Kendi şansınızı kendiniz yaratın

Şans var mı, yok mu? Şans, bizzat sizsiniz. Şansınızı yanınıza alabildiğiniz ve kendi şansınızı yaratabildiğiniz sürece sizsiniz.

Miguel Ortiz Berrocal… Şansını kendi yaratanlardan.

Bir anekdotla başlayayım. Geçenlerde bir e-posta aldım, 12 yaşındaki kızımın sanat dersi öğretmeninden. “Bana yardımcı olur musunuz? Kızınızla iletişim kuramıyorum. Sanat dersinde ellerini boyadı, ellerine sürdüğü boyayla üzerini de boyadı, suratını boyadı ve bu benim sınıfımın düzenini bozuyor” demiş. Şöyle cevap verdim: “Kızım size bir şans vermiş. Tam ergenlik dönemine girerken size kendisiyle iletişim kurma şansı vermiş. Siz, onunla iletişim kurmak yerine benimle iletişim kuruyorsunuz. Ayrıca kendini böylesine özgün ifade ettiği için onu tebrik etmek yerine dersin düzenini bozmakla suçluyorsunuz. Neden kızımı bir kalıba sokmaya çalıyorsunuz?” Aslında kadın da bu e-postayla bana bir şans vermiş oldu, bir anlamda onun düşünce sistemini dürtmeme olanak tanıdı. Şansı yakalayabilmek için önce siz düşünmeli ve düşündürmelisiniz. Dahası, önyargılarınızdan kurtulmanız lazım.

“Şansım için çok çalıştım”

Ben vaktiyle Miguel Ortiz Berrocal adında biriyle tanıştım. Artık aramızda değil, ama çok önemli bir heykeltıraş. Üç boyutlu heykellere dördüncü boyutu getirmiş. Heykellerini yapboz gibi yapıyor, parçalayıp yeniden birleştirebiliyorsunuz. Berrocal, birleştirme anındaki düşüncenizin heykele dördüncü boyutu kattığını savunuyor. Sanatçıya kimlerden etkilendiğini, şansı nasıl yakaladığını sorduğumda şöyle demişti: “Ben şansım için çok çalıştım.” Malaga’da bir evin önünden geçerken, Picasso’ya ait olduğunu öğreniyor. Picasso ile tanışmak istiyor ve kapıyı çalıyor. Kapıyı açan hizmetli evde ona göre bir şey olmadığını söylüyor. Berrocal o zamanlar henüz tanınmıyor, ama Picasso’yla tanışmayı kafaya koyuyor. O eve gidiyor, dönüyor, gidiyor, dönüyor. Bir türlü dünyaca ünlü ressama ulaşamıyor. Nihayetinde avlu duvarından atlayarak eve girmeyi başarıyor, Picasso ile göz göze geldiğinde “Sen Miguel misin?” sorusunu alıyor. “Ben, Miguel Berrocal. Sizinle aynı köydeniz” diye cevaplıyor. Kapı açılıyor ve Berrocal, Picasso ile sonunda tanışıyor. Yani şans eşitliği diye bir şey yok. Kimsenin denemediğini Berrocal deniyor ve başarıyor. Şans, değerlendirene göre değişiyor.

Şansın varlığına inanın

Şansınızı ilan edeceksiniz, başkalarının yapmasını beklemeyeceksiniz. Kimlerle birlikte olduğunuzu, nasıl bir hayat yaşadığınızı, etrafınızda neler döndüğünü bileceksiniz. Bunların farkında olduğunuz zaman yapacağınız şeyi herkesten evvel yapabilirsiniz, şansınızı değerlendirebilirsiniz. Önce siz adım atacaksınız. Ama efendim… Ama yok! Şansınızı istiyorsanız, “ama” kelimesinden kaçınmanız gerekiyor. Şansı siz kendinize vereceksiniz. Şansın varlığına inanacak, sabredeceksiniz. Bunun pasif bir sabır olamadığını söylememe gerek var mı?

Kariyerinizin, ürününüzün veya markanızın geleceğinin anahtarı da burada olmasın? Çalışmaktan yılmayın, şansa ulaşana dek hazırlığınızı iyi yapın. Talih kuşuna değil, şansa inanın. Önyargılarınızdan kurtulun, etrafınıza doğru bakın, ilk adımı siz atın. Emeğinizle fırsatı buluşturun, şansınızı kucaklayın.

Kendinizi kabul edin, kendinizi sevin. Kendinizi ve diğer her şeyi kucaklayın. Şansınıza kulak verin, şansınıza el uzatın, şansınıza dokunun, şansınızı yanınıza alın. Yol orada veya burada değil, sizde başlıyor sizde bitiyor. Siz kendi şansınız için hazır mısınız? Sonra “keşkeler”le baş başa kalmayın.

 

Semih Yalman

Bu yazı Campaign Türkiye Şubat 2016 sayısında yer almaktadır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.