Siyasal kampanyalarda mobil iletişim dönemi

Şeyda Taluk, dijital ve mobil kullanım artarken siyasal kampanyalardaki kullanımlarını, etkilerini ve güçlerini anlatıyor: “Teknolojinin katlanarak artan gücünün politikayı daha fazla etkisine alacağına tanık olacağız.”

Sizler bu yazıyı okurken büyük ihtimalle ABD Başkanı seçilmiş olacak. Gerçi bu seçim sonuçları başkanı değil, Seçiciler Kurulu’nu belirliyor. Seçiciler Kurulu da ABD’nin “yeni” başkanını 14 Aralık’ta belirleyecek. Aslında Amerikan seçimleri siyasal iletişimciler için her zaman bir öğrenme deneyimi olsa da, bu kez adayların üsluplarındaki seviyesizlik, pandemiden dolayı kampanyaların sönük geçmesi nedeniyle fazla ilgi çekmiyor, zaten kampanyaların kendisinde de öyle yaratıcı bir taraf bulmak zor. Geçtiğimiz aylarda K-pop (Kore Popu) hayranları ve TikTok kullanıcılarından oluşan geniş bir kitlenin cep telefonları üzerinden ABD Başkanı Donald Trump’un Tulsa mitingini trollemesi dışında başkanlık kampanyasına dair ilgi çekici bir şey söylemek zor. Anketlere göre şu anda yarışı önde götüren Demokratik Parti adayı Joe Biden’ın kampanyası, başkan yardımcısı olarak yarıştığı Barack Obama Kampanyasının heyecanından fersah fersah uzakta.

Siyasal iletişim açısından bu sene gerçekleşen Amerikan seçimlerinin dikkat çekilecek yanlarından birinin mobil iletişimin yaygın kullanılması, bu kapsamda geliştirilen Trump2020 ve VoteJo (Jo’ya Oy Ver) uygulamaları olduğunu söyleyebiliriz. Her iki kampanya da kampanya çalışanları, gönüllüler ve destekçilerden oluşan milyonlarca Amerikan vatandaşını yönetmek, cesaretlendirmek ve harekete geçirmek için kullanılan bu uygulamalar siyasal iletişimin geleceği hakkında çok şey söylüyor aslında. Türkiye’de çok sevilen Kanada Başbakanı Justin Trudeau’ya da iktidar yolunu dijital ve mobil iletişim stratejisi açmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ise yüz yüze iletişim kadar mobil iletişimin gücünden yararlanan başka bir politikacı.

Akıllı cep telefonlarının ya da mobil cihazların, gelecekte siyasal kampanyaların en önemli ve etkin mecralarından biri olacağına kesin gözüyle bakabiliriz. O nedenle zamanın ruhuna uygun olarak kampanyaların “startup” mantığıyla kurgulanması, bütünsel bir yaklaşımla stratejiler de geliştirmesi gerekiyor. Nitekim Macron kampanyasının başarısının arkasında da bu yatıyor. Bir siyasi partiden daha çok teknoloji şirketi gibi hareket eden Macron’un İlerleyen Cumhuriyet Hareketi, Amerikan tarzı taban örgütlenmesinin (grassroots) yanı sıra finans ve teknoloji geçmişine sahip ekibin mobil iletişimi odağına alan yenilikçi uygulamaları sayesinde seçimi kazandı. Özellikle taban örgütlenmesi için bir mobil uygulama geliştirdiler ve saha görüşmelerinde bunu kullandılar.

Aslında siyasal iletişimde mobil teknolojilerin kullanımı, Macron kampanyası da dahil olmak üzere bir çok siyasal kampanya için esin kaynağı olan Barack Obama’nın 2008 kampanyası sırasında başladı. Mobil teknolojiler alanında birden fazla şirketin danışmanlığında SMS kampanyaları düzenleyen T-Obama (Obama Kampanya Takımı), 2012 seçim kampanyasında ise özel bir mobil uygulama geliştirdi ve kullandı.

“Bugün gündelik yaşamlarımızı olduğu kadar politik yapıyı da teknoloji belirlemeye başladı. Teknolojinin katlanarak artan gücünün politikayı daha fazla etkisine alacağına tanık olacağız. Tabii bunun bir yandan doğrudan yurttaş katılımını yani dijital demokrasiyi sağlaması gibi iyi bir yanı varken, büyük verinin, verilerimizin istenilmeyen biçimde kullanılması gibi karanlık yönü de var.”

