Hayatım Reklam: Ali Köstekçi

Hayatım Reklam sayfalarımızın bu ayki konuğu, Havas Digital Metin Yazarı Ali Köstekçi oldu.

Reklamcı olma sebebim:

Ankara’da müzik ve tiyatroyla uğraşırken bir yandan da geçinmeye çalışıyordum. Çünkü bu işlerle uğraşırken genel olarak kendinizi geçinemiyorken buluyorsunuz.

“Acaba yaratıcı bir iş yaparak nasıl para kazanabilirim?” diye Google’da gezinirken, yukarıda açılan yeni sekme sayfalarının hep reklam ajansı olduğunu farkettim ve olaylar gelişti.

İçinde olmaktan gurur duyduğum kampanyalar:

Bir şekilde künyesinde bulunduğum ve ödül alan işler tabii ki gurur verici. Bunların yanında, sayar mısınız bilmem ama benim için çok özel olan başka bir kampanya var aslında.

Yaşadığım binanın bahçesine sokak hayvanlarının barınabileceği bir kulübe yaptırılması için apartman sakinlerinin ikna edilmesi gerekiyordu ve bu hiç kolay değildi. Bir gün, apartmanın giriş camlarına astığım görsellerden, posta kutularına bıraktığım duygusal mektuplara kadar her şeyiyle tek tek uğraşarak hazırladığım bir kampanyayı yürütürken buldum kendimi. Geçen iki ay sonunda komşular ikna olmuş, gereken para toplanmış ve artık neredeyse mahallede parti kursam oyları toplayacak bir kıvama gelmiştim.

Genelde yaşadığımız hayatın ve farklı deneyimlerimizin işimize sağlayacağı faydalar beklenirken, bu kez ilk defa özel hayatımdaki bir meseleyi işim sayesinde yaratıcı bir şekilde çözebilmiştim.

Başkası tarafından yaratılmış favori kampanyam:

Zaman zaman değişiyor bu bende. Bir dönem şakalı komikli işleri severdim. Sonra ters köşe işler favorim oldu. Bu sıralar doğrudan bir duruma etki edebilecek işleri seviyorum. Mesela çoğu kişiye mide bulandırıcı gelen ama bence çok etkili olan, Paradontax’ın bir kadının gözünden kan aktığını gördüğümüz ve ‘’Bu olsaydı hemen önlem alırdınız!’’ dediği reklamını örnek olarak verebilirim. Onu izledikten sonra dişlerimi günde 3 kez fırçalamaya başladığımı hatırlıyorum.

Kariyerimdeki en iyi an:

Herhangi bir ortamda reklamcı olduğum öğrenildiğinde birilerinin yanıma yanaşıp bana fikirlerini anlattığı anlarda kendimi çok iyi hissediyorum.

İş hayatımdaki en utandırıcı anım:

Bir işle alakalı oluşturulan ve müşteri tarafından kişilerin de olduğu WhatsApp grubunda yanlışlıkla arkadaş grubumuza atacağım bir şeyi paylaşmıştım. Baya talihsiz bir andı. Neyse ki herkesin başına gelebilir… Değil mi?

Bir kampanyada beraber çalıştığım en iyi ünlü:

Başka bir ajansla yapılan ortak bir projeye dahil olmuştum ve orada rapçi Fuat ile çalışmıştık. Bolca goygoyun yanında işini de son derece ciddiye alıyor oluşu beni etkilemişti.

Bu sektörde birlikte çalışmaktan en mutluluk duyduğum insan:

Tek tek isim vermek oldukça zor ama TBWAIstanbul’da çalıştığım dönemdeki dijital ekibin yeri biraz ayrı sanırım. Birlikte hatırı sayılır bir süre çalıştığımız ve çok şey paylaştığımız için güzel anılar biriktirdik.

Kariyerimde en büyük etkiye sahip olan kişi:

Ablam edebiyatçı ve Türkologdur. Hala onun kadar okuyan birini görmedim. Benim genelde okul işleriyle falan pek alakam olmadığından, bir gün bana ‘’Senin okuyacağın yok, sen en iyisi yaz’’ demişti. Şakasına söylenmiş bir söze nedense kendimce derin anlamlar yükleyip sürekli bir şeyler yazdım ve onun sayesinde okuma alışkanlığından önce yazma alışkanlığı edindim.

Bir de yıllar önce izlediğim Roger Dodger filmindeki Roger Swanson ile 99 Francs filmindeki Octave Parango karakterlerine çok özenmiştim. Hatta bu filmler, yukarıda sorduğunuz reklamcı olma sebebime de etki etmiş olabilir.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Eylül 2017 sayısında yayımlanmıştır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.