Vespa ile Netflix’in Hikayesi

Şeyda Taluk, Vespa ve Netflix’in marka yolculukları arasındaki benzerlikten yola çıkarak Netflix ve benzeri platformların pandemide gördüğü talebe dikkat çekerken, bu rekabette nasıl ayakta kalabileceklerine dair görüşlerini sunuyor.

Netflix’te gösterime giren Enrico Piaggio – Bir İtalyan Düşü, tüm girişimcilerin izlemesi gereken filmlerden. 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında savaş uçağı yapan şirketi iflasın eşiğine gelince, Piaggio yeni bir buluşla önce İtalya’yı ardından da dünyayı etkileyecek bir buluş yapar: Vespa. Kendini yeni bir seyahat şekli olarak tanımlayan Vespa aslında bir mobilet. Tasarımındaki yenilikten öte fikrin sahibi, girişimci Piaggio’dan öğrenilecek çok şey var. İnatçılığı, sabrı ama en önemlisi de ilkeli duruşu bugün özlemini duyduğumuz bir tavır. Bir anlamda Vespa’nın yolculuğuyla Netflix’in yolculuğu arasında benzerlikler bulmak mümkün. Matematikçi ve bilgisayar mühendisi Reed Hastings’in eski şirketi Pure Software’de çalışanı olan Marc Randolph ile 1997’de kurduğu Netflix, ABD’deki müşterilere siparişleri web sitesi üzerinden alan, posta yoluyla sabit ücretli film kiralama hizmeti sunan bir girişimdi.

Yolculuklarının başında kimsenin şans tanımadığı Vespa ve Netflix, bugün yaşam tarzı “ikon”ları haline gelmiş durumda. Endüstriyel bir üründen evrensel bir ikona dönüşen Vespa ve teknolojik bir yenilikten kültürel fenomen dönüşen Netflix. Gerçi pandemi ilkinin yolculuğunu krize sokarken diğerinin katlanarak büyümesine neden oldu. Ancak geleceğin sürdürülebilir ulaşım araçlarından biri olacağını bildiğimiz elektrikli mobiletleri üretmeye başlayan Vespa’nın uzun bir süre daha yaşamlarımızda olacağı kesin. Küçük bir not: Pandemi sürecinde benzeri salgınlarda en güvenli ulaşım araçlarının bisiklet ve mobilet olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bunun yanı sıra çevreyi kirletmediği için de bu ulaşım biçiminin artacağına dikkat çekiyor gelecek bilimciler. 

Bu iki marka değişen dünyanın farklı kavşaklarında kurulan gelecek çağların habercisi aslında. Her girişimci gibi, kurucuları da zamanın ruhunu herkesten önce gören anlayan, ihtiyacı fark eden (burada uzun bir parantez açmak isterim; müşterinin beklentisini yenilikçi bir biçimde karşılamak, onlara istediklerini vermek değil, ihtiyaç duyduklarını hatırlatmak, anlatmaktır. Bu nedenle de iletişim, girişimcilik için en önemli ögelerden biridir. Nitekim, Piaggio’nun yaşamını anlatan filmde de görüldüğü üzere, markanın uluslararası görünürlüğü Roma Tatili filminde kullanılmasıyla gerçekleşmiştir. Daha fazla spoiler vermeyeyim.) ve içinde bulundukları pazarı değiştiren, (yıkan ve yerine yeniyi koyan demek daha doğru olacak) zamanının ötesinde vizyonerler, tüm mucitler gibi… 

