Ofis mimarisi: Plasenta Conversation Agency

Bu haber Campaign Türkiye’nin Nisan 2014 sayısında “Plasenta’nın Mısır Apartmanı’ndaki evi ” başlığıyla ve Mimar Ezgi Kayaoğulları imzasıyla yayınlandı.

İstiklal Caddesi üzerindeki en güzel yapılardan birine, Mısır Apartmanı’na gidiyoruz bugün. Plasenta Conversation Agency’nin ofisini ziyaret edeceğiz. Ofis olarak bu binayı seçmiş olmasından dolayı, daha kendisiyle tanışmadan, firma sahibine karşı bir sempati duyuyoruz ister istemez. Bu binanın 100 yılı aşkın bir süredir sapasağlam ayakta olduğunu bilmek bile insanı iyi hissettirmeye yeter. Geniş mermer basamaklardan rahat rahat yukarı çıkıyoruz.

Salon… İstiklal Caddesi’ne bakan cephedeki geniş salon, tıpkı evlerinizdeki salon gibi, hem konukları ağırlamak hem dinlenmek için.

Loft tarzı çalışma alanı

Tasarımı mimar Yasemin Civelek‘e ait olan ofisin girişindeki cam kapılar sayesinde, Plasenta’nın karşılama alanına kadar olan koridor daha merdivenlerdeyken görünüyor. Koridorun zeminindeki orijinal döşeme kaplaması hemen dikkat çekiyor. Özenle seçilmiş aydınlatmalar sayesinde giriş koridoru, aynı zamanda ajansın ödüllerinin de sergilendiği mini bir galeri gibi düzenlenmiş. Sanki buradan, diğer katlarda bulunan sanat galerilerine selam gönderiyor gibi.

Giriş… Mısır Apartmanı’ndan Plasenta ofisine doğru, zemin döşemelerine dikkat.

Koridorun sonundaki karşılama panosu, tavandan sarkan zincirlere asılmış ahşap latalarla oluşturulmuş ve üzerine Plasenta logosu yerleştirilmiş. Panonun hemen önündeki karşılama masasının tablası ise özel yapım bir beton.  Karşılama alanının her iki yanından ofisin neredeyse tamamı algılanıyor.

Karşılama… Tavandan zincirle asılan karşılama panosunda Plasenta logosu. Yeşil… Gri ve beyaz dışındaki tek renk Plasenta’nın logosundaki yeşil.

Loft tarzında, diğer bir deyişle yüksek tavanlı, az bölmeli, sade ve büyük hacimli bir çalışma alanı yaratmayı amaçlamışlar. Binanın birinci derece tarihi eser olması sebebiyle, zaten binaya fazla müdahale yapma imkanı da olmamış. Yine de küçük dokunuşlarla istenen çalışma ortamını sağlamayı başarmışlar.

Sergi… Ajansın ödülleri giriş holünde sergileniyor.

Sanat galerisinden ajansa

Ajans kurucusu Cem Batu’dan aldığımız bilgilere göre Plasenta taşınmadan önce,  bu kat sanat galerisi olarak kullanılıyormuş.  Zeminde gördüğümüz izlerin, daha önceki kullanıcıya ait alçıpan bölme duvarlara ait olduğunu öğreniyoruz. Döşemelerdeki bu izlere rağmen orijinal cilalı beton zeminler yıllara meydan okuyor, zaman içinde oluşan çatlaklar olsa da, beton zemin, tüm doğallığı ve güzelliğiyle hizmet vermeye devam ediyor.

İş iş iş… Ne kadar eve benzetmeye çalışsanız da işyerinde iş yapılıyor tabii. Gri ve beyaz… Döşemelerde betonun doğal grisi, yüksek tavan ve duvarlarda ise beyaz.

#olsadayesek

Pencerelerde, eskiden kalan çift doğrama var. İnce uzun bu pencerelerin her birine gerektiğinde kapatılmak üzere, beyaz stor perdeler yapılmış. Duvarlar ve tavanlar da bembeyaz. Gün ışığı özellikli aydınlatma elemanları çalışma bölgelerinde aşağı sarkıtılmış, kablo ve boruları gizlemek içinse özel bir çaba sarf edilmemiş. Sadece bazı bölümlerde beyaz alçıpan asma tavan yapılarak yükseklik düşürülmüş, asma tavan içine lineer günışığı armatürler yerleştirilmiş.