Şu anda dünya nüfusunun yüzde 61.20 kadarı, yani 4.78 milyar insan cep telefonu kullanıyor. Akıllı telefon sayısı ise 3.5 milyar. Buna göre dünya nüfusunun yüzde 44.81’i akıllı telefon sahibi. Ancak GSMA (Mobil İletişim İçin Küresel Sistem Derneği) verilerine göre, bugün dünyada 10.06 milyarın üzerinde mobil iletişim gerçekleşiyor. Dünya nüfusundan fazla sayıda gerçekleşen bu iletişimin nedeni de bir çok insanın birden fazla telefona sahip olması. Pew Araştırma Merkezi’ne göre, ABD’de akıllı cep telefonu kullanım oranı yüzde 81, bu oran 18-29 yaş arası gençler arasında yüzde 96. Cep telefonu bağımlığının yüksek olduğu katmanlar ise gençler, beyaz olmayan (Latin, Asya kökenli ve Afro Amerikalılar) ve düşük gelirli gruplar. Giderek artan akıllı cep telefon kullanımı, perakendeden eğlence dünyasına, siyasal kampanyalardan toplumsal gösterilere dek mobil iletişimi insanların vazgeçemediği bir mecra haline geliyor.

Bugün gündelik yaşamlarımızı olduğu kadar politik yapıyı da teknoloji belirlemeye başladı. Teknolojinin katlanarak artan gücünün politikayı daha fazla etkisine alacağına tanık olacağız. Tabii bunun bir yandan doğrudan yurttaş katılımını yani dijital demokrasiyi sağlaması gibi iyi bir yanı varken, büyük verinin, verilerimizin istenilmeyen biçimde kullanılması gibi karanlık yönü de var. Nitekim Trump’a 2016’da başarıyı getiren Facebook’taki 50 milyon kullanıcının kişisel verilerinin izin alınmadan Trump lehine kullanılmasıydı. Kampanya sırasında Cambridge Analytica adlı analiz şirketiyle çalışılmış, elde edilen veriler doğrultusunda Facebook’ta kurulan gruplarda sahte haberler dolaşıma sokulmuştu. Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Şi Cinping’in “2030 yılı itibarıyla Çin’i Yapay Zeka ve Büyük Veri konusunda dünya lideri” yapma iddiasıyla başlattığı girişimler ve özellikle sosyal kredi sistemi, Çin’de Kültür Devriminden sonra hayata geçirilen en önemli toplum mühendisliği projesi olarak görülse de, Batılı kaynaklar bunun bir dijital totalitarizm olduğuna dair analizlerle dolu.

Benzeri tartışmalar ABD’de de Trump2020 uygulaması nedeniyle de sürmekte. Zira uygulama, kullanıcılardan kimlik bilgilerini, konumunu ve telefonun Bluetooth işlevinin denetimini talep ediyor. Telefon numaraları üzerinden indirilen bu uygulamalar aracılığıyla kampanya süresince yoğun bir iletişim gerçekleşiyor, kullanıcılara dair milyonlarca veriye dair madencilik yapılıyor. Biden’ın uygulaması ise sadece telefon sahibinin fihristine ulaşma izni talep ediyor. Mobil uygulamalar üzerinden ulaşılan büyük veri ciddi bir tartışma konusu olsa da, zaman yönetimi, hızlı oy sayımı sonuçları ve adayların topluluğun çıkarları, talepleri hakkında bilgi sahibi olması açısından mükemmel bir iletişim kanalı bu uygulamalar. Böylelikle politikacı ve seçmenleri arasında doğrudan bir iletişim kanalının yanı sıra tüm seçmenlerin birbiriyle etkileşimini sağlayan, onları birbirine bağlayan bir ağ kuruluyor. Seçmenler, kampanya bilgilerine doğrudan ve kolay biçimde ulaşabiliyor, gelen bildirimlerle harekete geçebiliyor. Özellikle yüz yüze iletişimi kısıtlayan bu pandemi sürecinde mobil iletişim bir çok açığı kapatıyor.

 

Şeyda Taluk

Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 105. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.