Bugün dünyanın her yanında film endüstrisini etkileyen özellikle dünyanın en bilinen küresel markası olan Hollywood’u dönüştüren Netflix’in dünya çapında 204 milyon üyesi var. Türkiye’deki abone sayısı ise 3.5 milyonu geçmiş durumda. Siz bu yazıyı okuduğunuzda sinefillerin her yıl heyecanla beklediği Oscar ödüllerinin kazananları belli olacak ve büyük ihtimalle Netflix, Amazon Prime ve Disney gibi diğer dijital platformlar bu yarıştan zaferle çıkacak. Bu yarışta Netflix’in 37, Amazon Studios’un ise 12 dalda adaylığı var. Apple TV+ ve Disney+ da ilk kez birer adayla bu yarışa katıldı. Amazon Prime’ın şu anda dünya çapında 150 milyon abonesi bulunuyor. ABD’de şu anda 271 çevrim içi video hizmeti var, bunlardan bazıları sadece telenovelas yayınlayan Pongalo, havacılık belgeselleri yayınlayan AeroCinema ve korku filmleri için de Shudder. 

Abone sayısı pandemi sürecinde artan uluslararası markaların yanı sıra özellikle Asya ülkelerinde yerel markaların da ortaya çıkışına tanıklık ediyoruz. Türkiye’de de yenilikçi ve doğrudan ülkenin insanına yönelik içerik üreten platformlar ortaya çıktı: YouTube fenomen ve influencer’larıyla içerik üreten Exxen, cep telefonu ve tablet üzerinden yayın yapan Gain… Bu girişimlerin iş modellerini bilmiyorum ancak her geçen gün sayısı baş döndürücü bir hızla artan bu platformların yaşayabilmesi için aboneleriyle yoğun etkileşimde olmaları gerektiği, bunun için de doğru içeriği üretmelerinin önemli olduğu söylenebilir. Öte yandan Substack, TikTok ve YouTube gibi platformlar, çok sayıda içerik oluşturucunun potansiyel olarak gelişmesi için araçlar ve dağıtım sağlayarak, belirli kitlelere özel içerik için yeni kanallar açıyor.

Geleceğin eğilimlerine bakarsak dijital platformlar, en çok tercih edilen ve yaygın iş modeli haline gelecek. Ancak daha fazla bağlantı ve etkileşim ihtiyacı artarken Netflix gibi girişimler, Piaggio’nun yaptığı gibi yeni çağa uyum sağlayacak değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilecek mi? Her ne kadar etkileşimli bazı filmler yayınlansa da bunların henüz istenen seviyede olmadığı ortada. Dijital platformların seyirci, tüketici kadar, içerik üretici ve yapımcıların da ilgi odağı olması bu yolculukta son derece önemli. Abone tabanlı yayın hizmetinin yenilikçi öncüsü Netflix’in bu çerçevede başlattığı yolculuk önemli bir mesafe aldı. Disney gibi yılların eğlence şirketi Disney+ ile “streaming” (yayın akışı, kesintisiz yayın) savaşlarına katıldı. Geleneksel bir markanın dijital alana girişi de sayısız markaya örnek oldu. 

Salgın sırasında sadece film ve dizi sunan platformlar değil; Spotify, Amazon Music ve Hindistan’dan Gaana gibi müzik platformları da eğlence kaynağı haline geldi. Ancak yapılan araştırmalar, tüketicinin bu hız ve geniş tercih skalası nedeniyle bunaldığını, kafasının karıştığını gösteriyor. Bunun yanı sıra A.B.D.’de tüketicilerin yaklaşık %50’si, izlemek istedikleri içeriğin açık kaynaklarda olmamasından, abonelik hizmetlerinden rahatsız.

Kuşaklar arası bir yaşam tarzı markasına dönüşen Vespa’nın yolculuğu Netflix için ilham kaynağı olur mu bilemiyorum. Ancak Federico Fellini’nin Tatlı Hayat, William Wyler’ın Roma Tatili filmlerinde “başrollerden” birini kapmayı başaran Vespa ve kurucusu Piaggio’nun ilham verici hikayesini, evlere kapandığımız ve dünyayla ilişkimizi çoğunlukla çevrim içi kanallar üzerinden kurduğumuz şu günlerde, dünyanın en çok bilinen “hikaye anlatıcısı” sayesinde izlemek insanın ruhuna iyi geliyor.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 111. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.