Z kuşağı ile birlikte çalışma koşullarının geleceği

Elpis Psikolojik Danışmanlık’tan Psikolog Nazire Üzer, Z kuşağının çalışma hayatından neler beklediğini kaleme aldı.

Şirketler iş hayatına girmeye başlayan ve yakın gelecekte liderlik koltuklarına aday olacak olan Z kuşağı için endişe ile karışık bir heyecan içindeler. Bunun nedeni Z kuşağı hakkında yapılan yorumların siyah ya da beyaz olmasından kaynaklanıyor.

Kim bu Z kuşağı?

Öncelikle bu dönemde doğan çocukların ne tür özelliklere sahip olduklarından bahsedelim: Z kuşağında doğanları, diğerlerinden ayıran en önemli özellik ‘dijital devrimi’ yaşamış olmaları. Akıllı telefonlar, internet bağlantıları, bilgiye hızlı erişim, dünyanın her yerinden farklı insanlardan ve kültürlerden haberdar olmayı neredeyse bebeklikte deneyimlemeye başlamışlardır. Bir önceki kuşağın gitmedikleri bir yeri ancak kartpostallardan gördüğünü, en iyi kareyi yakalamak için tek pozluk şansları olduğunu ve onları görmek için 36 fotoğraflık film rulosunun dolmasını beklediklerini ya da yeni bir bilgiye ansiklopedi karıştırarak eriştiklerini, o ansiklopedilere yazılı basından topladıkları kuponlarla ulaştıklarını düşünürsek ne kadar keskin bir değişim olduğunu hayal edebiliriz.

Şimdi ise karşımızda doğduğu günden itibaren ilgi duydukları her şey hakkında fikir hatta deneyim yakalamış bir jenerasyon var. Z kuşağının çoklu deneyimleri, geçmiş kuşaklardaki bireylerden çok farklı özellikler, tepkiler ve farklı dünya görüşleri geliştirmelerine yol açıyor. Bunların en somut örneklerinden biri; Z kuşağı gençlerinin memleket, dil, din ve etnik benzerlikler yerine; ortak dünya görüşü, sanat faaliyetleri, spor, sosyal duyarlılık konularında benzerlikler etrafında toplandıklarını görüyoruz. Onları birleştiren şey ortak görüş ve zevkler. Geleneksellikten giderek uzaklaşan, bireyselliği önemseyen, özerk insanlar olduğu göze çarpıyor. Bireysel girişimciliği önemseyen, lüks yerine konforu tercih eden yönleri var.

Açık sözlüler, fikirlerini söylemek konusunda cesurlar. Bir önceki kuşaklara göre de benimsemedikleri olaylar ve görüşler konusunda tepkilerini açıkça ortaya koyarak aktif birer eylemci olabiliyorlar. Otoriteye karşı umursamaz, hatta zaman zaman dijital platformlarda alaycı ve saldırgan olabilen tutumları da görülmekte.

Peki z kuşağı gençlerin, iş yerlerine uyumları ve tepkileri nasıl olacak? onları ne motive edecek?
Z kuşağındakiler işin anlamlı bir iş olmasını, yaptığı işi sevmeyi, iş arkadaşlarıyla kaliteli ilişkiyi, amaçlarına ulaştıklarını görmeyi ana motivasyonları arasında sayıyor.

İletişimi ve gerçekçiliği önemseyen bir kuşak. Farklı sosyokültürel seviyelerde olan kişileri anlamaya karşı daha açık ve kabul ediciler. Doğruluk jenerasyonu diye anılan, özgünlük arayışı yüksek olan bireyler.

Hem bir çalışan olarak hem de tüketici olarak temasları olan markaların etik değerlerini önemsiyorlar; ürünlerin yapılış biçimi, içeriği, markanın sosyal duyarlılığı gözden geçirdikleri konular arasında yer alıyor. Ortak bilincin gelişmişliğini görüyoruz.

Forbes’ın 2019 yılında yaptığı bir araştırmada Z kuşağının maddi beklentilerinin sahip oldukları kalifikasyonun çok üzerinde olduğu ortaya çıkıyor. Yani Z kuşağı yeni mezunken bile yaptığı işten yüksek ücretler elde etmek istiyor. Sürekli mobilize oldukları için iş-özel hayat dengesi konusu hala belirsizliğini koruyor. Start-up kültürünün gelişimi esnasında büyüdükleri için girişimcilik konusunda daha heyecanlı ve uyumlular. İş hayatında fark edilmeyi önemsiyorlar. Y kuşağı sosyalleşme ve esnek çalışma gibi motivasyonlara sahipken, Z kuşağı somut ve net iyileşmeler bekliyor. Sigorta planı, emeklilik ve para bazlı teşvikler gibi somut adımlar bekliyorlar. Ülkemizde Z kuşağının beklentileri ve motivasyonları hakkında aydınlatıcı araştırmalar bulunmuyor. Bu nedenle yurt dışında yapılan araştırmalar, kuşak araştırmacılarının aktardıkları doğrultusunda Z kuşağı çalışanlarının iş hayatından beklentilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Durağan ve tek düze işler yerine girişimcilik ve start-up kültürü,
  • Yüksek gelir,
  • Takım arkadaşıyla yıkıcı rekabet yerine olumlu ilişkilerin kurulması,
  • Çalıştıkları ve hizmet aldıkları markaların sosyal duyarlılığının olması,
  • Otoriter yönetimler yerine demokratik ve eşitlikçi yaklaşım stili,
  • Çoklu hiyerarşiler yerine yalın yönetimler,
  • İşi yapacak olan kişinin o işi anlamlı bulması,
  • Çalışmalarının çıktılarını gecikmeden ve somut olarak görmek,
  • Başarısına yönelik geri bildirimi hızlıca almak,
  • Kurumun ve yöneticilerinin adil olması,
  • Kurumun dürüst ve insancıl politikalarının olması.

Nazire Üzer
Psikolog, Elpis Psikolojik Danışmanlık

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.