Deniz bitti mi? Sektör nereye gidiyor?

Ben bu dönüşümü sektörün her katmanını deneyimlemiş biri olarak her açıdan yaşadım. Kişisel tespitlerim, sizlerin de bildiği gibi pek iç açıcı değil. Konuya sadece ajans, medya veya reklamveren temsilcisi olarak değil, bütünsel olarak baktığımda söyleyebilirim ki; insan kaynağı kalitesindeki düşüş, mecra enflasyonu, deneyimli profesyonellerin sektörden uzaklaşması, uzun vadeli stratejiler yerine kısa vadeli kazanımlar ve palyatif çözümler, sektör paydaşları arasındaki kutuplaşma ve empati eksikliği, regülasyon değişikliklerindeki belirsizlikler, sektördeki herkesi bir bilinmezliğe ve verimsizliğe doğru götürüyor.

Bu şekilde de günü kurtarır, yaşar gideriz ama bu, bizi ne Türkiye’de ne de global arenada bir yere götürmeyecektir. Yine yurt dışındaki kaynaklardan okuduğumuz makaleleri sosyal medyada paylaşır, festivallere ve yurt içinde veya dışındaki yarışmalara hormonlu kampanya sunumlarımız ile katılırız. Konuyu sadece yukarıda yazdıklarım ile sınırlamak istemem. Sektörde çok büyük bir farkındalık eksikliği, fazla düşünmeden alınmış kararları kabullenme ve kendini akışa bırakma durumu var. 

Sektör paydaşlarının büyük bölümünün farkında olmadığı bir değişim yaşanıyor ve bu değişime karşı bir avuç insan, sektörü temsil eden derneklerde sektör adına konuyu yönetip iyi niyetle, hukuka uygun rekabetin ve piyasa koşullarının olumlu yönde gelişmesi için mücadele ediyor. Bu yüzden öncelikle katılımcılık kelimesinin altını çizmek istiyorum. Bizler ne kadar kalabalık olursak o kadar güçleniriz.

Öte yandan ortada mecra adedindeki artış, düşen medya gelirleri ve zarar eden bir sektör var. Yaşanan olumsuz gelişmeler çizgi üstü ajansların insan kaynağını adetsel ve niteliksel olarak düşürüyor. Çizgi altı ajanslar da aynı olumsuz piyasa koşulları ve daralan bütçeler sebebi ile hayatta kalmak için menülerinden ödün veriyor. Haksız rekabet yüzünden etik değerler altüst edilirken anlık kazanımlar uzun vadeli zararlar doğuruyor. Reklamveren tarafında da yüksek girdi maliyetleri nedeniyle her alandaki kısıntı politikası pazarlama iletişimine ayrılan kaynağı azaltıyor, o kaynağın yönetiminde servis sektörüne negatif etki yaratan uygulamalar hayata geçiyor. Kurumsal hafıza eksikliği de sektörün her paydaşında ciddi bir patinaj yaratıyor.

Peki çözüm ne?

Sektörün atomu parçalamasına gerek yok. Basit bir şekilde; farkındalık, güven, şeffaflık verimlilik, sadeleşme, aktif katılımcılık ve rekabet hukukunun ödünsüz uygulanması konularına odaklanılmalı. Aslında bu maddeler çok kapsamlı ve sektörün her paydaşı için de geçerli. Ardından da sektör için uzun vadeli stratejiler ve hedefler belirlenmeli ve bu hedeflere ulaşacak yapı taşları netleşmeli. 

Hedeflediğimiz gelişim ancak sektördeki her paydaşın insan kaynağına yapacağı yatırımla mümkün olacaktır. 

İnsan kaynağı yatırımı dışında paydaşların sektörü temsil eden derneklere tam destek vermeleri, çalışmalara ivme kazandıracaktır. Bu dernekler sadece temsil ettikleri taraf için değil sektörü bütünsel bir şekilde iyileştirmek ve bir adım öteye götürmek için bir araya gelmeli ve ortak çıkarlar için çaba göstermelidir.  

Unutmayalım; biz bir zincirsek en zayıf halkamız kadar güçlüyüz.   

Alkan Eraltan

RVD Sorumlu Reklamcılık Yürütme Kurulu Başkanı

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 89. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.