“Hatırlamanız gereken bir sihir gibi”

Bir tasarım stüdyosunda çalışmak yetmemiş ve illüstrasyon serileri, çocuk kitabı çizerliği, çocuklara dijital oyun gibi alanlarda da üretmeye devam etmiş. Bu ay Story sayfalarımızda üretme eylemini sonlandıramayan bir isim var: İpek Kay

Pekka Studio, 2017 yılında İstanbul’da kurduğumuz bir tasarım stüdyosu. İç mekan tasarımı ile beraber mobilya tasarımları yapıyor. Pekka Studio kurucularından İpek Kay yaptıkları işi şu sözlerle anlatıyor: “İç mekan yüzeyleri ve mobilyalar mekanı deneyimleme şeklimizi doğrudan etkiliyor, bu sebeple tasarladığımız mekanları tüm detaylarıyla birlikte oluşturmaya özen gösteriyoruz.” Şimdiye kadar ev, kent müzesi, ofis gibi birbirinden farklı ölçek ve programda işler ortaya çıkarmışlar. Ancak İpek Kay’ın uğraşları arasında sadece Pekka Studio yok. Kendisini Instagram’daki kiwiiunderlandet hesabıyla keşfettik, ardından çocuklar için ortaya çıkardığı MONNOM ile dikkatimi daha da çok çekti ve yaratıcılığıyla hem bizleri hem de muhtemelen çocukları büyüleyen isme yer vermek istedik.

Kamer Yılmaz: Studio ile beraber bir yandan da kiwiiunderlandet var. Biraz bu projeden bahsedebilir misiniz?

İpek Kay: Kiwiiunderlandet, 3’lü görsel anlatı serilerimi paylaştığım instagram hesabım. İsveç dilinde Alis harikalar diyarında anlamına gelen “alice i underlandet” ile kanatları olmadığı için uçamayan bir kuş türü “kiwi”nin buluşmasıyla oluştu. Yüksek lisans yaparken bir süre İsveç’te yaşadım.

Şehirde yaptığım yürüyüşlerde birçok hikaye biriktirdim. Bunlar, ufak eskizlerle, çektiğim ev fotoğrafları ve kısa notlarla oluşturduğum günlük parçalarıydı. Aradan yıllar geçti, bu arada birçok ev değiştirdim, hafif göçebe bir yaşantım vardı. 2017 şubatında sonunda evimde hissetmeye başladığım dönemde düzenli olarak illüstrasyon yapmak istediğimi fark ettim. Bir düzen oturtabilmek için, blog gibi kullanabileceğim Instagram hesabını açtım, her hafta suluboya ve kolajla ürettiğim, ‘evi ev yapan nedir’ sorusu üzerine kurduğum görsel anlatıları paylaşmaya başladım. Her seriye bir ev fotoğrafı ile birlikte bu evin hayali sakini olarak tasarladığım bir karakter ve onun bir düşü eşlik ediyor. İlk serileri İsveç’te çektiğim fotoğraf larla oluşturdum, zaman içinde çıktığım yeni yolculuklarda biriktirdiğim başka ev fotoğrafları da eklendi. Pandemi ile beraber evde kaldığımız günlerde animasyon konusunda deneyimli olan arkadaşım Ufuk Aydın ile bu serilerden yola çıkarak iki kısa çizgi film denememiz de oldu. Yakın zamanda çeşitli yayın ve kuruluşlar için de illüstrasyonlar yapmaya başladım. İlk olarak bu sene Pera Müzesi’nin 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın 100. yılı kapsamında çocuklar için hazırladığı programın oyun çizimlerini yaptım. Bu sebeple son birkaç aydır yeni işler için ürettiğim çizimleri ve onları üretme sürecimden görseller paylaşıyorum.

Kamer Yılmaz: Çizim yapmak size uzak değil ama illüstrasyon nasıl girdi hayatınıza?

