Zamanda sıkışıp kalmak

Z kuşağında yer alan bir birey olarak reklamların belli ölçülerde bizlere hitap ettiğini daha doğrusu hitap etmeye çalıştığını düşünüyorum. Böyle düşünmemin en önemli nedeni zaman akışı ve anlam arasındaki ilişki. Gelişen teknolojiyle birlikte artık hayatlarımız beklenenden daha hızlı akıyor ve tüm bu akış içerisinde gerçekleşen olayları anlamlandırmak için uzun uzun düşünme fırsatımız olmuyor. Sadece o an da anladığımızla yetinmemiz gerekiyor. Reklamlar için de bu durumun geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum. Öte yandan reklamların sade, akıcı ve hayattan olanların diğer reklamlara oranla daha ilgi çekici ve kalıcı olduğu fikrindeyim. Bunun için bir örnek vermem gerekirse bu kesinlikle Filli Boya’nın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için çektiği reklam olurdu. İçten, sade, akıcı ve hayattan; kendi değerlerimizi ön plana çıkaran cinsten. Z kuşağında yer alan bir birey olarak benim için her şey bu noktada başlıyor; kendi değerlerimiz.

Günümüzde yaşadığımız toprakların üzerinden geçmiş onlarca medeniyetten geriye kalanlar maddi ve manevi belki de en çok bizim kuşağımızı etkilemiş ve etkilemeye de devam ediyordur. Hayatımda yapmak istediğim birçok yenilik önce bu topraklar içerisinde şekilleniyor. Beni harekete geçiren, bir işe heves etmemi sağlayan en önemli unsur kesinlikle kültürel zenginliğimiz fakat beni yeri geldiğinde hareketsiz bırakan da yine bu kültürel zenginliğimiz. İnsan evrimi gibi kültürlerin de evrimleşmesiyle zamandan bağımsız bir anlam arayışı sürdürmek zorunda kalıyoruz ki sanırım bu, bir bakıma anlaşılmama sebeplerimizden biri. Bir başka sebebi ise değişimin kendisi.

Gelişen teknoloji ile tabiatımızın da ötesinde yeni yaşamlar ararken yeniliklere kapalı kalmak kelimenin tam anlamıyla aptallık olur. Nitekim kuşaklar arasındaki çatışmanın temelinde yatan sebep de bu. Değişime, yeniliklere, farklılıklara kapalı kalmak…

Kendi kuşağım tüm bu duvarları yıkmak için çırpınırken bizden öncekilerin alışkanlıkların vermiş olduğu rahatlıktan kaynaklanan vurdumduymazlığı aramızdaki uçurumun en büyük sebebi. Tüm bu çakışmalar sonucunda bulunduğumuz kuşak belirsizliklerle dolup taşıyor. İstediğimiz kendi geleceğimizi inşaa etmeye çalışırken başkalarının geçmişinden kalan yıkıntıları kullanmak değil. İstediğimiz; kendi geleceğimizi zamanın değişimine, yeniliklerine ve farklılıklarına uyum sağlayarak gerçekleştirmek. Bunun için de tercih edilen araç da hiç kuşkusuz internet.

İnternetin bize sağladığı olanaklar hızla gelişirken onu bir araç olarak kullanmamız gerektiği bilincini bazen unutup kendimiz onun birer aracı olabiliyoruz. Gün içerisinde vakit geçirdiğimiz birçok dijital platformdan sadece birinde haddinden fazla vakit geçirmek bile hayatımızdan bir dönemi koparıp alabiliyor ki belki de bunun en büyük örneği Instagram’dır. Twitter, Facebook ve YouTube bir kenara Instagram bir kenara dediğimiz, bir kilit dönem içerisindeyiz. Sürekli yenilenen içeriklerin ilk bakışta pek fazla zaman almıyor gibi gözükmesi fakat günün sonunda neredeyse tüm günümüzü işgal etmiş olması ve bu durumdan nasibini alanın sadece biz Z kuşağının olmaması da işin ayrı bir noktası…

Zamanın ve teknolojinin hızla bize getirdiklerini biz kabullenmek isterken buna engel olunması tüm anlaşmazlıkların ana sebebi. Z kuşağında yer alan bir birey olarak anlaşılmak istediğim nokta tam olarak değişim… Bizden öncekilerin ve bizden sonrakilerin anlamasını ve karşı koymamasını istediğim tek nokta değişimin kendisi. Neden hiç durmamış ve durmayacak olan zamanın kendisinde sıkışıp kalıyoruz? Üstelik o akıp giderken…

Nakşidil Kuru
(21) Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.