Korona günlerinde özlenen bir ofis: Rabarba

Bu ay Akaretler’in tarihî dokularından biri olan Sıra Evler 35 numaraya; yani Rabarba’ya konuk olduk. Hem ajansı biraz daha yakından tanıdık hem de hayranı olduğumuz Sıra Evler’in içindeki hayata şahit olduk.

Koronavirüsü ile sarsıldığımız bu günlerde, bir yerlere gitmek pek mümkün değil maalesef. Hem kendi hem de etrafımızdaki insanların sağlığı için evde kalıyoruz. Campaign Türkiye olarak ülkede henüz koronavirüsünün görülmediği, sağlıklı olduğumuzu düşündüğümüz son günlerde Akaretler’de yer alan Rabarba’yı ziyaret ettik. Kendileriyle görüşmemizin, fotoğrafçımızla beraber katıldığımız son çekimlerden biri olduğunu nereden bilebilirdik ki…

Türkiye’nin ilk dijital reklam ajansı olarak kurulan Rabarba’nın Akaretler’den her geçişimizde “bir gün gelsek ya, çok tatlı görünmüyor mu” dediğimiz ajansını ziyaret ettik ve Rabarba’yı biraz daha yakından tanıma şansı bulduk.

2007’de geleneksel reklamcılık tecrübesi olan bir ekiple kurulan Rabarba; dijitalde çıktığı yolculuğa, 2009’da mobil pazarlamayı, 2011’de de sosyal medya hizmetlerini ekliyor. Ancak 2012’de Unilever ve Turkcell; 2013’de Enpara.com ve n11.com için TV reklamları yaparak geleneksel reklamcılığa da el atıyor.

Özellikle son 7 yıldır, ağırlıklı olarak TV reklamları olmak üzere, dijital, mobil ve sosyal medya uygulamalarını da içeren “çok mecralı kampanyalar” yapıyor.

Dijital ajans olarak yola çıkmalarına rağmen zaman içerisinde geleneksel reklam ajansı hizmetlerine de ağırlık verseler de bugünün dünyasında, artık kalmadığının altını çiziyorlar. Rabarba’nın düzenli olarak hizmet verdiği markalar arasında QNB Finansbank, Card Finans, Enpara, Migros, n11.com, Hürriyet Emlak, Altınyıldız Classics gibi markalar yer alıyor. Bu markaların yanında proje bazlı, dönemsel işler yaptıkları markalar da var. Hatta bu şekilde son on yılda 40’a yakın marka ile çalışma imkânı buluyorlar. Ajans sakinleri kuruldukları 2007 yılından bu yana, Akaretler yokuşu boyunca uzanan tarihi Sıra Evler’den 35 numaralı evde çalışıyorlar. Özellikle son birkaç yılda İstanbul’un en gözde kültür, eğlence ve yemek merkezlerinden biri haline gelen bölgenin avantajlarından da yararlanıyorlar.

Rabarba’dan Oğuz Savaşan ve Gökhan Akbay “bir ayağımız Beşiktaş Çarşısı’nda, diğer ayağımız Nişantaşı’nda. Bu noktada toplumun her kesimine yakınız ve onları iyi tanıyoruz, gözlemleyebiliyoruz. Bu gözlemlerimiz haliyle işlerimize de yansıyor” diyerek Akaretler’in profesyonel hayatlarına getirdikleri farklı bakış açılarını da vurguluyorlar.

Merkezi konumu çalışanlar için de oldukça kullanışlı oluyor. Ajanstan çıkıp dış dünyaya karışmak istediklerinde hemen hemen her türlü seçeneğe ulaşabiliyorlar. Ulaşım açısından da son derece avantajlı bir noktada olan Rabarba; vapur iskelelerine yakın olması nedeniyle karşıdan gelen ajans sakinlerinin ulaşımı için de oldukça rahat bir noktada.

Rabarba’da toplam 35 kişi çalışıyor. Ayrıca Zico isimli bir papağan ve Foça isimli Schnauzer cinsi bir köpekleri var. İçinde bulundukları 3 katlı tarihi evler kabaca 6 büyük oda ve her evin arkasında bir bahçeden oluşuyor. Müşteri ilişkileri ekibi ve yaratıcı ekip hep birlikte bu odalarda “marka takımları” halinde oturuyorlar. Her odada farklı bir takım var. Bazı odalar da toplantılar için ve yönetici ekip tarafından kullanılıyor. Bu ilham verici mekanı sevdiklerini belirtseler de zaman zaman çok katlı ve oda-oda olmasının ajans-içi iletişimi zorlaştırabildiğini de belirtiyorlar.

Gün içerisinde merdivenleri bol bol inip çıkarak, aralarda arka bahçede ve açık mutfakta buluşarak bu açığı kapatmaya çalışıyorlar.

Rabarba’yı gezerken en çok binanın tarihî dokusundan etkileniyoruz. Bu konuda Akbay ve Savaşan şu sözlerle mekânın bu ilgi çekici özelliğini anlatıyorlar:
Bazı binaların mimarisi öylesine etkileyicidir ki, binanın içerisinde uygulanacak mimari yaklaşımı da adeta size dikte ederler. Dört metre yüksekliğinde tavanlar, uzun geniş kapılar, aydınlığa açılan büyük pencereler ve ahşap spiral merdivenler yaşadığımız binanın benzersiz özellikleri. Rabarba’nın binasının da yer aldığı Akaretler Sıra Evler aslında Osmanlı Devleti’nin hayata geçirdiği ilk toplu konut projesiymiş. Bu evler, 1875 yılında, Sultan Abdülaziz tarafından Dolmabahçe Sarayı’nın önde gelen bürokratları için Sarkis Balyan tarafından lojman olarak inşa edilmişler. Evlerin dış cephesinde ve içerisinde Neoklasik-Ampir mimari tarz benimsenmiş. Biz Rabarba’yı kurarken, geçmişte saray lojmanı olarak kullanılan bu evlerin ruhuna uygun olarak ‘eklektik- evsi’ bir dekorasyon yapalım, ‘uğraşılmış- özenilmiş’ durmasın istedik. Binanın tarihi dokusuna, yaşanmışlığına ve mimari özelliklerine olabildiğince dokunmamaya çalıştık. Ajansın ihtiyacı olan enerji ve canlılığı içeriye yansıtabilmek için duvarlarda ve döşemelerde sadece rengi ve grafiği kullandık. Projelendirme aşamasında Dank Mimarlık’tan yardım aldık.”

Rabarba’yı ziyaretimiz üzerinden geçen zamanda ülkemizde ve dünyada o kadar çok değişiklik oldu ki Oğuz Savaşan ve Gökhan Akbay ile yeniden iletişime geçip bu sıkıntılı süreci nasıl geçirdikleri ile ilgili de bilgi almadan edemedik. Pek çok ajans gibi Rabarba da bu süreçte evden çalışıyor.

Ancak Rabarba’nın bir işyerinden çok, her sabah arkadaşlarla buluşulan ve birlikte güzel vakit geçirilen sosyal bir ortam gibi olduğunu belirten Savaşan ve Akbay; Rabarba’yı iş yerinden ziyade ev gibi gördükleri için son günlerde Rabarba’dan uzak kalmaktan dolayı pek de mutlu olmadıklarını belirtiyorlar.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 97. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.