İpek Kay: Sevdiğim illüstratörlerden Carl Stanga bir konuşmasında, “aslında tüm çocuklar illüstratördür, sadece büyüdükçe bu yönümüzü biraz unutuyoruz” demişti. Benim için de bu geçerli, çocukluğumdan beri çizmeyi çok seviyordum fakat hiçbir zaman resim öğretmenlerinin beklentilerini karşılayan bir çizer olmadım. Ne zaman gördüklerimi değil de, kendi dünyama dalıp düşlediğim diyarları çizsem daha mutlu oluyordum. Mesela çok sevdiğim bir canavarlar serim vardı. Üniversite yıllarımda bir süre Atölye Onbir’de Sevil Tunaboylu ile çalışma şansım oldu. Haftasonları gidiyordum, hala hatırladıkça o ortamı, büyülü geliyor. Aslında İTÜ’de aldığım iç mimarlık eğitimi çok yoğun geçiyordu, hatta bazı arkadaşlarımın nasıl zaman ayırıyorsun sorularını hatırlıyorum. Çizim yapmak, renklerle düşünmek, olayları, insanları farklı bir bakış açısıyla görmeme olanak sağladığı için dönem dönem yoğunluğu azalıp çoğalsa da hep hayatımda oldu. Gündelik hayatın içine konumlanan günün ciddiyetini biraz kırmaya yönelik bir girişim benim için. Aslında yaptığım birçok işte bunun peşindeyim.

Kamer Yılmaz: Bir de çok yeni bir şekilde çocuk kitabı oldu. Çocuklar için çizmek, renklendirmek nasıl? Sizce ne gibi zorlukları var?

İpek Kay: Çocuk kitabı resimlemek dünyanın en güzel işlerinden biri. Paraşüt Kitap, farklı kültürlerden 8 masalın yer alacağı kitabı resimlemek için benimle iletişime geçtiğinde çok heyecanlandım. İlk görüşmemizin ardından Senem Donaton Mahon’un yazdığı Neden? masallarıyla tanıştım. Kitapta her masal bir neden sorusunu yanıtlıyor ve bunu bilimin aynı soruya verdiği cevaplar izliyor. Sonunda da oyun önerileri ile çocuklara kendi yanıtlarını bulma alanı açılıyor. Masallardaki karakterleri, içinde bulundukları mekanları hayal etmek, çizmek düşsel bir yolculuktu. Her masalın dünyası, coğrafyası, iklimi farklı olduğundan, bu güzel dünyaların içinde gezinebildiğim için çok şanslıyım.

“Renklerle ilgili doğayı gözlemlemek bana çok yardımcı oluyor. Çiçeklerin tomurcuk rengi, açtıkları zaman dönüştükleri rengi, yapraklarının tonları… Hepsini bir arada görmek, hangi renklerin bir arada bulununca nasıl bir his vereceğine dair doğal bir bilgi barındırıyor.”

Çocuklar için çizerken çocuk gibi düşünebilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ama bu ‘haydi çocuk gibi düşüneyim ve olsun’ diyerek olmuyor. Daha çok hatırlamanız gereken ufak bir sihir gibi çocukluk. Dünyaya gökyüzünü, yeryüzünü ilk defa görüyormuşçasına baktığınız, masalları ilk defa duyuyormuşçasına şaşırdığınız zamanları hatırlamak çok önemli. Ya da ben çizim yaparken böyle bir zihin durumuna geçiyorum. Bu sebeple Neden?’i resimlerken de anlatılan masallarda beni en çok şaşırtan karakterleri, anları düşledim. Bir kaplumbağanın kabuğunda yeşeren bir dünya, davul yutan bir kedi… Bunların hepsi normalde bir araya geleceğini düşünmediğimiz öğelerin buluşması ve gündelik olarak karşılaşabileceğimiz ay, güneş ya da sokakta dolanan bir kediyi farklı bir şekilde hayal etmenin yolu. Çocuklar bunu zaten hep yapıyorlar. Bir de doğaları gereği birçok şey onlara çok büyük görünüyor. Bu sebeple çizim yaparken bu ölçek değişimlerine, hayal gücü zıplamalarına alan açmak çok değerli. Henüz ilk kitap resimleme deneyimim olduğu için zamanla görüşlerim değişip, dönüşecektir muhtemelen.

