Pınar Tatar: “Para artık ‘elimizin kiri’ değil!”

Avukat Pınar Tatar, teknolojik gelişmelerle birlikte dönüşen dijital ödeme yöntemleri hakkında yazdı.

Teknolojik gelişmeler ve modern toplumun yaşam biçimi, iş yapış ve alışveriş alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Para alışverişi gerektiren işlemlerde geleneksel banknot kullanmak yerine dijital ödeme yöntemlerini kullanmak çoktandır hayatımızın bir parçası.  

Dijital ödeme yöntemleriyle kredi kartları ve banka kartları vasıtasıyla tanıştık. Türkiye’de 1968 yılında Diners Club ile hayatımıza giren (dünyada ilk bilinen uygulaması ABD’de de 18. yüzyıl sonlarında olan) ve 1980’li yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan kredi kartları neredeyse her birimizin cüzdanına girmeyi başardı, hatta bizi olmayan paramızı harcayabileceğimize inandırdı. Daha sonra, elektronik para bir ödeme aracı olarak gündemde yer almaya başladı.

Şimdiye kadar bahsi geçen ödeme yöntemleri, yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından yasal paranın sayısal olarak sunulması ve elektronik olarak aktarılması yoluyla kullanılıyor. Yani, bunlar merkezi bir otoritenin düzenlemelerine tabi olup, bu otoritenin kontrolü altında geçerliliği olan yöntemler.

Parayla olan imtihanımız asıl bundan sonra komplike hale geldi. Sanal para veya kripto para olarak adlandırılan, merkezi bir otorite olmaksızın sanal ortamda yaratılan ve güvenin, tekrarı üretilemeyen şifrelerle sağlandığı ödeme araçları hızla popülerlik kazandı. Kripto paraların ilki ve en bilineni Bitcoin. Satoshi Nakamoto’nun 2008 yılında yayımladığı meşhur makalesi (‘‘Bitcoin: A peer to peer electronic cash system’’) ve Bitcoin’in arkasındaki teknolojik yapının detaylarından burada bahsetmeyeceğim. En basit deyimle, başarılı bir matematiğe dayanarak yaratılmış ve global bilgisayar ağı aracılığıyla organize edilmiş bir sanal para.

Bitcoin’i takiben yaklaşık 2060 tane farklı özelliklerde yeni kripto para oluşturuldu. Bunlar arasında en popüler olanlar Etherium, Ripple, Litecoin, Monero ve Zcash.

Hızla ünlenmelerine bağlı olarak, kripto paralara olan talep arttı ve kısa sürede değer kazandılar. Bitcoin’in değerinin yaklaşık 20.000 dolara ulaşmasının üzerinden 1 yıl bile geçmedi henüz. Birçok kişi tüketici vasfıyla ödeme aracı olarak kullanmaktan ziyade, değer artışından yararlanma iştahıyla kripto para sahibi (diğer bir deyişle ‘‘yatırımcısı’’) oldu. Ben bu kişiler arasında olmasam da, itiraf ediyorum, ani değer artışlarını takip ettikçe pişmanlık yaşayabileceğimi düşünmüştüm bir dönem.

Kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak, Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların kullanım alanları da arttı. Özellikle sanal ortamlarda yapılan alışverişlerde satın alınabilecek birçok ürün bulunuyor. Mesela, bazı application store’lardan Bitcoin karşılığında film, oyun indirmek ve ilgili diğer hizmetlerden yararlanmak mümkün. Yine bazı müzisyenlerin albümleri kripto para ile alınabiliyor. Bunların dışında, mobilyadan danışmanlık hizmetine kadar çok çeşitli alanlarda kripto para karşılığında ürün/hizmet sağlayıcılar var.

Ancak, konunun karanlık yüzünü de göz ardı etmemek lazım. Yasal para statüsündeki banknot (veya madeni para) şeklindeki nakit paradan ve merkezi bir otorite tarafından düzenlenerek ihraç edilen diğer ödeme araçlarından farklı olarak, kripto paranın temsil ettiği ve dayandığı herhangi bir yasal para, değerli maden veya fiziksel bir varlık yok. Ülkelerin kripto paraya yaklaşımları da birbirinden farklı olup, -henüz- dünya çapında geçerli kabul edilen bir para birimi değil. Yalnızca –azımsanamayacak sayıda- bir grup insan tarafından bir ödeme veya yatırım aracı olarak kabul edilen ve değeri de bu insanların atfettiği kadar olan dijital bir alternatif para.

Hal böyle olunca, kripto paralar herhangi bir hukuki düzenlemeye tabi değil ve hukuksal olarak nasıl nitelendirilmesi gerektiği (para, sermaye piyasası aracı veya emtia) konusunda görüş birliği yok. Bu da birçok tartışmayı beraberinde getiriyor. Mesela, uluslararası düzeyde düzenlemelere konu olan kara para aklamanın ve terörizmin finansmanının önlenmesi ile ilgili düzenlemelere uyum sorunu ve vergi rejiminin nasıl uygulanacağı meselesi.

Nitekim, verilere göre yatırımcıların güven sorunuyla yüzleşmeleri sonucu Bitcoin bu sene değerinin dörtte üçünü kaybetti ve 2017 Eylül’ünden beri en düşük değere indi. Ripple’ın durumu da daha parlak değil. 2018 yılının başından beri %85 değer kaybetti! Düşüş, büyük çaplı elden çıkarmaların neden olduğu uyanışla başladı. Bunu tetikleyen başlıca sebep de, kripto para geliştirenlerden oluşan grubun Bitcoin’in altında yatan yazılımın nasıl güncelleneceği konusunda anlaşmazlığa düşerek kendi başarılarının katili olmaları. Diğer tetikleyiciler ise, regüle denetim mekanizmasının olmamasından kaynaklanan endişeler ve kripto paraların güvenli bir ödeme aracı olup olmadığı hususunda artan şüpheler.  

Özetle, global ölçekte yeni bir para birimi olarak kullanılma ihtimali olan, otoriteler üstü olması nedeniyle ideolojik boyutuna saygı duyduğum kripto paraların yakın geleceğin ekonomisindeki potansiyel yeri ciddiye alınmayı hakediyor.  Fakat, özellikle regülasyon ve denetim mekanizması boşluklarından kaynaklanan mevcut risklere de dikkat etmek şart.

Sanırım zenginin kripto parası züğürdün kalemini fazla yordu!

Pınar Tatar
Avukat
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.