Mücadelem ve öğrenme sürecim hep devam edecek

New Commercial Arts Yaratıcı Ajans Prodüktörü Zeynep Strange Gencebay, Londra’ya taşınma gibi riskli bir kararın arkasındaki tutkusunu ortaya koyarken karşısına çıkan engelleri ve nasıl mücadele ettiğini anlatıyor.

Sanata, sinemaya ve edebiyata oldukça düşkün bir babanın kızı olarak olarak çok küçük yaşlardan beri yaratıcı bir çocuk olarak büyütüldüm. Hayatım boyunca da yaratıcılığı her zaman kovaladım. Dolayısıyla henüz 4 yaşındayken evden kaçma teşebbüsleriyle ailesini korku içinde bırakan küçük bir kızın kariyerinin en parlak noktasında yurt dışına taşınma kararı alması yakın çevresi için pek şaşırtıcı olmadı.

Türkiye’de Saatchi & Saatchi’de, ardından da TBWA Istanbul’da Ajans Prodüktörü olarak toplam sekiz yıl çalıştım. Kariyerim boyunca yaratıcı ekiplerle hep çok yakın oldum ve o ekiplerin bir parçası gibi fikir üretmekten büyük keyif aldım. Projelere nasıl katkıda bulunabilirim, onları nasıl geliştirebilir, nasıl daha yaratıcı hale getirebilirim diye düşünmek benim için hep sürecin doğal bir parçası oldu. Bir prodüktörün böyle çalışması Türkiye’de sıra dışı bir durumdu. Reklam ajans deneyiminin ardından iki yıl Sinefekt Post Prodüksiyon Şirketinde Genel Müdürlük görevini üstlendim. Sonrasında etrafımdaki pek çok insanın ev alıp yatırım yaptığı yaşlarda ben tüm birikimimi Londra’da sıfırdan bir hayat kurma çılgınlığına yatırdım. Beni hayatımın bu en riskli yatırımına yönlendiren ise yurt dışında hep bir parçası olduğumu düşlediğim yaratıcı işler, hayranlıkla takip ettiğim reklam ajansları ve kreatifler oldu. Sonunda da “Ya şimdi ya hiç!” diyerek 2015’te Londra’ya taşındım.

Londra’ya geldiğimde dikkatimi çeken ilk şey reklam sektöründe freelance çalışan insanların sayısıydı. Ortalama bir ajansın büyük bir bölümünün freelance çalışanlardan oluştuğunu düşünecek olursak bunun Türkiye’ye göre önemli bir fark olduğunu söyleyebiliriz. Elbette freelance çalışmanın insana değişik ajanslar, disiplinler göstermek gibi katkıları olsa da oldukça zorlayıcı yanları da var. Örneğin; benim karşılaştığım ilk problem “networking” oldu. Yani freelance bir ajans prodüktörünün edinmesi gereken ilk şey! Bu kadar çok freelancer’ın çalıştığı bir piyasada bu insanlar için networking yapan birileri de olmalı diye düşündüm ve araştırmaya başladım. 

Chapter 1: Recruiterlar! Londra’da ajans prodüktörlerinin temsilciliğini yapan bazı şirketler var. Bunlar Türkiye’deki cast ajansları gibi, kataloglarında bazı profesyonelleri reklam temsil ediyor ve onlara reklam ajanslarında pozisyon bulunmasına aracı oluyor. Hemen bu şirketlerle bağlantıya geçerek listelerine girebilmek için kendime web sitesi ve portfolyo hazırladım. Ancak bu ne yazık ki o kadar kolay olmadı. Çünkü bu kez karşıma engel olarak “İngiltere’de iş tecrübesi” talebi çıktı ve maalesef Türkiye’de yaptığım hiçbir iş burada geçerli sayılmıyordu. Londra’daki büyük bir reklam recruitment şirketinin sahibi bana 17 yıldır bu sektörde çalıştığını ve hiç yabancı bir prodüktörü temsil etmediğini, yaratıcı ekiplerin aksine ajans prodüktörlüğünde yabancılara yer olmadığını söyledi ve kibarca, ülkeme dönmenin yapabileceğim en akıllıca hareket olacağını ekleyip beni gönderdi. 

