Keşif: Cansu Gürsu

 Perspektif 16 Mart 2017 Semiha Ahmed

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden 3. olarak mezun olan Cansu Gürsu hem yurtiçinde hem de yurtdışında çalışmalarıyla birçok karma sergiye katıldı. Bunun yanı sıra, üç tane kişisel sergisi de bulunuyor. 2011 yılında ise "Rotary Kulubü Sanat Yarışması" tarafından seçilen 20 sanatçı arasında yer alıp kataloğa girmeye hak kazandı. Sanatçı, aynı zamanda 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali için hazırlanan tanıtım filminin de illüstratörlüğünü yaptı.

Babaanneye anlatır gibi anlatacak olursan, tam olarak neler yapıyorsun?

Çok geniş bir soru? “Nasılsın?” gibi. Zor bir soru. Yani, resim yapıyorum. Nasıl anlatırım bilemedim. Her gün atölyeye girmiyorum çalışırken. Önce çok okumak istediğim şeyleri biriktiriyorum. Şöyle anlatayım, mesela ilk defa hayatımda iki-üç senedir bir konuyla ilgili, bir durumla ilgili seriler yapıyorum. Hepsi bir hikayenin parçası. Birinci resim, olayın girişi. Son resim, olayın sonu. Kompozisyon yazarsın ya, onun gibi. Şu an Rollo May’in “Yaratma Cesareti” kitabından etkilendim. Bu kitap üretim yapan insanın, yaratıcı insanın geçirdiği bazı evrelerden bahsediyor genel olarak başında. İyi bir kitap, bu alandaki herkesin okuması gerekir bence.

Bir şeyi yaşıyorum, sonra ne yaşadığımı daha iyi anlatabilmek için resim yapıyorum. Sonuçta sözlü iletişim kurmuyorum, kitap yazmıyorum; resim yapıyorum. Ne hissettiğimi tam olarak benim de bilmem gerekiyor. Hissettiğimi nasıl yazılıya dökerim ya da yazılıdan kendimle nasıl bağ kurarım. Eğer bir dönemle ilgiliyse ya da bir hisse ait durumsa kafamda kurgu oluşturuyorum. Aslında o zaman yaptığım ilk resim ayağa kalkmakla ilgili. Oturduğu yerden kalkan bir kadın vardı mesela imajda. O zaman anlatmak istediğim bu kadar keskin değildi, bir hikaye gibi değildi. Sonra bir konu çıktı. Onları yazıyorum, sonra da başlıyorum yapmaya. Kullanacağım malzemeyi de ona göre seçiyorum.

Boğaziçi Film Festivali’nin reklam filminden bize bahsedebilir misin? Nasıl girdin bu projeye?

Decol ekibini zaten tanıyordum. Arkadaşlarım onlar. Yaptıkları işleri takip ediyorum ya da konuşuyoruz. Bu iş geldiği zaman onlardan elle çizilmiş olmasını istemişler. Bir kopyasının olmamasını istemişler. Decol ekibi de birbirimizi tanıdığımız için bana yapar mısın dediler.

Normalde hiç illüstrasyon yapmıyorum aslında. Ben sadece tek tek figürleri, arka planı, bulutları, kayıkları çizdim, Decol ekibi de onları kesip hareketlendirdi.

Boğaziçi ekibiyle birkaç kez toplantı yaptık. Bizim yapmak istediğimiz daha farklıydı aslında. Biraz daha sanatsal bir çalışma yapmak istedik ama onlar farklı şeyler istediler. En sonunda bu fikirde buluştuk: Minyatür yapalım ama tam minyatür gibi de olmasın, çok geleneksel değil de biraz illüstratif dursun. Minyatürde kamera tutan, ışık tutanlar yok mesela. Madem böyle yapıyoruz o zaman bunları ekleyelim biraz daha yenilikçi dursun dedik.

Daha önce bu reklam filmi gibi projelerde yer aldın mı hiç?

Düşünüyorum da, yok hayır, yer almadım. Ajanslardaki insanlar zaten grafik mezunu oluyor. Normal elle çizim yapan benim tanıdığım çok az grafikçi var. Dijital yapıyor herkes. Dijitalin şöyle bir yanı var, belki ben de bu yüzden yapmıyorum bu işi; benim yapmak istediğim işi kabul eden insanla çalışırım ben. Bir daha böyle illüstratif bir şey yapmam çünkü o insanın elini değiştiriyor. Bilgisayarla çalışmak da öyle. Tablet kullanıp resim yapan insan geleneksel yöntemi yapamaz değil ama ikisini de sürekli yapıyor olması gerekir ki aşina olsun. İkisinin birbirine katkısı çoktur ama bir tarafa yönelirsen diğerini de kaybediyorsun.

