirket çalışanlarını rahatlatmak için farklı bir uygulamaya gidiyor (cuma günleri yarım gün gibi). Reklam ajansları dahil. Barcelona uluslararası bir şehir, her milletten kendi işini yapmaya gelen freelance sanatçı bulabiliyorsunuz. Co-working space’ler de oldukça popüler, güzel bir uluslararası network ortamı var. Dezavantaj olarak Kuzey Avrupa ülkelerine kıyasla İngilizce konuşma oranı çok düşük. Gençler bile İngilizceye çok hakim değil. Burada iş yapmak istiyorsanız az da olsa İspanyolcanın çok yardımı dokunacaktır.

Türkiye’deyken, yurt dışına gittiğim zamanla kıyasla çok değişimin olduğunu düşünmüyorum. Biraz panikli bir şekilde iş üretiliyor gibi hissediyorum, bu karmaşa içinde kraft işler biraz geri planda kalıyor gibi gözüküyor.

Yurt dışında çalışmak isteyenlere bir öneri vermek gerekirse, önce klasiklerden başlayalım. Opsiyonları iyi araştırın (hiç bilmediğiniz olanaklar ve fırsatlar karşınıza çıkabiliyor), biriktirebildiğiniz kadar para biriktirmeye çalışın, kolay olmama ihtimalini baştan kabul edin ve buna kendinizi hazırlayın.

Yurt dışında yaşayan çok fazla Türk’ün hikayesini dinledim, sektörden veya değil. Hepsinin ortak özelliği, kalmak için her yolu denemiş ve vazgeçmemişler. Şüpheye düşenler ve kararsız olanlar hep dönmüş. Kararınızı kesin olarak verin ve başarmak için vazgeçmeden çalışın. Son tavsiyem, seçme şansınız varsa, arkadaşınızın – tanıdıklarınızın olduğu şehirler seçerseniz, adaptasyon süreci daha kolay olacaktır.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 78. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.