Lüks markalarda koltuk savaşları

Lüks markaların hepsi son zamanlarda büyük yeteneklerle özel projelere imza atmak için birbiriyle yarışıyor. Bu yarışta kim neler yapıyor ve Türkiye nerede bir bakalım…

Yetenek dediğimiz özelliği ne sulak tarlalarda yetiştirebiliriz ne de ovalardan hasat edebiliriz. Sektörünüz ne olursa olsun, yeteneği gördüğünüz anda onu yüceltmeniz ve ona gereken önemi vermeniz şart. Peki Türkiye bu konuda neden hep birkaç adım geride? Neden Fransızlar, İtalyanlar hatta Amerikalılar bunun farkına yüzyıllar önce varmış da bizim ülkemizde hala yurtdışından hangi modeli, hangi tasarımcıyı getirsek de kazancımızı artırsak havası solunuyor? Neden bahsettiğimi anladığınızı umuyorum: Dev lüks markalarındaki koltuk savaşları…

Galliano’nun Margiela’ya dönüşü

Renzo Rosso’nun sahibi olduğu Only The Brave grubuna bağlı olan gizemli, çalışanlarının beyaz önlükler giydiği Maison Martin Margiela markasının geleceği bir zamanlar Dior’da bizi hayaller alemine sürükleyip sonra talihsiz açıklamaları yüzünden kovulan John Galliano’ya bırakıldı. Galliano geri dönmeyi denemedi değil daha önce; Oscar De La Renta kendisine kanat açtı fakat çok da başarılı olmadı. Kaldı ki Galliano büyük markalarda bilek çürütmüş bir yetenek, geri dönüşü illa ki şaşaalı olmalıydı. Renzo Rosso kurduğu grubun ‘sadece cesurlar için’ olduğunu hatırlayıp, kimsenin beklemediği bir karar vererek Galliano’yu ona en uzak markanın başına getiriverdi. Margiela dediğimiz marka tamamen “deconstruction” üzerine dayalı bir felsefeye sahip. Galliano ise tam tersi; gerek barok bakış açısı gerekse şovlarında kullandığı abartılı tasarımlar yüzünden. Nasıl olur, nasıl olacak deniliyordu ki Galliano Margiela için ilk şovunu geçtiğimiz ay görücüye çıkardı. Sonucu tahmin edebilirsiniz: gidişi suskun olmuştu belki ama dönüşü ‘muhteşem’ oldu.

Louis Vuitton’un büyük projeleri

Nicholas Ghesquiere, Balenciaga’nın ardından Louis Vuitton’un başına geçti. Hayır, haber yeni değil. Ama Nicholas markanın sadece kadın bölümünden sorumlu, erkek bölümünü Kim Jones yönetiyor; kadın ayakkabılarıysa Fabrizio Viti’nin koruması ve vizyonu altında. Ama Louis Vuitton ismi büyük yeteneklerin ticari açıdan ne kadar önemli olduğunun farkında; korkusuzca en büyük isimlerle farklı projelere imza atıyor. Bunlardan en ilgi çekeniyse Iconoclastics projesi, yani LV monogramını ünlü yeteneklere verip neler yapabileceklerini görmek. Şimdi Louis Vuitton mağazalarına giderseniz LVMH grubuna ait olmayan Christian Louboutin’in yaptığı çantaya veya Chanel ile Fendi’yi tasarlayan Karl Lagerfeld’in tasarladığı boks aksesuarlarına sahip olmanız mümkün.

Chanel ve Fendi’nin ortak yeteneği

Karl Lagerfeld nasıl bir yetenekmiş canım, dedirtecek türden bir şey var önümüzde. Chanel’in koleksiyonlarını tasarlamakla kalmıyor, bir nevi rakip olabilecek Fendi’nin kadın koleksiyonundan sorumlu ve aynı zamanda kampanya resimlerini de kendisi çekiyor. İki firmanın da aynı yetenekle çalışıyor olması çok ilginç bir durum gibi gelebilir ama yeteneğin ne kadar zor yetiştiğinin kanıtı aslında. Buldunuz mu kaçırmayın.

Gucci yeni kreatif direktörünü seçti

Bu haber yeni çıktı: Gucci, Frida Giannini’nin ayrılışının ardından yeni kreatif direktörünü seçti. Markada uzun senelerdir Frida Giannini ile yan yana çalışmış olan Alessandro Michele seçildi bu büyük göreve. Kering Grup portföyüne baktığımızda içteki yeteneklere ne kadar önem verdiklerini görebiliyoruz. Tom Ford ayrıldığında da dışardan birini getirmek yerine Frida Giannini’yi seçmişler ve Alexander McQueen öldüğünde yerine Sarah Burton’ı terfi ettirmişlerdi. Yine dediğim gibi; sektör ne olursa olsun, yetenek çok ama çok önemli.

Türkiye’deki yetenekler nerede?

Peki Türkiye’de markalaşma konusunda bu kadar problem varken yetenekler ne durumda? Malesef çoğu kendi işlerinde dikiş tutturmaya çalışıyor. Oysa yurtdışına baktığımızda çoğu, büyük markaların kreatif direktörlüğünü ve kendi markalarının geleceğini bir arada yürütebilecek ekonomik güce ve yaşam kalitisine sahip. O halde neden Türkiye’nin büyük markaları sürekli İtalyan tasarımcıları hayalet kreatif direktör olarak almaktan vazgeçip ülke sınırları içinde yetişmiş ve yabancılardan bir gıdım eksiği olmayan isimleri markalaştırma yoluna gitmiyor? Soruyu hepimiz sormuşuzdur eminim ama cevabı verebilen birini henüz göremedim.

Ürün ne olursa olsun, üstüne birinin ismini koymak her zaman tüketicideki arzuyu bir kademe artırır; tabii ki doğru isim olduğu sürece. Doğru olmasaydı bu herkesin evinde bulunan çay bardağının yok satan Ajda bardaktan ne farkı olurdu?

 

Yiğit Turhan

Gucci WW Sosyal Medya Stratejisti

@yigitturhan

 

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Şubat 2015 sayısında yayınlanmıştır.


Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.