Kör noktalardan koruyan beyaz kuzgunlar

İtibar tek tek bireylerin yaşamlarında ne kadar önemli ise markaların yaşamlarında da en az o kadar önemlidir. Markalar için en kritik konu kurumsal itibarı yönetmektir.

Benjamin Franklin “İyi bir itibara sahip olmak için birçok iyi hareket yapmak gerekir; kaybetmek için ise bir tek kötü hareket yeter.” demiştir. Doğru söze ne denir? Bu gerçeği aslında hepimiz biliriz ama buna rağmen günlük yaşantımızda şirketlerin kurumsal itibarlarına zarar veren, onu ciddi risklere maruz bırakan yanlış adımlar attıklarına tanık olabiliyoruz. Peki bu nasıl oluyor? Paydaşları rahatsız edeceği belli olan kararları iş liderleri nasıl alıyor?

Kurumsal itibarlarını riske atan dört başlığı paylaşmak isterim;

Birinci neden grup düşüncesi. Bir fikir bir grubun ortak fikriymiş gibi ağırlık kazanınca karşı görüşler pek dile getirilmiyor. Bir tür sürüye uyma eğilimi hâkim oluyor, belli bir görüş fazla sorgulanmadan karara dönüşüyor.

İkinci nedeni filtreleme. Gelen yoğun bilgi bombardımanını filtreden geçiriyor ve genellikle kendi görüş ve düşüncelerimize uyan, onları destekleyen bilgileri alıyor, diğerlerini görmezden geliyoruz.

Üçüncü neden, insanlar kendi görüşlerini destekleyen bilgileri arıyor, buluyor ve kararı etkilemek için kullanıyorlar. Böylece görüşlerini “kanıtlamış” oluyorlar ama alınan karar pek sağlıklı olmayabiliyor.

Son neden ise İngilizce’de “Wishful thinking” diye ifade edilen kavram. Yani görüşünüzü rasyonel temeller veya gerçeklerin değil, olma ihtimali bulunmayan hayallerin üzerine inşa etmek. Kararlar bu şekilde alınırsa doğal olarak sonuçlar da olumlu olmuyor.

Peki, yanlış kararlar alınmasına yol açan bu nedenlerin etkisini azaltmanın yolu ne? Bu sorunun yanıtı aslında basit. Ekibin çoğunluğuyla, hatta bazen bütün üyeleriyle ters bile düşse karar alma sürecinde görüşlerini ve fikirlerini çekinmeden açıklayacak bireyler gerekiyor.

Sorun çıkartan bireyi kucaklamak kıymetli ve değerlidir. En önemli katkı gerçekten farklı konuşanları ödüllendirerek yapılabilir. Söylenene sinirlenmek yerine daha iyi dinlemeliyiz. Çünkü böyle kişiler organizasyonun kara koyunu olarak değil, kör noktalardan bizi koruyan beyaz kuzgunlar olarak kabul edilmelidir. Markalar için itibar yönetiminde eleştirel sesleri dinlemek hayati öneme sahip.

Arzu Deniz Aksoy

KİD Yönetim Kurulu Üyesi

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 112. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.