Travmatik olsa da çok şey öğrendik

Bu sürecin en başından sonuna kadar hem Landor hem WPP ailesi olarak beraber ortak akıl ile hareket ettik. Yerel direktifleri ve global dinamikleri çok yakından takip eden WPP ve Landor, çalışanlar için iş güvenliği, fiziksel ve ruhsal sağlığı bir numaralı öncelik olarak belirledi ve bu doğrultuda yeni destek mekanizmaları oluşturuldu. Bölge yöneticileri iki haftada bir, tüm çalışanlar ise her ay online toplandı.

Landor’da ofisten bağımsız, proje bazlı, uzmanlığa göre ekip oluşturmak çok başvurduğumuz bir yöntemdi. Pandemiyle beraber tamamen sınırların kalktığı, İstanbul ofisinden hem Avrupa hem Orta Doğu pazarı için içerik ürettiğimiz pek çok proje gerçekleştirdik bu dönemde. Bu açıdan İstanbul ekibi için motive edici ve eğitici bir süreç oldu. Farklı perspektiflerin ve gerçekliklerin buluşması da kesinlikle yaratıcılığı arttırdı. Birbirimizi daha fazla tanımamıza olanak verdi. Örneğin normalde katılamayacağımız Londra ofisinin Cuma akşamı partilerine biz de katılmış olduk, onlar da bizimkilere dahil oldular.

 

Her ne kadar verimlilik ve yaratıcılık artsa da, uzun vadede ve özellikle Türk kültürü için bire bir temasın ve yakınlığın yerini Zoom’un tutması kolay değil.

Türkiye’deki müşterilerimiz – biri hariç – pandemiden etkilenmeyen sektörlerde olduğu için aynı tempoda çalışmaya devam ettiler. Sadece geçen sene çalıştığımız iki projenin lansmanı pandemi sebebiyle Back to School perioduna ertelendi. İlk kez online workshop gerçekleştirdik, Miro gibi platformları kullanmaya başladık. Müşterilerimizle daha fazla paylaşım yapabilmek adına düzenlediğimiz Landor’un Sidney’den Chicago ofisine uzanan 24 saat canlı yayınlanan Extraordinary Webinar’a ilgi çoktu. WPP çok hızlı bir şekilde organize olup ilk haftalardan itibaren Akıllı Çözümler Platformu ile pandemi sırasında tüketicinin nabzını tutan araştırmaları ve pazar dinamikleri hakkında uzman görüşleri paylaştı. Her ne kadar kişisel ve dünyamız için travmatik bir süreç olsa da, çok şey öğrendiğimizi ve bizi hem ajans olarak hem de müşterilerle yakınlaştırdığını düşünüyorum.

Bu süreç şirket kültürünün ne kadar önemli olduğunu da göstermiş oldu. İnsanları bir arada tutan ortak değerlere, ritüellere, hikayelere ihtiyaç var, binalara o kadar da ihtiyaç yokmuş. Biz markalar yaratırken sadece dışarıya yansımasına değil, içeride kültürün tasarlanmasındaki itici güç olmasına önem veriyoruz. Marka strateji oluşturmak, görsel kimlik tasarlamak kadar marka odaklı kültürü tanımlamak ve yaşatmak da önemli. Pandemi döneminde kendi kültürümüzü değişen koşullara göre yaşatmak için ekstra çaba sarf ettik. Örneğin Landor’un kendi kültüründe Walter Landor’un bu şirketi 1941’de San Fransisco’da bir teknede kurmuş olması bizim sürekli bir yolculukta olduğumuzu ve Out-of-the box ruhumuzu temsil ediyor. 9 Temmuz Walter Landor’un doğum gününde tüm global ofisler toplandık. Walter Landor’la tanışmış olanlar anılarını anlattı, bu değerleri temsil eden başka hikayeler de anlatıldı. Bir saatlik video konferans akşam 11’de bitti ve ertesi gün tüm ofisler kutlamalara devam etmek için izinliydi. Kurum kültürünü bir sunumla anlatmak yerine bu tarz ritüellerle yaşatmak çok daha etkili oluyor.

Sonuç olarak şu anda bu süreçte öğrendiklerimizi ve bize fayda sağlayan uygulamaları çalışma pratiklerimize katarak nasıl harmanlayabilirizin üzerinde çalışıyoruz. Her ne kadar verimlilik ve yaratıcılık artsa da, uzun vadede ve özellikle Türk kültürü için bire bir temasın ve yakınlığın yerini Zoom’un tutması kolay değil. Sanırım hepimiz daha eklektik, esnek ve kapsayıcı bir yaklaşıma doğru gideceğiz.

 

İdil Yenişehirli Muslubaş,

Landor Türkiye, Ülke Müdürü

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 102. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.