Dijital dayanışma ve siber kahramanlar…

Pandemi ile beraber daha çok dijitalleştik, daha çok okuduk, daha çok takip ettik. Peki bizi bu yeni dünyada nasıl içerikler karşıladı? Şeyda Taluk, koronavirüs ile değişen dünyamıza, beklentilerimize ve içerik tüketim maceramıza değiniyor.

Mezar taşınıza ne yazılmasını isterdiniz? İş başarılarımız, ne kadar para kazandığımız ya da sahip olduğumuz metaların hiçbir anlamı olmayacak büyük ihtimalle. Ancak bu dünyaya ufak da olsa bir iz bırakıp gitmek, kutlanacak bir yaşam olacak ve günün sonunda o mezar taşında, insanların yaşamlarına bıraktığımız iz anlam bulacak.

Son yıllarda yeniden popüler olan, Viktor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı adlı eserinde, insanın temel uğraşının haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulması olduğunu yazar.

Gündelik yaşamın zorunlulukları nedeniyle otomatik pilota bağladığımız yaşamlarımızda, belki de asla sormadığımız o soruyu sordurdu bir çoğumuza pandemi süreci: Yaşamımın bir anlamı var mı? Tam da bu yazıyı kaleme alırken İletişim Danışmanı Ahmet Akın’ın Varoluş Amaçlarımız ve İş Yaşamlarımız başlıklı dijital atölyesine denk geldim. “Varoluş amacı, sahibi için uğrunda bir bedel ödemeye hazırsa eğer, sahici ve anlamlı oluyor. Bireylerden bahsederken amaçları için hayatlarında neden vazgeçmeye hazırlar diye sormamız gerekiyor,” diyor Akın.

Nasıl adlı kitabında Dov Seidman, güç ve servetin, artık bilgiyi biriktirenlerden bilgiyi paylaşan ve bunu herkese açan insanlara geçtiğini söylüyor. Bu nedenle şeffaflık ve başkalarının iyiliğine yapılan işlerin daha da önem kazanacağını da ekliyor. Nitekim bir süredir, özellikle de pandemi sırasında insanı merkezine alan, bireyselliği dışlayan, fedakarca yardımlaşmaya odaklanan, insanlığın daha iyi bir geleceği kucaklaması için mücadele veren, “siber kahramanlar” ortaya çıkmaya başlıyor. Siber kahramanlar, son yıllarda ortaya çıkan bir çeşit arke tipler. Özellikle salgın sırasında daha da önem kazanan bu kahramanlar, internet ve dijital platformları “hayırlı bir iş” için kullanmayı tercih ediyorlar, özellikle tüketimi pompalayan yaşam tarzı Influencer’larının aksine. Haluk Levent, belki de kurucusu olduğu Ahbap Platformu ile Türkiye’nin ilk siber kahramanı. Onun yanı sıra, yaklaşık

20 türden 700’e yakın ‘kurtarılmış’ hayvanı İzmir’deki Angels Farm Sanctuary’de yeni hayatlarıyla buluşturan Sibel Çakır, salgın sırasında kurduğu Derin Yoksulluk Ağı ile yüzlerce aileye gıda yardımı yapılmasını sağlayan Hacer Foggo da birer Siber Kahraman olarak karşımıza çıkıyorlar.

Dijital Yardımseverlik tanımını ilk kez kullanan Dr. Dana Klisanin, internetin bu yönde kullanılmasının gerek bireysel ruh sağlığımıza iyi geleceğini gerekse insanî değerlerimizi güçlendireceğine inanıyor. “Böylelikle, sosyal medyada kullanacağımız dile dikkat edeceğiz, seyredeceğimiz filmler, oynadığımız oyunlar gibi farklı dijital platformlar konusunda daha bilinçli seçimler yapabileceğiz. Başkasının yaşamında farklılık yaratmak insanı olumlu yönde değiştirir” diyor Klisanin. Bu çerçevede kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı, The Cyber Hero League (Siber Kahraman Ligi) gibi girişimlerin çoğalacağına inanıyor. The Cyber Hero League, çocuklara yönelik eğitim amaçlı bir dijital oyun platformu. Oyun dijital aktiviteler kadar fiziksel aktiviteleri de kapsıyor. Amacı ise dünyayı, doğayı, insanları kurtarmak isteyen genç bireyler yetiştirmek. Aslında bir çeşit Köy Enstitüsü 4.0.

