Ya elektrik gelmeseydi?

Hayatı kolaylaştıran şeyler sanki yıllardır hayatımızdaymışçasına kabullenildi. Ama geçen ay yaşadığımız elektrik kesintisi herkese bazı gerçekleri hatırlattı.

Araba kullanmayı babamın üzerine titrediği 1971 model Peugeot 504’ünde öğrendim. Fransız Mercedes’i derlermiş o zamanlar. Ben pek değerini bildiğimi söyleyemem ama marş basmayınca motora düz kontak yaptırıp çalıştırmayı, stop ederse ikinci viteste yokuş aşağı “vurdurarak” devam etmeyi, jant kapağının sıkı bir çukura girerseniz uçup gidebileceğini, stepneniz yoksa arabayı krikoya alıp iç lastiğin nasıl tamir edileceğini o arabada öğrenmiştim.

Şimdi arabaya yaklaşırken beni tanıyıp kapılarını açınca ne keyifleniyorum sormayın. Hele bir de ceketin cebinde unuttuğum anahtarı bulmak zorunda olmadan bir düğmeye basıp çalıştırmak var ya, beni benden alıyor. Arabanın bluetooth’una ben daha hareket etmeden bağlanıp Spotify’daki playlist’imi çalmaya başlayan akıllı telefonuma bayılıyorum. Sesli komutumla aranan marketten su siparişi de verdim mi tek eksiğim evin yolunda trafik yoğunsa alternatif güzergah öneren güzel sesli bayan. Kim tutar beni!

Hayatı kolaylaştıran şeyler o kadar kolay ve çabuk kabullenildi ki sanki yıllardır alışkanlığımızmışçasına. O kadar umarsızca çıkarttık ki hayatımızdan tuşlu ve akılsız sandığımız telefonları.

Ama geçen ay yaşadığımız elektrik kesintisi herkese bazı gerçekleri hatırlattı. İyi de oldu!

Bu bir işaret

Bu hepimize bir işaret. Elektriğin kesildiği ilk saatlerde çoğu kimsenin olayın ciddiyeti ve aynı zamanda hayatına nasıl etki edeceği hakkında pek fikri yoktu. Ancak saatler ilerledikçe azalan ve şarj edilemeyen piller birden herkesin kafasını sanal dünyadan kaldırıp ne olduğunu anlamaya çalışmasına sebep oldu. Hele bir de mobil telefon ve internet servislerinde aksamalar, kapsama alanlarının daralması, son model telefon ve tabletlerin kifayetsiz kalması saatler sonra bir dehşet havası estirmeye başladı.

Restoran, kafe, fırın gibi günlük ticaret hayatını temsil eden yerlerde bile nasıl olumsuzluklar yaşandığını hepimiz gördük.

Her ne kadar büyüdüğümü kabullenmekte güçlük çeksem de dijitalleşme konusunda yaşıtlarımın hayli ilerisindeyim. Buna rağmen bir yanım hala analog. Dijital bağımlılığın iyi yanlarından sonuna kadar faydalanmakla beraber yokluklarında da çaresiz kalmamak için bir felaket senaryosu için hazırlıksız olmamak gerektiğine inanıyorum.

Ya elektrik gelmeseydi? Ne yapacaktık?

Ne yapmalı?

Günlük yaşamında adım adım check-in yapanlara, kahvesinin köpüğünü, saçının yeni rengini, ayağını-ayakkabısını, ense kökünü, çiçeği-böceği, kedisini-kendisini, fotoğrafçılık oynayıp önüne geleni çekip paylaşan ve sonra da “like” bekleyenler için üzgünüm. Onlar için yapacak pek birşey yok. Ancak, evinizde ofisinizde tuş takımı olan bir telefon bulundurursanız kriz çıkmaz. Takar konuşmaya devam edersiniz. Şarj derdi de yok.

Resimlerinizi ne yapacaksınız hiç düşündünüz mü? Geçenlerde bana bir resim gösterirken dikkatimi çekti. Kızımın telefonunda 2275 fotoğraf vardı. Kesinti sonrasında kendisinden rica ettim, kaybetmek istemediği fotoğraflarını ayıkladı, USB’ye aktardı, götürdüm bastırdım. Tavsiye ederim. Anılarınız, geçmişiniz elektrik kesilmese bile bir anda elinizden kayıp tuvalete kaçabilir. Bir arkadaşımın balayı resimlerinin tamamı böyle kayboldu. Eşine söylerken yanında olmak istemediğimi söyledim. Merak ediyorsanız, hala evliler!

Telefon rehberiniz, e-postalarınız, notlarınız, uygulamalarınız telefon değişikliği yapılırken sizin görmediğiniz, göremediğiniz ve hatta hiçbir zaman göremeyeceğiniz, Türkiye’de bile olmayabilen bir depoda kayıtlı olan yerden güncellenmiş şekilde alınıp yeni telefonunuza aktarılıyor. Hadi e-posta adı üstünde mektubun “e” hali, peki rehberiniz. Bu satırları okurken rehberinizi kaybettiğinizi anladığınızda kafanızdan nasıl kaynar sular döküldüğünü hatırlayın. Hatırlayın da acil durumda nereden nasıl “e” olmayan şekilde ulaşabilirliğini sağlarsınız onu düşünün derim.

Bunun sonu yok. Vazgeçilmezlik-onsuz olmazlık duygusu yokluk zamanında insanoğluna ağır duygusal iniş çıkışlar yaşatır. Diyeceğim şu ki; dijitalleşme iyidir, ama tam teslimiyet iyi değildir. Özümüzü unutmadan teknolojiyi hayatımıza kendi kontrolümüzde sokarsak faydayı maksimize ederiz.

Bu arada itiraf ediyorum, babam arabasını satarken hatıra olsun diye çakmağını yürütmüştüm. Hala bende!

 

Murat Çolakoğlu

PwC Türkiye Şirket Ortağı

Eğlence ve Medya Sektör Lideri

@mcolak001

 

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Mayıs 2015 sayısında yayınlanmıştır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.