Bir hayalim var

Martin Luther King efsane konuşmasına böyle başlıyordu: “Bir hayalim var…”

Mayıs ayında Koç Üniversitesi, Erzincan Üniversitesi ve Erzincan Sanayi ve Ticaret Odası ile birlikte yöredeki kadın girişimcilere markalaşma adına verdiğim seminerde de çok uzun zamandır duymadığım bu cümleyi duydum… “Bir hayalim var hocam” diye başladılar Anadolulu kadınlar…

Birinin hayali aldığı mikro kredi ile kırsal turizm yapmak, diğerininki dantelde canlanan 200 senelik yöre motiflerinden bir tarih kitabı oluşturmak, bir diğerininki yöre yemeklerini tanıtmak, diğerininki ise ellerindeki şifayı paylaşmak… Şu hayal kurmayı körelttiğimiz sistemde halen hayal kurabilenlerin olması umut verdi.

Demek ki anasınıfında yüzde 98’lik bir oranda olan hayal kurma yetimiz üniversite 1. sınıfta yüzde 2’ye kadar inse de bir şekilde bunu yine aydınlatmayı, uykudan uyandırarak varoluşumuzun sebebini bir birey olarak keşfedebilmek için hayal kurmayı tekrar becerebiliriz.

Bir ülkenin varoluş sebebi olabilir mi?

‘‘Bir ülkenin varoluş sebebi olabilir mi?” diye sordu sevgili Fatih Çelebi, ben de ona “Önce ülke içinde yaşayan fertlerin kendi varoluş sebepleri ile ilgili farkında olmaları gerekir ki ülke üzerine bir ana sebep edinsin” dedim. Ancak bu varoluş dünya ve evren için bir anlam taşımalı diye düşünüyorum. Egosistemleri besleyen değil, dünyanın ekosistemini besleyecek bir varoluşu konuşuyor olmamız gerekmez mi? Özgün insanın barkodlaştırıldığı değil, vezirin babasını ayağına getirttiği değil, çöpün arttığı değil, iş görüşmesine giden mezunun sadece okulu ve rakamlarından dolayı işe alındığı değil, ülkenin çeşitliliğinden ötürü bölünmesinden dolayı değil…

Peki neden varız? Ot nefesinin hakkını veriyor. Güzel, temiz, yaygın… Peki biz?  Bize emanet edilen nefesin hakkını veriyor muyuz? Bugün için ne yapıyoruz? Doğanın her sabah bize gülümsemesine nasıl karşılık veriyoruz? Kalbimizle hatta ruhumuzla birbirimizi ne kadar görüyoruz, dinliyoruz ya da hissediyoruz?

Korkuyoruz ancak onları kucaklayıp sonsuzluğa yollamak yerine onların ta kendisi oluyoruz. Yazık değil mi korku ve kaygılarımız haline gelmemiz, kızdığımız, yakındığımız sistemlerin birer bekçisine dönüşmemiz?

Biz yolun ta kendisi değil miyiz? Biz varsak o yol da var değil mi? Peki neden mutlak varoluş olan karanlığı yargılayıp sürekli ışık ile değişen farklı gölgelere aldanıyoruz? Neden başkalarının gerçeğini kendimizinkini bir kenara atarak bulmaya çalışıyoruz? Neden aynaya bakıp kendi göz penceremizden içimize girmiyoruz?

17 milyon spermden galip gelen, 46 kromozom ve 300 bin genin oluşumundan birbirine benzemeyen galip ve özgün zaten biz değil miyiz? Peki galip olan ben neyi bekliyorum?

Dahil olmak lazım değil mi? Hayat ile çatışmak değil hayat ile diyalog halinde olmak, içini dökmek ama toplamamak…

Hayalperest miyim?

Bir hayalim var… Hayallerin asgari müşterekte buluştuğu, dahil olduğu, fark ettiği ve yarattığı, kucakladığı, teatiye sebep vererek fikrin yayıldığı ve varoluşun bir takım, topluluk ya da ülke yerine dünya için olduğu…

Çok mu hayalperestim?

Belki ben öyleyim ama ya Erzincan’daki kadın girişimci? Ya da hayata hayalindeki Türkiye için atılmak üzere olan genç Fatih Çelebi Biraz da onları dinleyelim…

Türkiye’yi 21. yüzyılın en çok ilham veren markası yapmak

Fatih Mustafa Çelebi / Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü 4. Sınıf Öğrencisi, 2011-2012 Öğrenci Konseyi Başkanı:

“Bir ülkeyi markalaştıran onun değerleridir. Bu değerler insanla alakalıdır, insanı insan yapan değerlerdir. Bir ülkenin markalaşması süreci, değerlerin zarar görmemesini sağlayarak sürdürülebilir kılan adaletli kurumların üzerine inşa edilir.

Bir markanın ilham vermesi için nelere sahip olması gerekir? Bir ülkenin ilham veren bir marka haline gelmesi için neler yapması gerekir?