Chapter 2: Deneyim! İngiltere’de reklam sektöründe deneyim en önemli konu. Yüzlerce radyo spotu prodüksiyonu yapmış olabilirsiniz ama eğer İngiltere’de hiç yapmadıysanız sizi hayatınızda bu işi hiç yapmamış sayıyorlar. Özellikle ajans prodüktörlüğünde Türkiye’den farklı olarak çok yüklü evrak işleri yapmanızı, sözleşme ve sunumlar hazırlayıp projenin prodüksiyonel tasarımını yapmanızı bekliyorlar. Şaşırtıcı derecede gelenekselleşmiş detaylı bir prodüksiyon sistemleri, terminolojileri var ve bir freelancer olarak bunları bildiğinizi varsayarak sizi işe alıyorlar. Bir musluk tamircisini eve çağırdığınızı, saati için para ödediğinizi ve size su borusu sistemini bilmediğini söylediğini hayal edin. Benim için bunları bir öğreten olmadan öğrenmek ve adapte olmak, bilgisizliğimi başka özelliklerimle doldurmaya çalışmak gerçekten çok zor oldu. Hâlâ da bilmediğim çok şey olduğunu itiraf etmem gerek. 

Chapter 3: Çeşitlilik! İngiltere’de reklam sektörü gerçekten çok büyük. Bu da farklı alanlarda uzmanlaşma sonucunu doğuruyor. Örneğin; ajanslarda fotoğraf, film, radyo, dijital, sosyal medya, celebrity management, sanat alımı, post-prodüksiyon gibi alanlar farklı ajans prodüktörleri tarafından yönetiliyor. Yani proje için yönetmen seçen bir prodüktör aynı zamanda fotoğraf çekimine gitmiyor. Bu da prodüktörlerin kendi alanlarında olağanüstü bir teknik bilgi birikimine sahip olmalarını sağlıyor. Türkiye’de insanların kişisel ilgi alanları dışında böyle bir uzmanlaşma yok. Bir ajans prodüktörü ne iş olsa yapıyor. İngiltere’de herkesin bildiği üzere çok büyük bir kültür zenginliği var. Bir çok ülkeden, çeşitli kültürlerden, farklı deneyimlerden milyonlarca insan bir arada yaşıyor. Bunun reklam sektörüne yansıması da oldukça ilginç. Örneğin; Norveç pazarı için bir araba fotoğraf çekimi yapılacaksa “Nordik dilleri konuşabilen, İngiltere deneyimli, kadın araba fotoğrafçısı” gibi oldukça spesifik yetenek arayışı brief’leriyle karşılaşabiliyor ve üstelik bu yetenekleri bulabiliyorsunuz da. Bu beni çok eğlendiren bir özellik. 

Chapter 4: Adaptasyon! İlk zamanlarda kapılar yüzüme kapanıp ümitsizliğe düştüğümde Türkiye’den eski çalışma arkadaşlarıma beni prodüktör olarak öne çıkaran özelliklerimi sordum, aldığım cevapların ardından da “yaratıcılık, araştırma, düzen, sabır, çalışkanlık, çok farklı alanlarda uzmanlaşma, soğukkanlılık ve belki en önemlisi de inatçılık” gibi özelliklerden bir liste yaptım. Sonrasında az önce anlattığım Londra – İstanbul farklılıkları üzerine çalışarak kendi farklılıklarımı avantaja çevirmeye başladım. Benim aslında görevimin bir parçası gibi gördüğüm yaratıcı prodüksiyon çalışmasının burada Yaratıcı Prodüktör (Creative Producer) olarak adlandırıldığını fark ettim. Bizim Türkiye’den alışkanlığımız olan her işten anlama ve her işin üstesinden gelme özelliklerinin burada ‘Integrated Producer’ olarak konumlandığını gördüm. Tüm bunların sonucu olarak da kişisel özelliklerimi, özellikle de düzen ve disiplinlimi işe yansıtmaya gayret ettim. Bugüne gelecek olursak… 4 yıldır beni ilk görüşmemizde kibarca reddeden recruiter’la, kendisinin temsil ettiği tek yabancı prodüktör olarak çalışıyorum.

Son günlerde bir zamanlar hayalini kurduğum isimlerle çalışma fırsatım olduğu için ayrıca mutluyum. Adam & Eve ajansı kurucu ortaklarının yeni reklam ajansı New Commercial Arts’ta Yaratıcı Prodüktör olarak görev almaktayım ve yalnızca prodüksiyon departmanındaki değil ajanstaki tek yabancıyım. Mücadele, öğrenme, inanılmaz derecede çalışma, herkesten daha fazla çalışma durumum devam ediyor ve sanırım hep devam edecek. Yurt dışına taşınmayı düşünenler için tavsiyem bunu göze alarak gelmeleri. Saat 6’da biten bir mesai hayallerinden ziyade çok daha farklı bir disiplinde adaptasyon motivasyonu taşıyanları cesaretlendirmek isterim. Egolar olmadan çok yorucu bir yola çıkılacağını bilerek bunu gerçekten çok isteyenlere söyleyeceğim şey ise kendime söylediğimle aynı “Ya şimdi ya hiç!’

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 116. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.