Tehlike büyük ve zaman az!

Gezegenimiz ve insanlık büyük bir tehlikeyle karşı karşıya. Bilimsel araştırmaların açıkça ortaya koyduğu küresel ısınma, etkilerini her geçen yıl daha belirgin bir şekilde gördüğümüz, yaşadığımız bir gerçek. Dünyanın dört bir yanında yaşanan orman yangınları, seller, fırtınalar, kuraklık ve daha nice afet, bu gerçeğin altını çiziyor.

Bu ürkütücü tablo karşısında yükselen sürdürülebilirlik trendi, tek çaremiz ve geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Tüketicilerin, çalışanların, medyanın, yatırımcıların artan talep ve beklentileri, şirketleri bu konuda daha hızlı ve etkili adımlar atmaya sevk ediyor. Pazar ve tüketici araştırmalarıyla öne çıkan şirketlerden Kantar’ın küresel düzeyde yaptığı araştırmaya göre; COVID-19 öncesinde “çevre üzerindeki etkilerini dengelemek için yollar sunan şirketleri ve markaları aktif olarak arıyorum” diyen tüketicilerin oranı %30,5’ti. COVID-19 sürecinde ise bu oran %49,3’e çıktı. Türkiye’de pandemi döneminde yapılan araştırmalarda da çevreye zararlı ürünleri satın almayacaklarını beyan eden tüketicilerin oranı %86’lara ulaştı. Kısaca, tüketicilerin sürdürülebilirlik beklentileri bu dönemde daha da yükseldi. Sürdürülebilirlik konusunda hükümetlerin de daha aktif hale geldiğini ve daha ciddi adımlar atmaya başladığını görüyoruz. Pandeminin ekonomik etkileriyle mücadele sürecinde ülkelerin büyük çoğunluğu toparlanma planlarını, var olan çevresel politika önceliklerini ilerletmek için kullandığını açıkladı. Örneğin; Avrupa Birliği, 880 milyar dolarlık COVID-19 kriz planının %30’unu iklim değişikliğiyle ilgili tedbirlerde kullanmayı planladığını duyurdu. Kanada toparlanmayı iklim hedefleriyle birleştirirken Japonya ve Güney Kore 2050’de, Çin ise 2060 yılında, net karbon emisyonunu sıfıra indirme sözü verdi. Bunların yanı sıra ülkemiz de Paris Anlaşmasını TBMM’de onaylayarak net sıfır emisyon için 2053’ü hedef gösterdi.  

İletişimin temelinde gerçekler var

Önden bu tabloyu, kısaca ve mümkün olduğunca tüm açıklığıyla ortaya koymak istedim. Zira bir iletişimci olarak, “greenwashing” yani “yeşil aklama” ile mücadelenin temelinde bu gerçeklerin anlatılması olduğuna inanıyorum. İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler sayesinde günümüzde hiçbir şeyin gizli kalmasının mümkün olmadığını ve özellikle Z jenerasyonunun iletişimde samimiyete verdiği önemin ne derece yüksek olduğunu da hatırlatmak, markaların “yeşil aklama” hatasına düşmesini engelleyecektir. Bütün bunların yanında araştırmalar gösteriyor ki; sürdürülebilirliği, kurumsal gayesi (purpose) haline getirmek ve bu yönde yatırımlar yapıp adımlar atmak, şirketlerin daha çok kazanmasını sağlıyor ve kârlılığını artırıyor. Bu noktada sürdürülebilirliğin markalar tarafından, çevresel olduğu kadar sosyal ve ekonomik yönleriyle de ele alındığını hatırlatmak isterim. 

İletişim sektörünün profesyonelleri olarak bizlerin, omuzlarında bugün büyük bir sorumluluk bulunuyor. Burada özetlediğim gerçekleri ve çok daha fazlasını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunları, her gün daha fazla şirketin, markanın karar verme noktasındaki yetkililerine anlatarak her gün daha fazlasını sürdürülebilirliğe yatırım yapmaya ikna edebiliriz. İletişimin gücüyle, insanlık ve gezegenimiz için daha güzel bir geleceğe giden yolu bizler aydınlatabiliriz. 

Yeşil aklamanın maliyeti tahmin edebileceğinizden daha pahalı

Sözlerimi, Effect BCW olarak bu konuda ne kadar şanslı olduğumuzu belirterek ve iş ortaklarımıza teşekkür ederek tamamlamak istiyorum. Şanlıyız çünkü danışmanlığını yaptığımız birçok marka, bu konuda çok geniş bir vizyonla bizlerin önünü açıyor ve sürdürülebilirlik konusunda daha fazlasını yapmak için bizleri cesaretlendiriyor. İş ortaklarımızın geriye kalanları da bu konudaki deneyim ve birikimimize güvenerek önerdiğimiz projeleri hayata geçiriyor. İnanıyorum ki “yeşil aklama” için yapılan harcamaların sürdürülebilirlik için yapılan yatırımlardan çok daha pahalı olduğunu anlatabildiğimiz sürece bu yolda başarıyla ilerlemeye devam edeceğiz. Tüm iletişimci arkadaşlarıma bunu öneriyor ve yılmadan yorulmadan anlatmaya devam diyorum. Çocuklarımıza bırakacağımız dünyayı, bu çalışmalarımızın sonuçları şekillendirecek. 

Gonca Karakaş

Effect BCW CEO’su

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.