“To a man with a hammer, everything looks like a nail”

Pandemi dönemine gelecekte dönüp baktığımda benim en çok hatırlayacağım unsurlardan biri eve kapanan insanın, enteresan bir şeyler izleme ve paylaşmayı adeta varoluşsal bir mesele haline getirmesi olacak.

Önce Covid’le ilgili videolar, ekşi mayalı ekmekler, ardından operalar, yüzlerce konuda hayatımızı değiştirecek webinar’lar, evde maske yapımı, sonra yoga hareketleri (amuda kalkmalar revaçtaydı), saç nasıl kesilir falan derken yavaş yavaş ‘yeni’ normale dönüş hazırlıkları… Ofisler ve okullar ne zaman açılır, Güney’e arabayla mı gidilir evresiyle eski hayattaki alışkanlıklara dönüş…

Bu durumun psikolojik analizini uzmanlar yapmaya başlamıştır, yakında kitapçılarda görürüz zaten. Ben reklamcı pratikliğiyle baktığımda Maslow’un başlıktaki önermesinin gerçek hayattaki karşılığını gördüğümüzü düşünüyorum. Hepimizin elinde kendimizi en kolay eğlendirebileceğimiz telefonlarımız varken böyle bir kapanma döneminde başka bir trendin oluşması zaten imkansızdı. Çoğumuzun kitap okumaya da ayırabileceği fazladan vakti vardı ama çok azımız normalde okuduğumuzdan daha fazla kitap okuduk muhtemelen.

Peki bunca paylaşım, ‘user generated content’, kaliteli içerikler falan derken estetik duygumuz kuvvetlendi mi? Artık daha çok düşünülmüş, daha iyi tasarlanmış içeriklerin olduğu bir normalle mi karşılaşacağız?

Bence hayır… Nasıl baskı makinelerinin sayısının artması daha iyi kitaplar yazılmasına sebep olmadıysa içerik sayısının ve üreticisinin artması da tek başına iyiye yöneltmeyecektir. Bill Bernbach’ın dediği gibi, insanların davranışlarına yön veren içgüdüler binlerce yılın eseri, bunların kısa sürede değişmesini beklemek de yine bu davranışlardan biri, ama hayat bu kadar hızlı akmıyor…

Yiğit Kariş
Genel Müdür, Median Turgul DDB

 

Bu yazı, ilk olarak Campaign Türkiye’nin 99. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.