Seyirci şaşırmak ister

Hikayenin özünü kavrayabilmek, dramatürjisini iyi tasarlayabilmek, bir bakış açısı oluşturabilmek, ana karakter ya da karakterlerini seyircinin özdeşleşebileceği hale getirebilmek benim en dikkat ettiğim hususlar. Bu hikayeyi kime, ne şekilde ve ne formatta anlatıyoruz ve neden şimdi anlatıyoruz? Siz anlatıcı olarak hikayeyi özümseyebilirseniz seyirciyi de içine çekip alabilecek bir hale getirebilirsiniz diye düşünüyorum.

Mesela ana karakterinin de anlatıcı olduğundan çok sevdiğim meyhanedeyiz.biz için Demet Evgar’la yaptığımız 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü filmini ele alalım. Senaryosuna bakıldığında bir masada dokunaklı bir konuşma yapan bir kadının hikayesi, oldukça görmeye alıştığımız bir resim ve evren ama özü çok kuvvetli, iyi yazılmış ve tasarlanmış, toplumsal gerçeklerden beslenen, dinlenmesi, paylaşılması gereken bir metin. Demet’in filminde seslendiği kişiler, o masada olan ya da ben de olsaydım diyenler… Eğer hikayenin özüne odaklanmasam çeşitli kamera hareketleri ve mizansenlerle sahneyi renklendirmek gerektiğini düşünebilirdim. Zira 2 sayfalık bir tirat, hep aynı masanın etrafındayız. “İzlenecek ne var ki?” diyebilirdim ancak metin, benim kamera işçiliğimden daha önemli bir yerde duruyordu, daha ilk okuduğumda gözlerim dolmuştu. Özünü kavramalı ve seyirciyi o masada oturanlardan biri haline getirmeliydim. Ben metni okuduğumda o masadaydım, seyircinin de benimle aynı bakış açısına gelebilmesi üstüne yoğunlaştım ve kameramı hep onu dinleyenlerin arasına koydum. 

Her filmin bir ritmi var, tıpkı bir müzik eseri gibi. Durmalar kalkmalar, esler, yükselmeler, düşmeler, kreşendolar ve final… Güçlü bir işin öncelikle ‘merhaba’sı, yani intro’su güçlü olmalı. İlk karesinden yakamalı seyirciyi, oyuna davet etmeli. Bunu bazen güçlü bir resim sağlar, bazen güçlü bir ifade, bazen merak bazen ise görkem. Eğer seyirciyi o yolculuğa dahil edebildiyseniz (aslında seyirci zaten bu yolculuğa çıkmak üzere oturuyor ekran başına) bildik bir evrende bilmedik anlar yaşamaktır en sevdiği. Janra filmleri (polisiye, romantik komedi, bilim kurgu vs.) niye sevilir? Seyirci bildiği bir evrene dahil olmak ancak o dünyada şaşırmak da ister. Şaşırmaktan kastım şoka uğramak değil elbet; ağlamak, üzülmek, beklenmedik sürprizlerle karşılaşmak, tahmin edilenin gerçekleşmemesi… Eğer onları şaşırtabilirseniz güçlü ve kalıcı bir hikaye yaratabilmişsiniz demektir. Zira şaşıran seyirci sahiplenir, paylaşır, eseri büyütür.

Brief’i aldığım ilk andan itibaren sırasıyla şu aşamalardan geçerim:

  • Bu harika bir fikir!
  • Bu sanırım gerçekleştirmesi zor bir fikir 
  • Bu kötü bir fikir 
  • Hayır kötü olan benim 
  • Bir dakika bu o kadar kötü değil galiba
  • Evet bu harika bir fikir!

 Bu reklam/klip/dizi/sinema filmi farketmeksizin makro ve mikro düzlemde, her projemde tekrarladığım bir süreç. Kulağa yorucu geliyor değil mi? 

Bugüne kadar yaptığım projelerde yeni şeyler denemeye çalıştım, konfor alanımı kırmaya çalıştık, yeni teknikler, teknolojiler, formatlar ve anlatım biçimleri denemeye çalıştım, denemeye de devam ediyorum. Mesleğimin de aslında en çok bu tarafını seviyorum galiba, kaç yıldır bu işi yaparsam yapayım hep öğrenci kalacağım.

Masabaşı çalışması benim en önem verdiğim noktalarından biridir film yapımında. Set kaotik bir savaş alanı gibidir, çok acımasız düşmanlarınız vardır: Bütçe, mekan, güneş, trafik, yapım koşulları, çalışma süreleri… Ben ve savaş arkadaşlarımın (film ekibimin) cepheye çıkmadan önce ne yapacağını tam olarak bilmesi gerektiğini düşünüyorum. O yüzden set öncesi detaylı storyboard, tretman çalışmaları, referans araştırmaları, moodboard’lar, okuma provaları, kostüm, saç ve makyaj provaları, stunt hazırları, sfx provaları, detaylı ikili üçlü çalışmalar, ekip başları ile toplantılar, post previzleri, kurgu, ses ve müzik toplantıları yaparım. Elbette setin kendi sinerjisini kullanmak, tesadüflere açık olmak da film yapımının çok sevdiğim tarafları ancak bu lükslere sahip olabilmek için öncelikle çok iyi bir hazırlık döneminden geçmenin şart olduğunu düşünüyorum. Setlerim genelde huzurlu ve neşeli geçer. Bu, otoriter ya da detaylara önem vermeyen biri olduğum için değil, ekipte her bireyin ne yapacağını bilerek sete gelmesinden kaynaklanır. Çocukluktan gelen o film çekiyor olmanın büyüsünü hala yüreğimde sıcak tutmaya çalışıyorum. Sette güzel vakit geçirmeye, sürekli olarak yeni şeyler öğrenmeye, film çekmenin keyfini sürmeye çalışıyorum.

Umut Aral

Yönetmen

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.