Markanız nasıl biri?

Her marka logosuyla, logoda kullandığı renk, sembol veya yazı tipiyle bir kimlik oluşturur. Peki ya kişilik? İnsanlarla nasıl bir ilişki kuruyor? Pazarlama sektöründe çok konuşulan ve markayı rakiplerinden ayrıştıran bir araç olduğuna inanılan “marka insanlaştırma”yı kapak dosyamızda masaya yatırdık.

Markalar ve insanlar arasında artık tek yönlü bir iletişim yok; sadece reklamlara maruz kalıp onların söylediklerine koşulsuz şartsız güvendikleri veya dikte ettiklerini yaptıkları çağı arkamızda bırakalı çok oldu. Artık markayla temas halinde olmak isteyen, önemsendiğini, kıymetli olduğunu bilme ihtiyacı duyan insanlar var. Gün içinde mesaj bombardımanına tutuldukları da göz önünde bulundurulduğunda doğal olarak robotumsu, duygusuz bir ses duymaya tahammülleri yok. Üstelik rekabet de giderek artıyor, aynı hedef kitleye hitap eden birçok marka var dolayısıyla seçme lüksü yani üstünlük onlarda. Bu durumda markaların, müşterileriyle bağlarını güçlendirmesi, onlara özel olduklarını hissettirebilmeleri şart oluyor. Peki bunu nasıl başaracaklar? İşte bu noktada “brand humanization” yani marka insanlaştırma devreye giriyor.

Marka insanlaştırmaya giden yolda ne tür adımlar atılabilir?
  • Markanıza duygusal yönler kazandırmak (elbette marka kişiliğiyle uyumlu ise), müşterilerinizin tam olarak neye ihtiyacı olduğunu bilerek yani onları tam anlamıyla tanıyarak iletişim içinde olmak, sosyal medyada sizinle kolayca etkileşim kurabilecekleri bir ortam sağlamak…

  • Aslında günümüzde en çok da sosyal medya faktörü öne çıkıyor. Sosyal medyada oluşturduğunuz topluluk, onlarla nasıl bir ses tonuyla iletişim kurduğunuz, samimiyetiniz kilit rol oynuyor. Ayrıca sosyal medyada alacağınız geri bildirimler ve bu geri bildirimlerle yapacağınız düzeltme veya düzenlemeler de oldukça önemli; onları değerli hissettirdiğinizde kurduğunuz bağ da kuvvetleniyor. 

  • Otomatikleştirilmiş pazarlamadan vazgeçmek, e-mail gibi iletişim araçlarında isimle hitap etmek de faydalı olabilecek bir başka basit yöntemdir. Burada dikkat edilecek ana nokta; insana dokunduğunuz mecra ne olursa olsun kibirli veya katı bir ses tonundan uzak durmak.

  • Zor zamanlarda (küresel pandemi gibi) onların kalbine dokunacak projeler geliştirmek, “Onları nasıl desteklerim?” sorusuna devamlı olarak yanıt aramak… Çünkü daha önce de “brand purpose” kapağımızda işlediğimiz gibi insanlar artık kendi amaçlarıyla ilişkilendirebilecekleri, dünya için “iyi”ye yönelen kuruluşlar arıyor. Doğuştan var olan empati yeteneğimizi yaptığımız işte de kullanarak nasıl bir arayış içinde olduklarını sezebilir, kolektif iyiliğe yönelerek daha insancıl bir marka olabilirsiniz.

  • İnsanlaştırmada şirket içinden de gidebilirsiniz. Mutlu ve işletmesine bağlı personeller yaratarak hem onları destekçinize dönüştürebilir hem de müşterilerinize daha iyi hizmet vermelerini; onlarla sıcak, güvenilir bir bağ kurmalarını sağlayabilirsiniz.

Kulağa oldukça ilgi çekici gelen marka insanlaştırma kavramını daha iyi anlayabilmek adına konuyu derinlemesine araştırdık ve neler yapılabileceğine yoğunlaştık. Bazı büyük markaların (globalde) örnek teşkil ettiği çalışmaları derledik ve Türkiye’den görüşlerle de destekledik.

Necla Eylül Durukan

Campaign Türkiye Kıdemli Editörü

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 122. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.