Belirsizliğin ve ekonomik durgunluğun yükseldiği bu günlerde, biz iletişim dünyasının insanlarına da önemli bir görev düşüyor. Sorumlu iletişimin ve “temiz” içeriklerin önemine dikkat çekmeli, bu yönde yoğun çaba harcamalıyız diye düşünüyorum. Komünikasyon (iletişim), Fransızcadan bir çok dile geçmiş bir sözcük. Etimolojik kökeni ise Latince communicare “birlikte iş yapmak, yardımlaşmak, alışveriş yapmak” fiilinden ve commūnis yani; “ortak, umumi, paylaşılan” sözcüğünden türetilmiş. Kelimenin, etimolojik kökenini öğrenmek beni çok heyecanlandırmıştı. Çünkü çocukluğumdan bu yana, bildiğimi, öğrendiğimi paylaşmaktan büyük mutluluk duymuştum.

İnsanlık, trajik bir dönem yaşıyor. Yeryüzünün en güçlü ekonomilerini tehdit eden pandemi, evlerinde kapalı kalan veya görevleri nedeniyle tehlikeler denizinin tam ortasında çalışmak zorunda kalan insanların bugüne kadar edindikleri tüm davranış biçimlerini yerle bir ediyor, varlıklarını sorgulamalarına neden oluyor. Yöneldikleri dijital dünyada da aynen çevrim dışı dünyada olduğu gibi güvenebilecekleri gerçek insanlar ve gerçek hikayeler peşine düşüyorlar. Yapılan bir araştırmaya göre, salgın sürecinde Merriam-Webster’ın (Dünyanın en eski ve prestijli sözlüklerinden biri) internet sitesinde en çok sorgulanan kelimelerin arasında, corona, karantina, sosyal mesafe, pandemi kadar dikkat çeken bir kelime daha var : “Güven.”

Markaların tüketimi özendiren yani bir çeşit ürün yerleştirmesi yaptıkları influencer’lar veya dijital hikayeler yerlerini daha anlamlı işlere, “mikro dijital liderlere” bırakıyor. Tam da bu nedenle, influencer’lardan, markalara dek tüm dijital dünyanın oyuncularının içeriklerini yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Zyper gibi markaları, gerçek hayranlarıyla yani “sıradan” insanlarla buluşturan dijital pazarlama platformlarının kullanılma oranları gittikçe artıyor. Bir markanın sıkı hayranı olan ve onu keyifle kullanan gerçek tüketiciden daha ilham verici ve ikna edici daha ne olabilir?

Seçim Nasıl Kazanılır adlı kitabımda bu mikro liderler, siyasi partilerin çevrim içi dünyada bir çeşit “marka elçiliğini yapan gönüllüler” için “dijital havari” tanımını kullanmayı tercih ettim. Bunu pazarlama iletişimi için de kullanabiliriz. Seçim kampanyası sırasında gençleri yoğun bir biçimde mobilize etmeyi başaran Barack Obama’nın dijital stratejisi, ağırlıklı olarak bu havariler üzerine kuruluydu. Yani, dijital mecralarda sizin için harekete geçen, sizin adınıza konuşan, diğer kullanıcılarla etkileşime geçen ve sizi geniş kitlelere anlatan, kısaca reklamınızı yapan “Perihan Abla”lardan söz ediyorum. Dijital havariler sayesinde, zorlu katmanlarda markaya yönelik direnci kırmak, ikna etmekte zorlanılan kesimleri ikna etmek ve hatta dijital platformlarda markaya yönelik

saldırıları da bertaraf etmeniz mümkün. Meslek yaşamım boyunca özgül ağırlığı savunmuşumdur, dijital dünya da bu yönde ilerliyor. Takipçi sayısından çok etkin ikna gücü olan “dijital havariler” zamanı geliyor.

Bugüne dek ortalığın tozunu attıran influencer’lara kötü haberim var birçok iş alanı gibi onları da iyi bir yıl beklemiyor. Daha önce bu konuda yazmıştım bir yandan da mikro influencer’ların yükselişine tanık olacağız diye… Salgın süreci bunu büyük ihtimalle daha hızlandıracak. Zaten, bir süredir ürün yerleştirmeler nedeniyle gerçekliklerini ve samimiyetlerini yitirmeye başlayan bu ünlüler, izleyenleri tarafından sorgulanıyor artık. Yaşam tarzı üzerinden milyonlarca insanı, kendi yaşamlarına özendiren bu ünlüler elbette bir günde kaybolmayacak ancak geleceğin burada olmadığını söylemek abartılı olmaz.

Tuluhan Tekelioğlu’nun, 8 cesur gencin hikayesini anlattığı Güç Sensin Belgeseli’nde, Mardin’in bir köyünde doğan ve imkansızlıklardan bir başarı hikayesi yaratan Şeyhmus Aca’nın “ben gelişmeliyim ama etrafımdaki insanları da geliştirmeliyim” sözlerini duyunca, yerimden fırladım:

İşte bu!

Yeni normal dedikleri böyle bir şey olmalı. Kuşkusuz, yeni ekonomik düzen, kendi yeni kahramanlarını yaratacak.

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

Bu yazı, ilk olarak Campaign Türkiye 99. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.