Ne kadar dijitaliz?

PwC’den Cömert Kun, dünyadan ve Türkiye’den verdiği rakamlarla dijitalleşmede aldığımız ve kat etmemiz gereken yolu inceliyor.

“Dijital ekonomi” gelişen dünyanın en önemli unsurlarından biri. Don Tapscott’un 1995 yılında çıkarmış olduğu ve yankı uyandıran kitabı “The Digital Economy: Promise and Peril In The Age Of Networked Intellegence”da (Dijital Ekonomi: Ümit Verici Ve Tehlikeli Bilgi Ağı Çağında) temellerinin atıldığı bir terimden bahsediyoruz. Aynı zamanda internetin geleceği ve iş hayatına etkisini gösteren ilk kitaplardan olduğu için bir başyapıt.

1995’den günümüze gelindiğinde dijital ekonomi “internet ekonomisi”, “yeni ekonomi”, “web ekonomisi” olarak çeşitli şekillerde tanımlanıyor. Geleneksel ekonomiden kesin çizgilerle ayırt etmeye çalışmamızın nedeni büyüklüğünün her geçen gün artması.

X, Y, Z’nin farkı nereden geliyor?

Dijitalleşen dünya ile tüketici profili ve tüketim alışkanlıkları değişeli çok oldu. Pazarlama şekilleri ve stratejileri de… İnternetten sonra ekonomi yeni bir döneme girmişti zaten. Babyboomers olarak adlandırılan kuşak ve sonrasında gelen X, Y, Z arasındaki net fark da bunun sonucu. 2000 sonrası olarak adlandırılan Z kuşağı X ve Y yani 1960-2000 döneminin çocukları olmasına rağmen bilgiye çok hızlı ulaşabildikleri ve dijitalleşmeyi daha doğumdan itibaren hayatlarının bir parçası olarak kanıksadıkları için geleneksel yapının ekseninin kaydığını kolayca gözlemlemekteyiz.

Sağlıktan eğitime, bankacılıktan reklamcılık sektörüne neredeyse etkilenmeyen hiçbir alan kalmadı. Kendi istihdamını, sistemini yaratan bir organizma ile karşı karşıyayız. Büyüklüğünün net olarak bilinemediği ancak 10 trilyon dolardan fazla olan bir ekonomik hacimden bahsediyoruz. Boston Consulting Group’un bir araştırmasına göre 2016 yılında G-20 ülkelerinde internet ekonomisi 4.2 trilyon dolar olacak. Bu 2010 yılında 2.3 trilyon dolardı.

10 milyar euro’luk endüstri

Dijital ekonominin içerisindeki önemli unsurlardan biri de uygulamalar oldu. Mobil cihaz sayısının her geçen gün artması ve tüketicilerin bunları telefonun ötesinde, bir eğlence ve toplumsal iletişim, etkileşim aracı olarak görmesi sebebiyle, içerik sağlayıcılar için birçok fırsat ortaya çıkmakta. Apple “Appstore” u 2008 yılında açmıştı.

1 milyondan fazla uygulamanın bulunduğu ve toplamda 100 milyar yüklemenin yapıldığı bir dünya ortaya çıktı. Avrupa Birliği’nde yıllık 10 milyar Euro ve 790.000 kişinin istihdam edildiği bir endüstri üzerindeyiz.

Dünya Bankası’nın 2013 yılı raporuna göre İsveç, Norveç, İzlanda gibi kuzey ülkeleri internetin en sık kullanıldığı yerler. Her 100 kişiden 95’i internet erişimine sahip. Türkiye %46,25 ile 248 ülkenin yer aldığı listenin 103. sırasında. Daha çok yolumuz var gibi gözüküyor ama istatistiki olarak baktığımızda yine ortada bir noktadayız çünkü dünya nüfüsunun %40’ının da internete erişiminin olduğu tahmin edilmekte. Bu 1995’de sadece %1’di.

Türkiye dijitalleşmenin neresinde?

Türkiye’nin dijital ekonomide hızlı bir dönemece girdiği de aşikar. TÜİK verilerilerine göz attığımızda da çarpıcı verilere ulaşıyoruz. Özellikle girişimlerde bilgi teknolojilerinin önemi anlaşılmış gibi gözüküyor. Bilgisayar kullanımının 2014 sonu itibariyle %94,4’e ulaşması, şirketlerin web sitesi sahipliğinin %56,6’lara çıkması bunun bir göstergesi.

Girişimci tarafı bir kenara bırakır ve kullanıcı istatistiklerine bakarsak bilgisayar ve internet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24. Bilgisayar ve internet kullanımı tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksek.

İnterneti ne için kullanıyoruz?

2014 yılının ilk üç ayında internet kullanan bireylerin %78,8’i sosyal paylaşım sitelerine katılım sağlarken, bunu %74,2 ile online haber, gazete ya da dergi okuma, %67,2 ile mal ve hizmetler hakkında bilgi arama, %58,7 ile oyun, müzik, film, görüntü indirme veya oynatma, %53,9 ile e-posta gönderme-alma takip etmekte. İnternet kullanan bireylerin internet üzerinden kişisel kullanım için mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı %30,8 oldu. 2013 yılında internet üzerinden alışveriş yapanların oranı ise %24,1’di. İnternet üzerinden alışveriş yapan bireylerin 2013 yılı Nisan ile 2014 yılı Mart aylarını kapsayan on iki aylık dönemde %51,9’u giyim ve spor malzemesi, %27’si ev eşyası, %26,8’i seyahat bileti, araç kiralama vb., %24,9’u elektronik araçlar, %15,9’u kitap, dergi, gazete aldı.

Rakamların gösterdikleri…

Bu kadar rakamı yan yana koyduğumuzda baş döndürücü bir veri trafiği içerisinde yol alıyoruz. Bu büyüklükten rakamları süzmek,  girişimci ve kullanıcı arasındaki köprünün paydalarının çıkartılması gerek sosyal bilimlerin gerekse matematiğin bir sonucu olacak gibi.

Sonuç olarak sayısı her geçen saniye artan 3,1 milyar birbirine bağlı insandan bahsediyoruz. İlk milyara 2005 yılında ulaşılmıştı. İkincisine 2010 ve son olarak üçüncü milyara 2014 yılında… Dünya nüfusu her sene ortalama %1,15 artıyor. Oysa sadece 2014 yılında internet kullanıcı sayısı %7,9 arttı. O kadar hızlı büyüme oranlarından bahsediyoruz ki nüfusun çok üzerinde

artan bir kullanım oranı sebebi ile bundan belki de 5-10 yıllık süreçte nüfus artış oranına yakın miktarlarda bir büyüme ile karşılaşacağız.

Meşhur “6 dereceli bağ” teorisi artık günümüzde farklı bir boyuta gidiyor sanırım. 1929’da Firgyes Karinthy’nin kuramsallaştırdığı ama popülerliğini 1990’da John Guare’nin yazdığı bir oyun ile popüler olan tanım dünyadaki herkesin 6 kişi ile birbirine bağlı olduğuna dayanıyor. Ne dersiniz 1929’dan günümüze ne kadar evrimleşti bu kuram?

 

Cömert Kun

PwC Vergi Bölümü Kıdemli Müdürü

Bu yazı, Campaign Türkiye’nin Temmuz 2015 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.