artwork

Bizi Benzer Noktalarda Birleştiren Kategori: Z Kuşağı

2 yıl önce

0

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi Elif Naz Bulut, 127. Sayımızda Gen Z köşemizin konuğu oldu.      

Yazıyı ikiye bölünmüş bir halde okuyabilirsiniz. “Z kuşağı” adı altında sınıflandırılan bir gencin, yaşıtlarıyla benzer endişeleri duyduğunu dile getireceği ilk kısım ve günümüz Türkiye’sinde tıp okumayı ne gözle gördüğü.

Ne olduğumuzu tanımlamaya tam olarak yetmediğini düşünsek de bizi benzer noktalarda birleştiren bir kategori z kuşağı. Sosyal sınıfımız, ilgi alanlarımız, yaşam şeklimiz farklı olabilir ancak hepimiz benzer sıkıntılarla boğuşuyoruz. Maruz kalmadan bir gün bile geçirmediğimiz medya bence en ortak biçimde dünyayı gördüğümüz kapı. Hayatın tutarsızlıklarını, farklı yaşantıları, haksızlıkları, fırsatları evimizden çıkmadan, elimizin altındaki bitmeyen kaynaklarla yorumlar haldeyiz. Hele daima ütopik bir mutluluk halinde insanların kendini sunduğu sosyal medya, hayata dair pek çok konuya özenmemize yetiyor. Ün, para, başarı, güzellik,  gezmek, eğlenmek… Ancak modern yaşamın hızında bütün bunları gerçekleştirmek çok çetrefilli. Gözümüzün önüne sunulan akımlar, başarı hikayeleri, estetik algıları arasında yabancılaşmamak ve kendi yaşamında ne yaptığını sorgulamamak mümkün değil.  Bir diğer sorunumuz da jenerasyon farkından doğan genel anlaşılamama ve etkiletlenme hali. Başında “z kuşağı” yazan bir manşet tarafından, fikrimiz sorulmadan, istatiksel verilerle, sanki başka bir evrenden gelmiş canlılar gibi tanımlanmak hepimizin farklı bireyler olduğunu gözardı etmektir. Değer yargılarımız, topluma dair düşüncelerimiz, hayallerimiz, yaşamayı ümit ettiğimiz yaşam büyüklerimizinkinden farklı; hepsi bu. Bu dünyayı bizden önceki nesilin bakış açısıyla görmüyoruz sadece.

Peki hayatta kendine yer edinmeye çalışan bir genç spesifik olarak tıp dünyasına nasıl bakıyor?  Neden tıp okuduğumuzla ilgili popüler iki cevap alabilirsiniz: ilki, maaşlı işe başlama fırsatını hemen sunan, iyi gelir elde edilen bir meslek ve ikincisi ailem istedi. Nadiren de olsa bunlardan bağımsız olarak hekimliği kendine uygun görmüş, idealist doktor adaylarıyla da karşılaşabilirsiniz. Tıp fakültesinin kapısından girme motivasyonumuz ne olursa olsun karşılaştığımız engeller bizi aynı dertlere sürüklüyor. Bunların en dramatik olanı, temeline fedakârlığı koyan bir meslek gurubuna karşı yapılan her türlü şiddet eylemi. Okurken atlaslarla, mesleğe geçince nöbetlerle mücadele ettiğimiz bir yaşantıda en azından saygınlık elde etmeyi hepimiz istiyoruz. Üstelik arkamızda şiddet olayları aleyhinde bizi destekleyen politikalar bile -tüm çabalara rağmen- yok. Tıpta son yıllarda artan beyin göçünün en önemli ayaklarından biri bu. Ne devlet ne halk tarafından emeğimizin karşılığını bulamadığını kendi gözlerimizle görmek, kutsal sayılan bir meslekten bizi soğutmak için yeterli. Yetmezmiş gibi bir de her Türk gencinin sorunu olan ekonomi açısından gelecek kaygısı var. Almanca çalışan tıp öğrencisi görürseniz aklınızda bulunsun matematiği iyidir. Çok basit bir denklem: Neden daha az çalışarak daha fazla kazanacağım ve refah seviyemin yüksek olacağı bir Avrupa kentine yerleşmeyeyim? Türk lirası değer kaybettikçe ev almanın bile maaşlı çalışarak uzun yıllar boyunca mümkün olamayacağı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

İçimizde insana yardım etmeye dair bir istek var ancak öncelikle kendi hayatımızı kurma derdindeyiz. Ve arzumuz bu ikisinin bir araya getirilebileceği bir gelecek.

 

 

Elif Naz Bulut

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi

 

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 127. sayısında yayımlandı.