Sanata ilgin nasıl başladı gibi klasik bir soru sorayım.

Klasik ama en klasik olmayan cevabı duyacak olabilirsin. Ben normalde sayısalcıydım. İyi de bir öğrenciydim. Bütün hayatım dershanede ve okulda geçiyordu. Sabah 7’de çıkıyordum evden ve akşam dershane bittiğinde benim eve gelişim oluyordu 10-11. Yatıp sabah tekrar kalkıyordum. Hiç arada başka bir şey yoktu. Sosyal bir çocuk da değildim. En fazla müzik dinliyordum yolda ya da arada bir kitap okuyordum.

Resme ilgim vardı ama resim yapmıyordum, sadece okulda resim dersinde yaptıklarımız. Sevdiğim için öğrenmeye çalışıyordum ama vakit ayırmıyordum. Evde oturup resim yaptığımı pek hatırlamıyorum. Ama küçükken yaparmışım, 5-6 yaşında babamın portresini çizmişim, cüzdanında saklıyor hala.

Sınavlara girdim ama istediğim şeyin bu olmadığını anladım. Ama nasıl söyleyeceğim? Aileme de dedim ki “Ben ne istediğimi bilmiyorum. Bir sene daha hazırlanayım.” Hala şu düşüncedeyim: “Söz, bir sene hazırlanacağım ve ne istediğimi bulacağım." Bir şeyler çizmek istiyorum, yaratmak istiyorum. Eğlenerek yapacağım bir şey olsun istiyorum. Sonra da babam “Güzel Sanatlar diye bir bölüm varmış üniversitede” dedi. İlk defa o zaman öğrendim. Güzel Sanatlar sınavına da bir buçuk ay vardı. Babam da resim yapmayı öğrenmem için kursa yazılmamı önerdi. Sınavlara 20 gün kala kursa başladım. Zaten yeteneğim vardı, o da biraz aileden geliyor sanırım. İyi görebiliyorum, baktığım şeyi kağıt üstünde görebiliyorum. Yamuk yumuk şeyler çizmedim hiç. Hatta çizimlerim hiçbir zaman o dönem çizdiklerim gibi düzenli olmadı. Hem biraz o sayısalcılık da var galiba, tertip ve düzen. Hem de ilk defa yapıyorsun, özeniyorsun. İnci gibi o zaman yaptığım işler.

20 gün sabah akşam, çok az uykuyla, alerjiler oluyorum, kusuyorum, sürekli stres... Korkunçtu bir yandan ama bir yandan da çok güzeldi. O sırada biz taşındık ve Yalova’dan İzmit’e gitmek zorundaydım her gün. Aradaki mesafe de uzun. Sonra sınava da babam götürdü. Ve ilk 10’a girip kazandım.

Hangi sanatçıları takip ediyorsun?

Nathaniel Evans, Rossella Ferro, Alexsandra Levasseur, Annegret Soltau, Eugenia Loli.

Sosyal medyanın olumlu bir etkisi oldu mu senin için?

Ben telefon kullanmıyorum. Arada açıyorum. Ama internet ya da WhatsApp kullanmıyorum telefonda. Çocuklar önerdi Instagram hesabı açmamı. Açtık ama sürekli bir şeyler yüklemek ve takip etmek gerekiyor. Ben mesela ayda bir ya da iki ayda bir yüklüyorum. O yüzden Instagram’la nasıl aram? Yani, yok gibi. Facebook’taki sayfam da öyle. Benim sosyal medyayla pek aram yok. Haber okumak için, daha kaliteli işler takip etmek için Twitter’ı kullanıyorum. Behance de kullanıyorum. Hem başkalarını takip etmek hem de kendi işlerimi göstermek için. O da iyi, ondan memnunum. Çünkü çok daha fazla insana ulaşıyorsun. Bir de portfolyo sitesi sonuçta. Seni takip eden insanlar da resim yapan insanlar oluyor. Instagram’a göre daha ciddi geliyor bana.

 

Sanatçının çalışmalarını www.behance.net/cansugursu sayfasından da takip edebilirsiniz.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR