Spor pazarlaması şekil mi değiştiriyor?

Spor, pazarlama alanına 1800’lü yıllar ile birlikte giriş yapıyor. Kathrine Switzer 1967 yılında yalnızca erkeklerin koştuğu Boston Maratonu’nu tamamlayarak kadınların spor alanında da güçlü olabileceğini göstererek pek çok kadının yolunu açıyor. Bu anlamda spor pazarlaması denince akla ilk olarak takım sponsorluğu gelse de son zamanlarda bireysel başarıların ve yeteneklerin desteklendiği sponsorluklara eğilim de dikkat çekecek derecede artış gösteriyor.

Spor pazarlaması sadece markalara değil takımlara da fayda sağlayan ve görünürlüğü giderek artan büyük bir yatırım alanı, mecra… Ancak bu mecradaki reklamveren denizini düşünürsek farklılaşma ihtiyacının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Örneğin Adidas’ın Arsenal ile yaptığı iş birliğinde sosyal medyayı dahil etmesi, bunun için bir adım olabilir ancak markanın bizzat deneyimlediği üzere Twitter’da herhangi bir filtre olmaması, risk unsuru oluşturuyor.

Twitter Global İçerik Ortaklıkları Kıdemli Editörü Theo Luke ise konu ile ilgili ‘eski dünya düzeni’nin çöktüğü görüşünde; birçok markanın sporcuların kendisi tarafından desteklenen orijinal bir sese sahip olmak istediğini söylüyor. Twitter kullanımındaki büyük potansiyeli de göz önünde bulundurursak, kullanıcıların bu yeni iletişim şekline uyum sağlamakta hiç zorluk çekmeyeceğini çekinmeden dile getirebiliriz.

Değişen sadece seyirci ile iletişim şekli değil tabii ki; AR (Artırılmış Gerçeklik), VR (Sanal Gerçeklik) gibi gelişen teknolojiler sayesinde maçları izleme şekli de değişeceğe benziyor. Sosyalleşme arayışında olanlar ve birlik ruhuna inananlar bu konuya nasıl bakar bilemiyorum ancak maçları artık evimizin konforunda, masamızın üzerine koyduğumuz bir tablet veya telefon ile seyredebileceğimiz günler kapıda bekliyor olabilir.

Amerikan Pazarlama Birliği’nin (AMA) 1983 yılında düzenlediği “Spor pazarlaması nedir?” sorusunu sorduğu araştırmadan günümüze, ‘Spor pazarlamasında neler oluyor, gelecekte hangi eğilimler bizleri bekliyor?’ gibi soruların cevabını aradığımız bu sayımızda ülkemizden hem marka hem de ajans tarafından görüşlerin yanı sıra her zaman olduğu gibi globalden de çeşitli içgörülere yer vermeyi ihmal etmedik.

Keyifli okumalar…

Kıdemli Editör

Necla Eylül Durukan

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 91. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.