Yüzümüzü tekrar yaratıcılığa döneceğiz

2020’nin ne olduğunu sonra anlayacağız. “Rezil bir yıldı” demek kolay ama bir yandan da bize insan olduğumuzu anımsattığını, temel kavram ve değerlere dönüp bakmamızı sağladığını da unutmamalıyız. Çünkü bir ara neredeyse tarihi bitirmiş gibiydik. Her şey olası, her şey insanın yapabilirliği içindeydi sanki. Demek değilmiş. Normal bir yıl sonu, yılbaşı tahmini veriyor olsaydım size özelleştirilmiş/ programatik reklamcılığının patlayacağının haberini verir 5G ile birlikte daha önce imkansız ya da zor gibi gözüken bu platformları yönetmenin kolaylaşacağını söyler en son sözü en önemli konu olan yaratıcılığa getirir bitirirdim. Ama bu sefer başka bir şey deneyeceğim.

Sıkıldık ve özledik.

Evden sıkıldık, rahat pijamadan birbirine benzeyen dizilerden, evde daha iyisini yapsak da sanki bir şeyleri eksik kahvelerden, ekran başında oturmaktan, Zoom’dan, Zoom esprilerinden, zamanın hızla geçmesinden ve önceki, sonrakinden çok da farklı olmayan günlerden sıkıldık. Maskelerden, özgürlüğümüzün parsellenmesinden, denemeden aldığımız ayakkabıdan biraz büyük gelen tişörtten sıkıldık. Ve tüm bunların karşısında ne varsa, gezmek görmek, yemek içmek sarılmak, hiç almayacağımız giysileri denemek, hayatın olasılıklarına kendimizi bırakmak gibi… Bunları da özledik.

Umudum 2021’in bu özlediklerimize kavuşacağımız bir yıla dönüşmesi.

Bu dönüşümün büyük bir öç alma motivasyonu ile olacağını seziyorum. Büyük savaşlar sonrası ortaya çıkan pozitif enerjinin bir benzerinin tüm dünyayı sarmasını bekliyorum. Bu da bize bir ihtimal daha demokratik, daha özgür ve kalıpların bir işe yaramadığını görmüş bir toplumun bilgeliğiyle daha iyi bir hayat verebilir.

Ben bu olasılığa tutunuyorum. Çünkü bu yine yaratıcılığa değer vermeyi getirecektir. Yoksa… Yoksa pazarlama dünyası iyi yere gitmiyor. Daha verimli, daha ucuz bir yere gidiyor.

Bu ucuzluk geçici bir iyi görünme yaratabilir. Çünkü paralı markaların çoğu ergenliğini geçti, bu ortamda onları beslemeye ihtiyaç yok sanılıyor. Bu çok pahalı bir yanılsama.

Yaratıcı endüstrinin en büyük sorunu teknolojinin yaratıcılığın ikâmesi sanılması ve yatırımlarda yaratıcılara gereken payın verilmemesi.

Televizyon ölmüştü hani? Altın çağını yaşıyor. Dijitalleşme, insanın temel içgüdüsü olan kendini göstermesini kolaylaştırarak medyayı demokratikleştirdi ve hala hikaye kral tüm mecralarda.

Buna rağmen reklam içerik kalitesi gittikçe düşüyor, çünkü sıradanlaşıyor. İhtiyaçlara doğru zamanlamayla yanıt verecek bilgiyi aktarmak büyük marifet ama markanızı tercih ettirecek fikri oluşturmaya bu yetmez.

Burada tüm reklamcılar kadar reklamverenler de sorumlu. Markanızın ruhu yoksa katma değeriniz gittikçe düşer.

“O ruhu ne veriyor?” Hazır evdesiniz, bir kez daha düşününüz. Tütün kolonyası sürüp Jo Mallone etkisi beklememek gerek. İnsanlar bunu doğal olarak biliyor ve bu illetin geçtiği gün tıpkı Albert Camus’ün Veba’sının sonunda olduğu gibi büyük şenlikte kendimizden geçerek yine birbirimize sarılacağız, bir sonraki felaket gelene kadar bu geçenin gidişini kutlayacak, insanlığın en önemli özelliği olan yaratıcılığa yüzümüzü bir kez daha döneceğiz.

Benim tahminim ya da daha doğrusu dileğim bu.

Neyse, hadi 2021’de geçen senenin öcünü alalım. Harika bir yıl olsun.

 

Tuğbay Bilbay

Sr. Advisor, WPP

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 108. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.