Görünmeyeni Görünür Kılmak!

Azınlıkta bulunan, dışlanan ve hala ön yargı ile yaklaşılan topluluklara karşı hep birlikte kucaklayıcı olmanın altını hassasiyetle çizen Şeyda Taluk, iletişimin birleştirici gücüne inanıyor.

“Bütün insanlar onur ve haklar bakımından özgür ve eşit doğarlar.”

BM İnsan Hakları Bildirgesi

Armağan Çağlayan’ın hazırlayıp sunduğu ve YouTube’da yayınlanan Gör Beni adlı programı büyük bir keyifle izliyorum uzun süredir. Mesleğim gereği sosyal medya platformlarındaki yayınları izlemeye, mümkün olduğunca zamanın ruhunu anlamamı sağlayacak girişimleri yakalamaya çalışıyorum. Mesleki merak ile başladığım Gör Beni ise benim için bir vazgeçilmez haline geldi, her hafta yayın saatini heyecanla bekler oldum. Etrafımdaki birçok insan için de aynı şeyin geçerli olduğunu fark ettim sohbetler sırasında.

Gör Beni’nin politikacılardan eğlence dünyasına uzanan farklı konukları “sadece Çağlayan’ın kendi merak ettiklerini” cevaplarken bizi kendi hikayelerinin de içerisine çekiyor. Dünyanın en sevimsiz insanı, hiç bilmediğimiz sırlarıyla birden gözümüze sevimli gelebiliyor veya yolculuğuna dair empati uyandırıyor zihinlerimizde. Çağlayan, modern zaman hikaye anlatıcısı olarak bize her insanın yaşam çizgisinde göz ardı ettiğimiz ya da görmek istemediğimiz ancak görmemiz gereken insani yönleri gösteriyor, birçok kişisel gelişim videolarından çok yaşam dersi veriyor (kendisinin böyle bir derdi olmadığından eminim).

Çağlayan’ın son konuğu Nuri Harun Ateş’e ise bayıldığımı söylemeliyim. Büyük bir açıklıkla anlattığı hikayesi, görünür olmak için verdiği mücadele ve bunu masalsı bir nahiflikle yapma ısrarı, bir kez daha insanoğlunun acımasızlığını hatırlattı bana. Beni çok etkileyen, birkaç kez seyrettiğim İlyas Salman, Ayta Sözeri, Ankara pavyonlarının büyük talep gören yıldızları Hüseyin Kağıt, Çatlak Şanzel, Kara Ece ve aklıma şimdi gelmeyen nice konuk bir yandan hikayelerini anlatırken diğer yandan da görünmeyeni, görmek istemediklerimizi gözümüze sokuyor, büyük bir açıklıkla görmeye zorluyorlar bizi. Ve görünmeyeni görünür kılıyor Çağlayan, bize anlattığı hikayelerle. 

Amerikalı Psikolog ve Yazar Andrew Solomon: “Yaşamımızın Kötü Anları Bizi Nasıl Olduğumuz Kişi Yapar” başlıklı TED konuşmasında, insanlığımızı işgal etmek isteyecek birilerinin her zaman olacağını ancak bizi iyileştiren hikayelerin de var olacağını söyler. “Yüksek sesle yaşarsak nefreti yenebilir ve herkesin hayatını geliştirebiliriz.”  diye devam eder Solomon. Hikayeleriyle kendilerini görünür kılan nice kahraman; ayrımcılığa uğrayan, kenara itilen, sesini duyuramayan nice insan için umut ışığı oluyor aslında. Ana akım yapılar, toplum tarafından geride bırakılmış insanların kendilerinin medyada ya da farklı platformlarda temsillerini görmeleri, bir anlamda kimliklerinin olumlanması anlamına geliyor, ayrımcılık karşısında öz güven kazanmalarına yardımcı oluyor. 

Eşitliğin karşısındaki en büyük engellerden biri de ön yargılar. Ön yargılar nedeniyle eşitsizlikler ve ayrımcılık devam ediyor. BM Kalkınma Programı’nın dünya nüfusunun %80’inden fazlasını kapsayan 75 ülkeden derlenen verilerle hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Sosyal Normlar İndeksi’ne göre; dünya nüfusunun %90’ının kadınlara karşı bir tür ön yargısı bulunuyor. Bu ön yargılardan bir kısmı kız çocuklarını ve kadınları eğitimden, bilimden, çalışma hayatında mesleklerin bir kısmından uzak tutma ön yargıları oluşturuyor. Bugün dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar, göçmenler, farklı din ve kültüre sahip topluluklar, yaşlılar, LGBTİ+ bireyler, engelliler toplumda hala sınırlama ve dışlanmayla karşı karşıya. Bertaraf edilmesi neredeyse imkansız ön yargılar nedeniyle ayrımcılıkla mücadele etmeye devam ediyorlar.

LİSTAG (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks + Aileleri ve Yakınları Derneği) öncülüğüyle oluşan, benim de içerisinde olduğum bir topluluktan söz etmek istiyorum bu çerçevede. Türkiye’nin önde gelen birçok şirketinin de yer aldığı LİSTAG Dostları Oluşumu, bir yandan özel sektörde derneğin hedefleri doğrultusunda farkındalık oluşturmak, iş yerlerinde kapsayıcılık ve çeşitliliği desteklemek, diğer yandan da ayrımcılığa uğrayan bireylere iş bulmak için çalışıyor. Bu çerçevede az sayıda da olsa özel sektörde çalışmak isteyen ancak ayrımcılığa uğrayan, geride bırakılan insana iş bulduk. Türkiye’de birçok şirketin tahmin ettiğimden daha ileride olduğuna, yani ‘Çeşitlilik ve Kapsayıcılık’ konusunu göstermelik değil gerçekten sahiplendiğine tanık olmak umut verici. 

Dünya, teknolojideki gelişmeler, değişen demografi ve dönüşen iş gücü nedeniyle beklenmedik bir hızla değişirken, çalışma şeklimiz ve birlikte çalıştığımız kişiler de değişiyor. Kurumların, günümüzün hızla değişen dünyasında başarılı olabilmek için kapsayıcılık ve çeşitlilik anlayışının yetenek deneyimine dahil edildiği ve çalışanların en iyi şekilde çalıştığı sağlıklı bir şirket kültürü edinmesi artık bir zorunluluk. Bu da genel katılımla, fikir üretkenliğiyle ve çalışan refahının genelinde artış elde etmek için iş birliği, fikir üretme ve yardım yoluyla gerçekleşiyor.

Çeşitlilik ve kapsayıcılık; toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, etnik kimlik, yaş, dini ve siyasi görüş, engellilik vb. fark gözetmeksizin tüm birey ve toplulukların süreç ve sistemlere dahil edilmesini gerektiriyor. Geçtiğimiz yıl içerisinde Global Compact Türkiye Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Çalışma Grubu, İş Dünyası Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Rehberi’ni hazırladı. Rehber, herhangi bir nedenle ayrımcılığa maruz kalan tüm grupları “dışarıda bırakılan” olarak tanımlıyor, iş yerlerinde tüm bireylere yönelik insan onuruna yakışır iş ve çalışma ortamlarının tesisi için yön gösteriyor. Bunun yanı sıra, her bir başlıkta Çalışma Grubu’nun öncelikli çalışma alanına giren birey ve gruplara özel (LGBTİ+, engelliler ve mülteciler) örnek uygulamalar ve öneriler sunuluyor. Rehberin sonunda ise yine aynı gruplara yönelik WEPs Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uçurumu Analizi Aracı’ndan ilham alarak oluşturulan şirketlerin kendilerini değerlendirebilecekleri kontrol listeleri var.

Uluslararası kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ve iş dünyasının kapsayıcı iş modelleri için verdiği mücadeleyi önemsiyorum. Dışlanmış ve hassas gruplar üzerine yapılan bütün bu çalışmaların, Çin Seddi kadar dev ve sağlam ön yargılar karşısında yıkıcı etkisi olacağından eminim ancak medyanın ve görünürlüğün katlanan etkisini de göz ardı etmemeliyiz. Görünmeyeni görünür kılacak, kapsayıcılık ve çeşitliliğin insan hakları mücadelesi olduğunu yüzümüze vuracak ve zihnimizden geçen her ayrımcılık kırıntısı düşüncelerimizden utanmamıza neden olacak Gör Beni gibi nice platforma ihtiyacımız var. Unutmayın, iletişim kutuplaştırmaz, birleştirir!

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 115. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.