Renklerle ilgili doğayı gözlemlemek bana çok yardımcı oluyor. Çiçeklerin tomurcuk rengi, açtıkları zaman dönüştükleri rengi, yapraklarının tonları, hepsini bir arada görmek hangi renklerin bir arada bulununca nasıl bir his vereceğine dair doğal bir bilgi barındırıyor. Bir de mesela bir bahçede ya da bir saksıda birlikte bulunan çiçeklerin bir arada büyüme halleri, ya da ağaçların birbirlerine yakınlığı, dallarının gökyüzüne uzanışı… Tüm bunlar çizimlerde kompozisyon oluştururken aklımda tuttuğum doğal bilgiler.

Kamer Yılmaz: Ayrıca MONNOM’u da dinlemeyi çok isteriz..

İpek Kay: MONNOM çocuklar için geliştirdiğimiz bir dijital anlatı kurma ortamı. Çocukların bedensel hareket ihtiyaçlarını göz önüne alarak, kendi kural ve oyun malzemelerini oluşturabilecekleri, yaratıcılıklarını kullanmalarına olanak sağlayacak dijital bir oyun. Çocuklar MONNOM ile fiziksel ve dijital ortamları aynı anda kullanarak hayal ettikleri özgün görselleri yaratabilir. Şu anda ücretsiz ve beta versiyonuyla yayında. Bu versiyonda MONNOM gündelik ortamda bulunan nesneleri renkleriyle algılıyor ve onları eşleştikleri dijital örüntüye dönüştürüyor. Örnek olarak fiziksel ortamda mavi bir örtü, dijital ortamda bir balinaya dönüşür, ya da yeşil bir yastık yapraklara dönüşebilir. Bu oyunu kamerası olan telefon, tablet ya da bilgisayardan playmonnom.com’a giriş yaparak tüm çocuklar oynayabilir.

MONNOM’u İTÜ’de Mimari Tasarımda Bilişim Bölümü’nde Prof. Dr. Mine Özkar danışmanlığında ilerlettiğim doktora tez çalışmam kapsamında geliştirmeye başlamıştım. Araştırmamın odağı; çocukların fiziksel ortamlarındaki etkinliklerini devam ettirebildikleri dijital oyunların geliştirilmesi. Bu süreçte şu anda MONNOM ekibinde de olan yazılım geliştirme mühendisi Can Hoşgör teknik konularda yardımcı oldu. Geçtiğimiz Mart ayında ekibimize dijital ürün tasarımcısı Ufuk Aydın ve gelişimsel psikoloji uzmanı Gizem Ünlü katıldı ve MONNOM ITU Çekirdek bünyesinde startup’a dönüştü. Pandemi sürecinde çocukların eğitim ve oyun süreçlerinde bedensel hareket ve sanatsal etkinliklerini desteklemek amacıyla çevrimiçi platforma taşıdığımız MONNOM’un, kısa zamanda daha fazla çocuk ile buluşmasını umuyoruz.

Kamer Yılmaz: Aslında bu bölümde bizim için en önemli nokta: Bir yandan profesyonel iş hayatına devam ederken bir yandan da farklı uğraşlarınız var. Siz nasıl zaman ayırıyorsunuz, bunun size mental olarak yararları var mı?

İpek Kay: Yaptıklarımın birbirleriyle ilişkili olduğunu ve birbirlerini beslediğini düşünüyorum. Bu sebeple birinden diğerine geçerken çok zorlanmıyorum, sadece tüm uğraşlarım yavaş yavaş işe dönüşmeye başladığı için planlı ve önceliklerimi belirleyerek ilerlemeye çalışıyorum. Bu çeşitlenme aslında yaptığım her işe de yansıyor. Karşılaştığım problemleri farklı açılardan ele almama ve çözümler geliştirmeme yardımcı oluyor.

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 105. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.