Yemek köşesi… Ev yemeği gibisi yok, aynı masada yemenin zevki de başka.

Bu kısımlardan biri yemek salonu diyebileceğimiz kısım. Yemekler ofisteki mutfakta pişiyor ve güzel de bir yemek salonları var. Cem Bey’in bahsettiği “ev ortamında rahat rahat çalışma” hissi, hep birlikte aynı masada yenen ev yemekleriyle de destekleniyor demek. Konu yemek olunca, duvardaki hashtag de ona uygun elbette “#olsadayesek”  Ofis genelindeki beyaz duvarlarda, buna benzer ve tabi ki hepsi yerine uygun seçilmiş hashtag’ler var.

Hashtag… Beyaz duvarlarda sadece hashtag’ler var. Loft tarzı sadelik demek.

Kim bilir kimler kimleri bekledi bu balkonda

Girişin sol tarafında açık ofis düzeninde çalışan ekipler, İstiklal Caddesi’ne doğru daha da genişleyen kısımda ise büyükçe bir salon var. Bu salonun bir kenarında şirket içi toplantıların yapıldığı uzunca bir masa yerleştirilmiş. Zaman zaman grup çalışmalarının da burada yapıldığı belli oluyor.

Aynı salonun bir başka köşesinde ise bazı prodüksiyonlar için fotoğraf çekimlerinde kullanılabilecek mini bir stüdyo yerleştirilmiş.

Şip şak… Bazı durumlarda fotoğrafları bu mini stüdyoda çekmek mümkün.

Orta alanda ise hem konuklar, hem de çalışanlar için koltuklar var. Hem konuk ağırlama hem de çalışanlar için dinlenme salonu gibi düzenlenmiş. İstiklal Caddesi’ne bakan iki Fransız balkonuna da yine bu salondan çıkılıyor. Kim bilir hangi gözler kimleri bekledi bu balkondan diyerek, gelmişken biz de kısa bir süre İstiklal Caddesi’ni seyre dalıyoruz.

Ofisin diğer tarafında başka bir manzara bizi bekliyormuş meğer. Hemen o tarafa yöneliyoruz. Uzun salon boyunca açık ofis düzeninde yerleşmiş diğer ekiplerin yanından, yönetici ofislerinin önünden ilerleyip Haliç manzarasına bakan toplantı odalarına ulaşıyoruz. Duvar ve tavanlar yine beyaz, tek fark burada Plasenta’nın logosundaki yeşil renge boyanmış kapılar var.

Biraz da müzik… Salondaki bu müzik aletleri dekorasyon değil, Plasenta çalışanları arasında müzisyenler de var.

Toplantı odalarının bir tanesi tele-konferans görüşmelerinin yapıldığı küçük bir oda. Tele-konferans görüşmelerinde sıklıkla yaşanan sorunları engellemek ve sesin rahat duyulmasını sağlamak amacıyla, bu odanın duvarları özel akustik sünger ile kaplanmış.

Plasenta’nın 2013 yılı içinde taşındığı bu ofiste toplamda 74 kişilik bir kadrosu var. Bu kadro içinde kreatif ekip, strateji ekibi, müşteri temsilcileri, sayfa yöneticileri ve prodüksiyon departmanları var. Bulunduğumuz 500 m2’lik ofiste yaklaşık 60 kişilik bir ekip çalışıyor.

Finans… İşte ofisin en güzel manzarası.

Ajansın, en önemli müşterisi için ayrı bir ofisi daha var aynı binada. Ekibin geri kalanı da orada bulunuyor. Bu küçük ofise de şöyle bir göz atıp, zemindeki altıgen ahşap panoları, duvarlardaki orijinal tuğlaları ve tavanlardaki akustik panoları görüp çıkıyoruz. Güler yüzlü ev sahibimize ve güzel ofislerine veda edip güzelim mermer merdivenlerden iniyor, İstiklal Caddesi’nin kalabalığına karışıveriyoruz.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.