Tüm markalar bu savaşa katılmalı!

BBH Group Ortağı Tim Harvey, pandemi günlerinde markalara bakış açımızı biraz daha yumuşatmamızı öneriyor ve bir markanın bu krizdeki yerini sorgulamadan, eleştirmeden önce bizleri yeniden düşünmeye davet ediyor.

Koronavirüsün hepimizin tek gündemi olduğu bu günlerde endüstriden çeşitli isimlerin bazı paylaşımlarını görüyoruz: “Herhangi bir yardımda bulunamıyorsa markalar susmalı”, “bu konuda bir rol almak zorunda değilsiniz” gibi… Özellikle de son zamanlarda LinkedIn paylaşımlarında, sosyal medyada ve haberlerde bu tip çağrılara çok sık rastlar olduk.

Bir açıdan haklı olabilirler; ancak daha önce benzeri görülmemiş bir durumun içindeyiz. Ve bu durumda da çevreye yapılacak yardımı nasıl tanımlayıp sınırlandırabiliriz ki?
Temel ürün ve temizlik sağlayıcıları dışında çok çok az marka gerçek anlamda COVID-19’un etkisini kaldırmaya yardımcı olabilir. 
Haliyle aslında markaların şu anda yapabilecekleri en iyi şeylerden biri, işlerini devam ettirmeye çalışmak ve çalışanlarının istihdamlarının devamlılığını sağlamak olacak.

Açıkçası ben yukarıda bahsettiğim bu tip dönemlerde markaların susması gerektiğini düşünenlerin aksine birçok markanın bir rolü olabileceğine ve hatta birçok markanın da bir rol bulması gerektiğine inanıyorum.

El dezenfektanı yapmak için fabrikaları yeniden kullanma çabaları nedeniyle Christian Dior, Louis Vuitton, Sephora ve Fendi gibi markaları çatısı altında bulunduran LVMH, dört büyük ABD perakendecisinin (Walmart, Target, CVS ve Walgreens) otoparklarının COVID-19 testi için kullanılacak olması, Coca-Cola’nın pazarlama için ayırdığı bütçeyi müdahale ve yardım çabalarına yönlendirmesi, kitlesel olarak kaygılar yaşadığımız şu günlerde Headspace’in ücretsiz olarak içerik sunması, Peloton’dan Google’a evden çalışmayı kolaylaştırmak için uğraşanlar… Bütün bunlar hem dünyamız hem de endüstri için gerçekten de umut ve ilham veren hareketler.

Dünya çapında yaşanan bir sağlık krizinin ortasında kaldık ve bazı markalar bu krizde gerçekten de anlamlı roller aldılar. Ancak, COVID-19’la mücadelede doğrudan rol oynayamayan markaların sessiz kalması gerektiğini söylersek, hem ekonomik hem de sosyolojik olarak biraz haksızlık etmiş olmaz mıyız?

Bence tüm markalar bu savaşa katılmalı. Bir marka konuşmak istiyorsa, konuşsun. Bırakalım da bir diyalog sürdürmek için elinden geleni yapsın. Çünkü şimdi markaların çalışanlarına, işlerine, ekonomimize destek olmak için ellerinden geleni yapmaları gereken bir zamandayız. Bu, tabii ki de insanlardan yararlanmaları gerektiği anlamına gelmiyor. Yapmadıkları bir şeyi yapıyormuş gibi de yapmalılar.
Ancak her markanın, yardım etmek için herkesin zaten şimdiye kadar en az 100 kere okuduğu bilgilendirici e-postaları göndermenin ötesinde kendi rollerini tanımlamalarına izin vermeliyiz. Onların bu fırsatı kullanmaları karşısında bu kadar tepkili olmayabiliriz.

Zaman zaman karşılaştığımız zorlukların çözümü için yeteneğimiz yetersiz kalır. Aynı durum bir markanın başına geldiğinde bırakalım da ona bir rol verelim. Her şey normalmiş gibi iletişimi sürdürmek istiyorsa ya da kendi imkanları dahilinde diyalogda kalmak istiyorsa destekleyelim.

Belki bundan sonra bir markanın bu krizde rolü olup olmadığını sorgularken bu düşünceleri de dikkate alırsınız. Çünkü içinde bulunduğumuz durum henüz eşi benzerini daha önce deneyimlemediğimiz bir durum ve bir şekilde hepimiz pek çok açıdan (ekonomik, psikolojik vb) ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Tim Harvey
Partner, BBH

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.