Basit olan etkilidir

Publicis One Türkiye CEO’su İnanç Dedebaş, bu yıl Festival gündeminden düşmeyen yapay zeka ve hikaye anlatıcılığına dair dikkatini çeken noktaları anlatıyor.

Cannes Lions başlamadan önce Cannes’ın Direktörü Jose Papa, geçen senelerden farklı olarak festivalin bu yıl daha fazla “çeşitlilik” (diversity) üzerinde duracağını açıklamıştı.

Cinsiyet eşitliği, etnik ve kültürel çeşitlilik konularının yanı sıra oturumların çoğunda bir şekilde kendine yer bulan ve dikkatimi çeken konular ise yapay zeka, içeriğin önemi/hikaye anlatıcılığı ve ödüllerde özellikle fazlasıyla hissettiğimiz “brands for good” oldu.

Geçen seneye oranla daha az teknoloji konuşulmuş olsa da, yapay zeka kendi başına buzz word’dü diyebilirim. Gelişen teknolojiyle beraber yapay zekanın gelecekte insanların elinden işini alması tartışması tabii ki yine çok konuşuldu. Sanıyorum ki bu meseleye verilecek en güzel cevap Sapient Razorfish’in Christopher Follett’inden geldi: “Gelecekte işini bir bilgisayara kaptırmayacaksın. Teknolojiyi daha iyi kullanan bir insana kaptıracaksın.”

Yapay zekadan bahsetmişken Publicis Groupe CEO’su Arthur Sadoun’un Cannes’da büyük sükse yaratan açıklamasından muhakkak bahsetmeliyiz. Arthur Saudon, Publicis Groupe’un artık bir platform mantığıyla hareket etmesine yardımcı olacak yeni teknolojik gelişmeyi festivalin ilk günlerinde açıkladı: Marcel. İsmini, Publicis Groupe’un yaratıcı ruhu ve kurucusu Marcel Bleustein-Blanchet’dan alıyor. Groupe’un bir yıl boyunca kaynaklarının bir kısmını bu teknolojiye ayıracağı yeni ürün, bu sektörde yapay zeka teknolojisi kullanılarak üretilecek ilk kişisel asistan (application) olacak.

Benim için en heyecan verici yanı ise; insanları mükemmel bir şekilde bir araya getirerek, yaratıcı fikirleri sınır tanımadan, her an, her yerde duyurabilecek dinamik ve mobil bir alan yaratacak olması. 70.000’i aşkın Publicis Groupe çalışanı,dünyada üretilen sonsuz bilgi kaynağına, raporlara, analizlere ve veriye ulaşabilecek. Aynı zamanda bu teknoloji, tüm bilgi ve deneyimin arkasındaki yetenekleri belirlemede önemli rol oynayacak ve bu yeteneklerin birbiriyle iletişim kurmasını sağlayacak. Bu sayede Groupe’un, holding şirketi mantığından uzaklaşarak, çalışanlar, müşteriler ve bilgi arasında bağlantılar kuran bir platforma dönüşmesi hızlanacaktır. Marcel’i ise kullanmaya 2018 Viva Technology Konferansı’nda demosunun gösterilmesinden sonra başlayabileceğiz.

Oturumlarda yer bulan bir diğer önemli konu ise pazarlamada içeriğin önemi ve hikaye anlatıcılığıydı. Hikaye anlatıcılığı üzerine en keyif aldığım oturumlardan bir tanesi ödüllü “This American Life” radyo programının yaratıcısı ve sunucusu Ira Glass’ın konuk olduğu Publicis Media oturumu oldu.

“Hikâyeler, onları iyi anlatabilecek kişilerin başına gelir” cümlesinin etrafında şekillenen oturumda Ira’nın pazarlamacılara hem kişisel hem de profesyonel hayatları için önemli mesajlar verdi: “Basit olan etkilidir. İçerikte kullandığınız gürültülü ögeleri çıkarın. Merak ederek ve keşfederek hikâyenize odaklanın. Güçlü bir hikâyede, insan ögesini asla unutmayın.” Ira’nın verdiği bu mesajın yanı sıra birçok farklı oturumda da markaların kurduğu insan ilişkisinin ve dokunuşunun markalar için daha etkin ve sürdürülebilir bir pazarlamaya dönüştüğünün altı çizildi.

Ödül kazanımlarında ise özellikle dünyayı daha iyi bir hale getirecek sanatın ve fikirlerin ağırlıklı olduğu ve insanlık için fayda üreten etkili kampanyalar damgasını vurdu. Buna verilebilecek en iyi örnek Leo Burnett’in “Van Gogh odası” olacaktır. Leo Burnett’in sanatı, hayal gücünü ve gerçekliği Art Institue of Chicago için etkili bir şekilde harmanladığı Van Gogh odası Creative Effectiveness branşında Grand Prix’ye layık görülmesi gurur vericiydi. Bu kampanya çerçevesinde Art Institute of Chicago $31.000 yatırım yaparak son 15 yılın en yüksek sergi gelirini elde etmiş. Bu iş aynı zamanda markaların bakış açılarını değiştirip, konvensiyonel sınırları zorlayarak yeni yollar keşfedebileceğinin de güzel bir yansıması.

Bu sene Cannes, benim için Hollywood ünlüleri ve ana sahnelerde yer alan iletişim dünyasına ilişkin farklı oturumlarla ilgi çekiciydi. Yine de geçen seneye oranla enerjisinin ve katılımın bir parça düşük olduğunu söyleyebilirim.

İnanç Dedebaş
Publicis One Türkiye CEO’su

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Temmuz 2017 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.