Anahtar hikaye anlatıcılığı

Eğitmen Şeyda Taluk, markaların hem kendi hem de insanların hikayelerini paylaşmalarının onları ileriye taşıyacağını vurguluyor.

Neredeyse herkesin kendinde en iyi bulduğu becerilerinden biri de iletişim becerisidir. Özellikle de ağzı laf yapan, her konuya atlamaya bayılıp başkalarını konuşturmayanlar iletişim dahisi olduğunu düşünür.

Kimse bu beceriyle ilgili kendini sorgulamayı düşünmez bile. İletişim sektöründe geçirdiğim yaklaşık 30 yılın yarısından fazlası, insanları iletişimin gerekli bir beceri olduğuna ancak sandıkları şey olmadığına ikna etmeye çalışmakla geçti.

Aslında bir yandan da birçok kişi ve kuruluş kendini anlatamamaktan, başkalarını ikna etmede güçlük yaşadığından şikayet ediyor. Buna karşın bu şikayet edilen duruma nesnel bir biçimde yaklaşmak, sorunu doğru bir biçimde irdelemekten çok diğerini, rakibini ya da bu işi doğru yapanları suçlamak, parmakla gösterip onun başarısının arkasında etik olmayan bir şey aramakla sonuçlanıyor nedense! Tabii kötü örnekler bol ama biz yaşamlarımızı, başarımızı kötü örnekler, rakipler, düşmanlara göre mi planlayacağız yoksa kendi yolculuğumuzun kaptanı mı olacağız?

Toplumsal etki / ikna ve liderlik, geleceğin en önemli becerilerinden biri olarak gösteriliyor; 21. yüzyıl yetkinlikleri de deniliyor bu beceriler setine. Beceri kelimesine özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum, zira bütün bunlar öğrenilir. Tabii benim burada birçok kez üzerinde durduğum hikaye anlatıcılığı, liderlik becerisinin tam da kalbinde duruyor. Bir anlamda, hitabet sanatı olarak da tanımlayabileceğimiz hikaye anlatıcılığı, gelecekte “kabileleşecek” bir dünyada insanlara önderlik etmenin anahtarı. Dijital ve fiziksel dünyada liderlerin, markaların sesleri yükseldikçe, hedef kitleleriyle, “kabile” üyeleriyle duygusal bağ kurma ihtiyacı daha da artacak, makro mesajlar yerini mikro mesajlara, mikro etkinliklere bırakacak.

Converse’in Brooklyn’de yaşayan sanatçıları desteklemek üzere kurduğu ses kayıt stüdyosu, bunun iyi örneklerinden biri. Stüdyodan hiçbir ticari beklentisi olmayan Converse, sanatçılardan ne spor ayakkabılarının reklamını yapmasını istiyor ne de eserler üzerinde hak iddia ediyor. Sadece o bölgedeki sanatçı topluluklarına destek veriyor.

Pazarlama ve iletişim dünyasının geleceğinde önemli bir yeri olacak hikaye anlatıcılığına markaların ve liderlerin, etkin ve doğru yatırım yapması şart. Bunun yanı sıra reklam stratejilerinin, içerik eksenlerinin de bu eğilime göre yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu gözden geçirme, kurum ve kişilerin de kendilerini gözden geçirmelerini dayatıyor bir yandan. Mesela, artık iyi bir dava için mücadele vermeyen ve bunun hikayesini tüketicisiyle paylaşmayan markaları iyi bir gelecek beklemiyor.

Hayırseverlik, aktivizm, belirli bir davanın sözcüsü olmak ve bu alandaki mücadelesini, deneyimini tüketicisi (artık paydaş demek daha doğru olacaktır) ile hikayeler üzerinden paylaşan markaların yükselişi başladı, bunun daha da artacağını göreceğiz.

Kısa videolarla marka ya da paydaş hikayelerine yer verilen mini reklamlar, abartılı ve dev büt.eli reklamların yerini alacak. İnsanların sosyal medya platformlarında paylaşmaktan keyif alacağı “gizli reklam” hikaye viralleri, geleceğin ta kendisi. Milyonlarca mesajın yüzdüğü bu denizde markalar, unutulmaz olmanın ve ölümsüzlüğün yolunu bulmak için mücadele ederken kullanacakları en etkin silahlarından biri hikayeler.

Hep söylüyorum iyi olmalarının ya da en iyi hizmeti sağlamalarının yeterli olmadığı yeni bir dönem bekliyor markaları. Anlatı eksenini belirlemek, markanın faydalarını anlatmanın daha önünde. Apple, Nike ve Netflix’e bakın. Uzun zamandır bize ürün satmıyorlar, bir hikaye anlatıyorlar ve tüketicilerini yani paydaşlarını bu hikayelerin etrafında buluşturarak “yeni çağ kabilelerini” oluşturuyorlar. Aslında teknoloji bir yandan insanı yalnızlaştırırken diğer yandan başka bir biçimde aidiyet duygusu da kazandırıyor. Herkesin dijital dünyada aidiyet hissettiği yeni aileleri, “kabileleri” oluşuyor. İşte, gelecekte markalar için mükemmel bir etkileşim alanı bu halkalar. Bir çeşit sosyal iş olarak tanımlanan TOMS, etki alanı geniş ve yüksek bir kabilenin lideri. TOMS paydaşları, bir araya gelerek yardım etkinlikleri düzenliyorlar. Zumba dans partileri ise artık bir fenomene dönüşmüş durumda.

Bütün bu insanları bir araya toplayan ise dürüst, herkesin çıkarını gözeten ve iyi bir dünya vadeden hikayeler. Kendi hikayeleri kadar paydaşlarının da hikayelerini ön plana alan markaların, liderlerin etkisi katlanarak büyüyecek. Dünyanın gidişatına bu yeni kabile liderlerinin özgül ağırlıkları damgasını vuracak.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 90. sayısında yayımlandı.
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.