“Yüksek dijital teknolojinin yaygın olarak kullanıldığı bir zaman diliminde dünya gelmek”

Son zamanların en çok merak edilenlerinden biri Z kuşağı. Siyasi partilerden kurumsal firmalara, reklamcılardan eğitimcilere herkes bu kuşağı daha iyi anlamaya çalışıyor. Özellikle ülkemiz gibi genç nüfusun çok yüksek olduğu ülkelerde Z kuşağını anlamak çok daha büyük önem taşıyor.

Bence, benim de dahil olduğum bu kuşağın en önemli ayırıcı özelliği yüksek dijital teknolojinin yaygın olarak kullanıldığı bir zaman diliminde dünyaya gelmek. Bu durum tutum ve beklentilerimizi önceki kuşaklara göre çok farklılaştırıyor. İkili ilişkilerden iş hayatına, gelecek beklentilerinden hobilere kadar farklılaşan bu davranışları daha iyi kavrayabilmek için bu jenerasyonun büyüdüğü ortamın geçmişe göre farklılıklarına bakmak gerekiyor. Özellikle gelişen teknoloji ve sosyal medya kültürüyle dünyanın başka uçlarına artık hiç olmadığımız kadar yakınız. Bu sayede kolay ve hızlı bir şekilde çok farklı kültürler, yaşantılar ve fikirler hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Bu durum bize, dünyada başka hiçbir neslin görmediği bir çeşitlilik ve sınırsızlık getirirken bir yandan da birçok sorumluluk yüklüyor.

Günümüzde küreselleşme ve gelişen teknolojiye bağlı olarak çok fazla içerik ve bilgi paylaşılıyor ve bu içeriklere çok kolay şekilde ulaşabiliyoruz. Ancak bana kalırsa bu durum bilgi almayı kolaylaştırsa da bilginin değerini düşürüyor. Her bilginin kolaylıkla ulaşılabildiği bir ortamda “bilgili’” olmanın herhangi bir avantajı kalmıyor. Bu sebeple özellikle iş hayatında tecrübe, yabancı dil, sosyal gelişmişlik gibi farklı dinamikler kişileri öne çıkarıyor. Mesela bize verilen eğitim aynı Y kuşağına verilen gibi teorik olduğu için Z kuşağı bireyleri genellikle iş dünyasının bu beklentilerini karşılayamıyor. Özellikle iş arayışı içerisinde veya
üniversiteden yeni mezun olacak olan bireylere baktığınızda her konuda bilgisi olduğunu fakat spesifik olarak bir alanda uzmanlaşmakta zorlandığını görebilirsiniz. Bunun en önemli sebebi de çok fazla içerik ve bilgi olması sebebiyle beklentinin artması fakat bunların kavranmasına yetecek kadar eğitim ve zamanın olmaması. Eğitim ve sosyal yaşamın gelişen teknolojiye ayak uydurması gerekiyor. Teknolojiyle sınırları ortadan kalkan bilgi erişiminin yönetilmesiyle ilgili eğitimlerin verilmesi gerekiyor.

Z kuşağının sosyal hayatı ve gelecek beklentileri de bu konsept etrafında şekilleniyor. Sırasıyla en çok X ardından Y kuşağında görülen geleneksellik, Z kuşağında ikinci plana atılmış durumda. Bu durum çeşitlilik, farklılık ve bireyselliğin baskın olduğu bir topluluk yaratıyor. İlgi alanları, zevkler ve gelecek beklentileri farklılaşırken özellikle iş hayatındaki kalıplar genel anlamda aynı kalmaya devam ediyor. Bu da hevesin kırılmasına ve yaratıcılığın azalmasına yol açıyor. Son yıllarda bu kuşağın ilgisini çekebilmek adına birçok yeni uygulama ortaya konuyor. Şirketler, açık ofisler, esnek çalışma saatleri, daha yatay ilişkilere odaklı iş
ortamları, ekstra yan haklar, eğlenceli ofisler vb. uygulamalarla Z kuşağına alıştıkları rahat sosyal ortamı oluşturmayı hedefliyor. Şahsen bu gibi uygulamaların iş motivasyonunu arttırdığını ve aidiyet duygusunu pekiştirdiğini düşünüyorum. Fakat Z kuşağı gibi bireyselliği yüksek olan bir kuşağın bireylerinin aidiyet duygusunu arttırmanın en iyi yolunun, bireye fikirlerini aktaracak alan ve şans verilmesi olduğu kanaatindeyim. Girişimcilik ruhu yüksek olan bu kuşağın kurumsal iş hayatından en büyük beklentisinin kendisine inanan, güvenen ve bu doğrultuda sorumluluk veren yöneticilere sahip olmak olduğunu düşünüyorum.

Halil Kaçmaz (GoodWorks – Müşteri Temsilcisi)

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 104. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.