Hayatım Reklam: Gökçe Kurtoğlu

Hayatım Reklam: Gökçe Kurtoğlu

Reklamcı Olma Sebebim:

Aslında yönetmen olmak istiyordum – lise ve üniversite boyunca birçok sette asistanlık yaptıktan sonra reklamcıların setteki halleri pek bir havalı geldi, reklamcı olmak istediğime karar verdim.

Jr. reklam yazarı olmak için gittiğim iş görüşmesinde o zamanki patronum tarafından “Müşteri İlişkileri” olmama karar verildi, “ajansa gireyim de ben yazar olurum yaaa” diyerek kabul ettim – bak hala buradayııııız…

İçinde Bulunmaktan Gurur Duyduğum Kampanyalar:

Kozmetikten FMCG’ye, üniversite’den giyime; birçok farklı markanın kampanya ekiplerinde bulundum. Ama tüm mecraların dibine kadar kullanıldığı gerçek bir 360 iletişim örneği olduğu için geçen sene yaptığımız Yeni Ford Focus kampanyasının yeri galiba ayrı bende.

Effie’siyle taçlandırdı kendini zaten.

Başkası Tarafından Yaratılmış Favori Kampanyam:

En başta Garanti – “Sucu Çocuk”u geliyor. 3 kelime ile özetlerim bu filmi; “Ustalara Saygı Kuşağı”

Klasik ama çok iyi; Panda Cheese – “Never say no to panda”

3. Sırada; Volvo – “Epic Split”

90’lar ve 2000 başlarında yapılan kampanyaların çoğu favorim aslında. Dünyaya 10 sene erken gelip, 90’ların sonu-2000’lerin başında reklamcı olmayı çok, çok isterdim.

Kariyerimdeki En İyi An:

Sunduğumuz işi mecrasında gördüğüm her an olabilir. Ama spesifik bir an var hiç unutamadığım; Ultra’ya yeni başlamıştım, bir markaya sunum yapacaktık. Toplantı başka konulardan dolayı çok gergin başlamıştı – kılıçlar çekilmişti diyebilirim. Sonra bir sunuma geçemeden sessizlik oldu, Faruk Kaptan ve Hakkı Mısırlıoğlu masadan kalkmak için birbirine bakıyordu, ben de o sırada içimden gelen sesi dinleyip “ben de Gökçe, müşteri süpervizörünüzüm, umarım çok daha keyifli anlarda tekrar görüşürüz” dedim ve “çok daha keyifli anlar” lafıyla birlikte marka tarafında gülüşmeler başladı. YK üyesi “kusura bakma seni de böyle karşılamış olduk” dedi ve ortam ısındı; sunumu yaptık, işler de çok sevildi.

Toplantı sonrası Faruk Kaptan ve Hakkı Mısırlıoğlu “toplantı enerjisini çok güzel yönettin Gökçe, teşekkür ederiz” demişlerdi. 2 ustadan bunu duymak muazzam bir his.

İş Hayatımdaki En Utandırıcı Anım:

İlk çalıştığım reklam ajansında ben de daha çoook junior iken, bir su markası bakıyordum ve sosyal medya yönetimini de yaptığımız için markaya sosyal medyadan gelen soruları/özel mesajları da cevaplandırmamız istenmişti.

Tabii bir su markasına Facebook’tan günde 200 su siparişi geleceğini kimse ön görmemişti. Bir süre sonra kendimi, markaya Facebook’tan gelen su siparişlerini bayii yönetimindeki ilgili kişilere aktarırken ve onlardan gelen sipariş bilgilerini tüketicilere aktarırken buldum, bayağı su siparişi alıyordum yani! Sağ olsun ajansım da konuyu çözmek için hiçbir şey yapmıyordu – ben de “müşteri ilişkileri” olmayı böyle bir şey sanmaya başlamıştım.

Sonra çalıştığım ajansa, Ajans Başkanı olarak Murat Yavuz geldi. İlk sohbetimizde “bir günün nasıl geçiyor” demişti, ben de “standart işler işte su siparişlerini falan gönderiyorum” demiştim. Murat Yavuz şok olmuştu – hem en utandığım, hem de bence en iyi anım olabilir.

Bu Sektörde Birlikte Çalışmaktan En Çok Mutluluk Duyduğum İnsan:

“insanlar” – birlikte çalıştığım tüm kreatif ekiplerim! Ve tabii ki Suzinur Şebnem Turgut, Hakkı Mısırlıoğlu, Faruk Kaptan, Ersel Serdarlı, Selim Ünlüsoy…

Şimdiki ajansım FCBRAM’ın tüm minnoş ekibi bir de tabii ki!

Hep yaşlı kurtlarla çalıştıktan sonra bu kadar genç bir ajansta olmak bambaşka bir duygu, deneyim.

Bir de Murad Küçük galiba – lise hayatım ona hayranlık duyarak geçti, sonra birlikte çalışma şansım da oldu – bence “işi büyüten” yönetmenlerin en iyi örneği.

Kariyerimde En Büyük Etkiye Sahip Olan Kişiler:

Murat Yavuz: bence bana bu meslekte bildiğim her şeyin temelini o öğretti, komik bir şekilde bıktığım eğitim hayatında yüksek lisans yapma sebebim de kendisidir. Herhalde Murat Yavuz’la çalışarak bu işe başlamasaydım reklamcı olarak hayatıma devam etmezdim. Bana o kadar çok şey öğretmiş ve o kadar her şeye dahil etmiş ki; ilk ajansımdan ayrıldıktan sonra gittiğim global ajanslarda “insanlar bu kadar az şey mi yapıyor ya buralarda” dedim. Bir de kendisini çok izlediğim ve yüzlerce toplantıya girdiğim için bazen toplantılarda onun el hareketlerini yaparken buluyorum kendimi (tanıyanlar anladı).

Merve Turan: Global reklamcılığın nasıl yapılacağını bilen nadir Türk reklamcılardan bence. Beynimin kullanmadığım bir parçasını kullanmayı öğretti bana, gördüğüm en güçlü kadınlardan biri ayrıca. Yazarken bile içim kabardı, iyi ki var!

Ablam: bir ailede medya sektörüne dair kariyer planı yapmak çok kolay iş değildir, malum herkeste gelecek kaygısı… İlk duvarı ablam yıktı bizde; o televizyoncu olmasaydı, belki ben de reklamcı olmazdım.

Babam: Yaşayarak ve köpürterek anlatma genim kendisinden hediye.

Annem: Çalışkanlık ve etik genim kendisinden hediye.

 

Bu yazı Campaign Türkiye 93. sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.