İklim savaşlarında güç kiminle?

Milyon dolarlık soruyla başlayalım: Küresel çevre sorunları ve bunun için öngörülen çözümler dünyadaki adaletsizliği ve eşitsizliği katlanarak artırır mı? Böylece, yeni bir şiddet ve iklim savaşları çağı yaratır mı? Dikkatinizi çekmek isterim: Bu konuyu derinleştiren sadece iklim sorunları değil, özellikle gelişmiş ülkeler tarafından planlanan çözümleri de…

İklim değişikliği, küresel ısınma ve bunların etkileri bu milenyumda insanlığın en önemli sorunları kuşkusuz. Ancak bu, yalnızca hunharca zarar görmüş gezegen ile insanlar arasında değil; daha da önemlisi insanların kendi arasında devam eden zorlu bir mücadele. Sürdürülebilir bir dünya ve sağlıklı bir gelecek büyük ölçüde insanlar, toplumlar ve ülkeler arasındaki ilişkiler setine bağlı…

O halde rahatsız edici sorulara devam edelim: Dünyada zaten temel yaşam koşullarıyla ilgili birçok adaletsizlik varken; bu sorun, ülkeler ve insanlar arasındaki uçurumu daha da artırır mı? Bu, bazı ülkeleri çok daha derin bir kaosa iter mi? Sahi, iklim savaşlarına, göçlere, yeni mülteci akınlarına hazır mıyız?

Bakın, Covid-19 pandemi sürecini küresel olarak deneyimledik. Pandemi ile mücadelede hayati unsur olan aşıya, dünya üzerindeki her bir kişi adil olarak ulaşabildi mi? Elbette hayır. Hala aşının girmediği coğrafyalar var. Tıpkı aşıya ulaşmanın adaletsizliği gibi, sürdürülebilirlik gündemi de sadece gelişmiş ülkelerin hayatta kalma kiti mi olacak? Peki ya dünyanın geri kalanı?

İklim krizi, şiddeti giderek artan bir fırtına gibi. Ve bu fırtınada hepimiz aynı gemideyiz… Hayır, aslında değiliz! Aynı fırtınada, çok yüksek dalgalarla karşılaşıyor olabiliriz ama herkes aynı gemide değil. Kimi salda, kimi dalgalardan bile sallanmayan konforlu gemilerde…

Her şey politiktir!

İklim krizi ile ilgili konuları tartışırken; genel olarak, çevreye verilen zararı azaltma (mitigation) ve uyum (adaptation) aşamalarından bahsediyoruz. Ancak bunların da kendi içinde çok katmanlı olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Örneğin, ‘siyasi uyum’ (political adaptation) son derece önemli ve her yönüyle üzerinde durulması gereken konulardan biri.

Christian Parenti, iklim değişikliği tartışmalarının halihazırda sürmekte olan siyasi uyumun altını çiziyor ve “Tropic of kaos: İklim değişikliği ve yeni şiddet coğrafyası” adlı çarpıcı kitabında “iklim faşizmi”ne vurgu yapıyor.

“Adaptasyon hem teknik hem de politik bir zorluktur. Siyasal uyum, insanlığın kendi kendisiyle ilişkisini dönüştürmek, insanlar arasındaki sosyal ilişkileri dönüştürmek anlamına gelir. İklim değişikliğine karşı başarılı bir siyasi uyum; iklim değişikliğinin körüklediği şiddeti sınırlamak, önlemek ve şiddetini azaltmak için yeni yollar geliştirmek gerekir. Bu, ekonomik yeniden dağıtım ve kalkınma modelleri gerektirecektir. Ayrıca barış inşası için yeni bir diplomasi şart olacaktır.

Bununla birlikte, silahlı cankurtaran botunun politikası olarak adlandırılabilecek başka bir siyasi uyum türü halihazırda yolda: İklim değişikliğine silahlandırarak, dışlayarak, unutarak, bastırarak, polislik yaparak ve öldürerek yanıt vermek. İklim krizi özellikle üçüncü dünya ülkelerini kaosa sürüklerken, zengin ülkelerde yeşil bir otoriterliğin ortaya çıktığını hayal edebilirsiniz.”

İklim Faşizmi ve Adaletsizlik

Halihazırda demokrasi, eşitlik ve adalet gibi temel sorunlarla boğuşan ülkeler, artık iklim krizinin tetiklediği olağanüstü koşullara da tanık oluyor. Tüm bu koşullar, zaten kaygan olan yaşam pratiklerini daha da olumsuz etkileyerek; göçleri, çatışmaları ve toplumsal hareketleri tetikliyor.

Parenti, kitabında ayrıca ‘askerileştirilmiş adaptasyon’a da vurgu yapıyor: “Pentagon ve Avrupalı müttefikleri, aktif olarak, başarısız veya başarısız devletlerin uzun vadeli, açık uçlu sınırlandırılmasını – sonsuza kadar karşı ayaklanmayı vurgulayan militarize bir adaptasyon planlıyorlar. Bu tür bir “iklim faşizmi”, dışlama, ayrımcılık ve baskıya dayalı bir siyaset, korkunçtur ve başarısız olmaya mahkumdur.”

Bu nedenle, bazı ülkeler tüm insanlık için kritik sorunları kapsayacak sağlam adaptasyon çözümleri oluşturmaya çalışmak yerine, askerileştirilmiş adaptasyonu kendileri için güçlü bir seçenek olarak görüyorlar ki bu da açıkçası, iklim savaşları yoluyla geri dönüşü olmayan rezil bir dünyaya ahlaksız bir yolculuk anlamına geliyor.

Yeni bir küresel siyasi çerçeve şart!

“Soru, hangi yolla olursa olsun, siyasetin gerçek alanı olarak doğal dünyayı yeniden kurmayı, insanların kişisel deneyimini rehabilite etmeyi, ahlakı siyasetin ve sorumluluğu arzularımızın üzerine yerleştirmeyi başarıp başaramayacağımızdır. İnsan topluluğunu anlamlı kılmada, içeriği insana geri döndürmede, tüm toplumsal eylemlerin odağı olarak özerk, bütünleyici ve onurlu insanı yeniden yapılandırmada…” Vaclav Havel, Açık Mektuplar

Yeni bir küresel çerçeve ve anlayışa ihtiyaç duyan iklim değişikliğinin siyasi adaptasyonu üzerine düşünülecek ve tartışılacak çok şey var gibi görünüyor. Hem de çok geç olmadan…

İklim krizi sorunları ele alınırken, dünyanın mevcut gündemi ve sorunları göz ardı edilmemeli. Aksi takdirde, olası iklim savaşlarında insanlık adına görmek istemediğimiz pek çok trajik olaya tanık olabiliriz.

Zaten trajedilerle yazılan dünya tarihinin yenilerine kesinlikle ihtiyacı yok…

 

Arda Öztaşkın

Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.