Ülkenin ilham veren bir marka olması için çok güçlü, temel bir “amacı” olmalı ve o markanın bütün paydaşları bu “amaç” üzerinde anlaşmalıdır.

Peki, Türkiye 21. yüzyılın en çok ilham veren markası haline nasıl gelebilir?

Böyle bir marka haline gelebilmek için, Türkiye’nin kendisini bir “idealin kanıtı” olarak algılatması gerekmektedir. Ama bu ne bir din idealidir, ne de belirli bir coğrafi bölgenin hâkimi olma idealidir. Bu ideal, “Türkiye içinde yaşayan her bir bireyi en çok mutlu olabileceği şartlara sahip kılabilme fırsatını sağlayacak ülke olma” idealidir. Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olması, aynı zamanda da eşsiz öz değerleri bu idealin çok farklı coğrafyalara yayılmasını da ayrıca sağlayacaktır.

Yukarıda bahsedilen ideale ulaşmak, yani insanımızı en fazla mutlu edecek seviyeye gelmek için ise, ülkenin bütün kesimleri ahenk içinde hareket etmelidir. Bu ülke tek başına hiçbir kesime ait değildir ve ülkeye tek başına o veya bu hiçbir kesim hükmedemez. Türkiye, barındırdığı bütün insanlarına eşit ölçüde aittir. İşte ancak bu eşitlik Türkiye’yi daha yükseklere çıkarabilir. Bu ülkede herkes birbirine emanettir, herkes birbirine bağlıdır. Zaten gerçek gücümüz de burada yatmaktadır.

Türkiye’deki bütün kesimlerin birbirinden öğreneceği çok şey vardır. En nihayetinde, farklılığın yarattığı bir birlik, güçlü birliktir.

Türkiye, sürdürülebilir ve adaletli değerler sistemini kurup, insanını mutlu edecek seviyeye bir ahenkle ulaşmaya çaba gösterirse, işte o zaman bu yüzyılın en çok ilham veren markası olmaya aday olacaktır. Görev bizleri beklemektedir.”

Erzincanlı Kadın Girişimcileri Destekleme Projesi

Koç Üniversitesi Uluslararası Ofisi tarafından gerçekleştirilen ‘Erzincanlı Kadın Girişimcileri Destekleme Projesi’ kapsamında ‘Koç Üniversitesi Global Aid’ gönüllü ekibi kentte yaşayan ve gelir düzeyi düşük kadınları ve KOBİ’leri finansal olarak desteklemeyi ve toplumda farkındalık yaratmayı hedefliyor.

KUGlobal Aid yardım ekibi, 18 – 21 Nisan 2013 tarihleri arasında Erzincan’da kadın girişimcilerin yer alacağı mikro-finans projesine katılarak, Erzincan Valiliği Mikro Kredi Birimi ve Erzincan Üniversitesi’nin de katkılarıyla kadın girişimcilere maddi destek ve eğitimler verdiler.

Koç Üniversitesi’nden Prof. Semih Yalman, Erzincan Üniversitesi’nden akademisyenler ve özel sektörde olan kişiler girişimci kadınların yönlendirmesiyle çeşitli seminerler ve workshop’lar düzenledi.

Üç gün süren program kapsamında ilk gün özellikle kapasite inşası, güçlendirme ve öğrenmeye odaklanıldı. Erzincan İl Özel İdaresi ve Erzincan Valiliği ziyareti ile başlayan program, mikro kredi departmanına yapılan bağışla devam etti ve kadın girişimciler sahada ziyaret edildi, tanışıldı ve hikayeleri dinlendi. KUGlobal Aid Gönüllüleri ve kadın girişimciler arasında kurulan iletişimin sonrasında da devam edebilmesi için temel bilgisayar kullanma ve Skype eğitimi verildi.

İkinci Gün Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası ortaklığıyla yürütülen projede KUGlobalAid, 20-30 adet küçük işletme sahibi olan kadınlara bir gün boyunca seminerler düzenledi. Bu girişimcilerin ortak noktaları ulusal pazara açılmak istemeleri…

Erzincan’daki son gün Erzincan Üniversitesi’nden akademisyenler ve yetkililerle birlikte köy ziyaretleri yapılarak yöre insanıyla iletişime geçildi. Saha ziyaretlerindeki temel amaç, onları daha yakından tanıyarak projenin sonraki aşamalarını, onların ihtiyaçlarını tam karşılayacak şekilde yapılandırmaktı.

Ayrıca, projeye dikkat çekmek isteyen Amerika ve Kanadalı misafir öğrencileri de kapsayan 8 kişilik Koç Üniversitesi Öğrenci grubu 4 Nisan’da İstanbul’dan bisikletlerle yola çıkarak 1.049 km pedal çevirdi ve 15 Nisan’da Erzincan’a ulaştı. Erzincan Belediyesi’nin ve Erzincan halkının yoğun ilgisiyle karşılaştılar.

Semih Yalman / Editor in Youth
[email protected]

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Haziran 2013 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.