Kahve Dünyası küresel bir marka olabilir mi?

Eğitmen Şeyda Taluk, uzun süredir kendine ofis edindiği Kahve Dünyası’nın pozitif yanlarından bahsederken büyümesi için küçük bir tavsiyede de bulunuyor.

Birçoğumuzun çocukluk anılarında yeri vardır. Annenin komşularıyla sabah kahvesi ve birbirlerine anlattıkları hikayeler… Benim annem çalışıyor olmasına rağmen, iş ortağı babam olduğu için ve aslında ondan daha çok yorulduğu için sabahları geç uyanır, eğer okulda değilsek bizimle zaman geçirir, çok sevdiği komşularıyla muhakkak sabah kahvesi ayini gerçekleştirirdi. İyi de fal bakardı. O sohbetlerin, anlatılan yaşam hikayelerinin, içlerinde tek çalışan kadın annem olduğu için, onun verdiği yaşam tavsiyelerinin bende önemli bir izi var. Hep, o tatta kadınlara yönelik bir televizyon programı yapmanın hayalini kurdum. Kahvenin eşliğinde hikayelerin anlatıldığı sohbetler ilgi çeker miydi bilmiyorum ancak kahvenin ve hikayelerin benim yaşamımda çok önemli bir yeri olduğunu söyleyebilirim. 

Uzun süredir kendime ofis edindiğim bir yer var: Kahve Dünyası. Önceleri evime en yakın yer olması nedeniyle bütün randevularımı orada veriyordum. Sonra yerel marka olması, ürünlerinin kalitesi özellikle de kahvelerinin tadı etkiledi. Bu gidiş gelişlerde de bir şey dikkatimi çekti; çalışanlarının işlerini şevkle yapmaları. Kahve Dünyası, rakibi uluslararası zincirlerden farklı. Yerel ya, bu coğrafya insanının “self servis” denen şeyden pek hoşlanmadığını düşünüyor olabilir, haklı da. Starbucks, Caffe Nero ve aralarında benim pek sevdiğim Caribou Cafe gibi değil Kahve Dünyası. Aslında bir anlamda kahraman bakkal gözümde. 

Tabii her şey güllük gülistanlık değil Kahve Dünyası’nda. Gidenler biliyordur, servis ciddi sorun Kahve Dünyası’nda. Bu durum sinir bozucu olabiliyor. Buna rağmen şevkle çalışan, samimi ve kibar personeli uzun zamandır dikkatimi çekiyordu. Çaktırmadan personelle sohbet etmeye, sorular sormaya başladım. Hizmet kalitesinde (az personel, yoğun istek) sorun olmasına rağmen müşteriyle, birbirleriyle iletişimleri hatasızdı. Tesadüf mü diye merak ettim, çevreme sordum, internette araştırma yaptım. Aynı gözlemi uzun yıllardır müşteri ve hizmet odaklı bir sektörde çalışan kız kardeşim de yapınca, bu konuda yazmak istedim. Yaptığım ufak çaplı araştırmaya göre, çalışanların çoğu yaptığı işten memnundu ve patronlarını çok seviyordu. Ben de, “kim bu patron” diye merak ettim, bu başarının arkasından bir kadın çıktı: Alev Altınkılıç. 

Çoğunlukla yabancı markaların olduğu Türkiye’deki kahve pazarına 2004 yılında %100 Türk sermayesi ile giren Kahve Dünyası, dünyanın çeşitli noktalarında da şube açmaya başlamış ve hedefi bir dünya markası olmak. “Dünya markası olmak” söylemesi kolay ama gerçekleştirmesi oldukça uğraş isteyen bir yolculuk. Peki Kahve Dünyası’nın böyle bir yolculukta şansı var mı, bence kesinlikle var. Bu çerçevede, en büyük rakiplerinden biri olan Starbucks’ın, pazarlama ve iletişim stratejisine yaptığı yatırımdan ders almasında yarar var. Geçtiğimiz yıl, CEO’luk görevinden ayrılan Howard Schultz, markayı, yerel kahve dağıtımcılığından dünya devine dönüştürmüştü. Tüketicisine ve baristalarına farklı bir deneyim vadeden Starbucks, Amerikalılar’ı, Fransız, İtalyan geleceği olan “Latte” (Sütlü kahve) ile tanıştırdı. Sadece Amerikalılar’ı mı? Tüm dünyayı, özellikle de Çinliler’i. Çin’de neredeyse her adımda rastladığım, Starbucks’lar, bir çeşit kültür şoku olmuştu benim için. 

Kahve Dünyası gibi yerel markalar, küresel ikonlar haline dönüşerek Türkiye’nin bir çeşit ‘yumuşak gücü’ haline gelebilirler. Sadece kahveyi değil, çikolatalı lokumu, badem ezmesini de uluslararası pazarlarda Türkiye’nin önemli birer değeri olarak sunmak, doğrudan olmasa da ülkenin tanıtımına, turizmin gelişmesine katkıda bulunur. Artık deneyimlerin daha fazla önem kazandığı bir dünyadayız, o nedenle stratejik gücü sadece ordu, alt yapı çalışmaları veya doğayı katleden altın madenlerinden kazanılacak milyonlarca dolarlarla sağlayamayız. Bir ülkenin kültürel ve ekonomik gücü, var olduğu coğrafyadaki jeopolitik önemini hiç tahmin etmeyeceğiniz kadar güçlendirebilir. Yeter ki buna yönelik inovasyon ve markalaşma çabalarını destekleyelim, doğru konumlandırıp, etkin pazarlama iletişimi gerçekleştirelim. Yakın zamanda kurulan, Türkiye Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Yönetim Kurulu’nun sadece kitle turizmi yapan otelci ve hava yolu şirketi sahiplerinden oluşması ise bu yenilikçi ruha ne kadar da uzak olduğumuzu gösteriyor aslında. 

Bu topraklardan dünya markası çıkar mı? Güven Borça’nın yıllar önce sorduğu  ve cevabını aynı adlı kitabında verdiği soruya burada cevap aramaya çalışmayacağım. Borça’nın da belirttiği gibi, pazarlama ve marka iletişimine yapılacak doğru yatırım, en önemlisi de “küresel bir marka” olabileceğine inanmak, bu yönde çalışmak en önemli hedefimiz olmalı. Bir söyleşisinde yapılan tüm marka çalışmalarının iç piyasaya yönelik olduğunu söyleyen Borça, Sergen Yalçın’ın ”Koşsak Barcelona’da oynayacaktık” sözüne dikkat çekiyor ve ekliyor, “Koşmuyorlar, uğraşmıyorlar ve bence heves azlığı var. Bir 8-10 marka var iyi giden ama an itibariyle ilk 500’de hiçbir markamız yok. O anlamda global olarak başarılı değiliz. İç piyasa bize yetiyor ve yetiniyoruz sanırım.”

Buradan, daha da büyümesini istediğim Kahve Dünyası’na tavsiye vermek isterim. Yenilikçi bir yaklaşımla markaya yapılacak yatırım son derece önemli. Özellikle yerel bir marka olan Kahve Dünyası’nın kendi ve ürün hikayeleri, eminim dünyanın birçok yerinde tüketicinin ilgisini çekecektir. “Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır” anlayışı ve sunduğu dostane tecrübenin içine çekmeyeceği bir dünya olabilir mi?

Ufak bir not: Eğer bu yazı Kahve Dünyası yetkilileri ulaşırsa onlardan ufak bir ricam olacak; var olan menünüze vegan ürünler de eklerseniz çok sevineceğim. 

Şeyda Taluk

Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 92. sayısında yayımlandı. 
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.