Şehir Markası ve Gastrodiplomasi

Marka sadakatini daha geniş çapta ele alan Şeyda Taluk, farklı yörelere ait, sahiplenilmiş yemek kültüründen yola çıkıyor ve şehirlerin veya ülkelerin gastronomi ile kazandıkları “yumuşak gücün” uluslararası algıda nasıl yerleştirilebileceğine değiniyor.

İknayla ilgili tüm eğitim ve derslerime bir baklava görseliyle başlar, katılımcılara şunu sorarım: Sizce dünyanın büyük şehirlerinde sokaktan geçen insanları durdurup baklavanın nereye ait olduğunu sorsanız, cevaplar ne olurdu? Baklava denince Türkiye’nin dışında çok az insanın aklına Türkiye veya Gaziantep gelir. Cevapların büyük çoğunluğu Yunanistan veya Lübnan’dır. (Baklavanın aslında kime ait olduğu tartışmasını bu alanda çalışan tarihçilere bırakalım, biz neden mesajımızı iletemiyoruz onun üzerine düşünelim!) Burada kendimize soracağımız ilk soru bunu dert ediyor muyuz, yoksa sadece bizim bilmemiz, aynada kendimize durmadan “en güzel sensin” dememiz yeterli mi? Bu sorulara vereceğimiz cevap çok önemli. Malum kendimizi kendimize anlatmayı pek seviyoruz. Sonra bizi anlamadıklarında da, ‘ama bizi anlamadılar’ diye şikayet ediyoruz. Oysa kendimizi anlatmak için gereken çabayı harcamadık ki… İletişimin en önemli amaçlarından biri, görünmeyeni görünür kılmaktır. Bizi anlamasını istediğimiz kişilerin anlamasını sağlamak, onları etkilemek, ikna etmektir. Yoğurdun bize ait olduğunu düşünüyorsak ve dünyanın önemli bir bölümünün buna “Yunan Yoğurdu” demesi canımızı sıkıyorsa, “Hayır yoğurt Yunanistan’a ait değildir” diye naralar atmaktan daha fazlasını yapmanın şart olduğunu bilmek lazım. 

Gastronomi, yemek bir ülkenin, şehrin markası için en önemli “yumuşak güç”tür. Dünyada yükselen “yumuşak güç,” başta Asya Mucizesi olarak tanımlanan ülkeler olmak üzere birçok gelişmiş ülkenin ve tabii şehirlerin stratejik yolculuklarının önemli bir parçası. Amerikan siyaset bilimci Joseph Nye, 1980’li yılların sonunda yani soğuk savaş dönemi sona ererken yeni bir gücün yani “Yumuşak Güç” kavramının güçleneceğini öne sürmüş, bu kavramın da fikir babası olmuştur. Nye’a göre; “Eğer bir ülkenin kültürü ve ideolojisi çekici olursa, isteklerini yaptırırken karşı taraf daha fazla istekli olur.” Uluslararası arenada Nye’ın “Yumuşak Güç” kavramı özellikle de silahlanma, ağır sanayi yanlısı gruplar tarafından tartışılsa da, bunun geleceğinin olmadığı iddia edilse de, aksini ispatlayan birçok örnek var.

Yemek üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Dr. Anna Maria Beylunioğlu’na göre yemek, sosyal ve milli benliğimizin önemli bir parçası. “Brüksel lahanası mı İngiliz lahanası mı” tartışmaları, humus savaşları, Avrupa Birliği içinde milli kimlikle birlikte milli yemeklere sahip çıkma mücadelesi sürüyor. Devletler yemeklerini, şehirlerini markalaştırmak için yoğun bir çaba harcıyor. Güney Kore, Tayland ve Tayvan tarafından yürütülen ‘Kimchi Diplomasisi’, ‘Dim Sum Diplomasisi’ bu alanda öne çıkan örnekler. Malezya ve Güney Kore gibi ülkeler ABD, Japonya ve İngiltere’de bazı kentlerde dev yemek kamyonları kiralayıp ulusal mutfaklarını tanıtıyor. Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) birkaç yıldır Global Gastroekonomi Zirvesi düzenliyor. (Ne yazık ki bu etkinlik de pandemi nedeniyle 2 yıldır yapılmıyor.) Gastroekonomi Zirvesi Komite Başkanı Ebru Köktürk Koralı, gastronomi diplomasisine kafaya takan vizyonerlerden biri. Aslında iletişim sektöründen meslektaşım, bir yandan da uzun yıllardır gastronominin içerisinde. Geçtiğimiz ay içerisinde gerçekleştirilen 5. Adana Lezzet Festivali’nin de program direktörü olan Koralı, gastronominin tüm bileşenleri ile ülkemizin refah ve kalkınmasına yeteceğine inanıyor. Bu bileşenler ülke markası, kırsal kalkınma, iyi tarım uygulamaları, kadın iş gücünün kazanılması, gastro diplomasi, göç sorununun giderilmesi ve turizm gelirlerinin artırılması olarak sıralanabilir.

Festivalde Adana’nın sınırlarını aşan gastronomi markalarının hikayelerine yer verilen oturumun kolaylaştırıcılığını yaptım büyük keyifle. 1995 yılından bu yana Türkiye’de bal sektöründeki lider markalardan biri olan Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, seyyar tezgâhtan börek imparatorluğu kuran Levent Börek’in Kurucusu Levent Tamtürek ve 65 yılı aşan tarihiyle Madenci Kahve’nin Yönetim Kurulu Üyesi Sedef Madenci, markalarının sınır aşan hikayelerini paylaştı. Bir yandan kendi markalarını büyüten bu vizyoner girişimciler, doğdukları toprakların hikayelerinden de besleniyor. Bal, börek ve kahve, Adana ürünü gıdalar değil ancak bunları titizlik ve ustalıkla üretip pazarladıkları için şehre mal etmeyi başarmışlar. En önemlisi Adanalılar kendi markalarına sahip çıkmış. 

“Kebap” denince akla ilk gelen şehirlerden biri olsa da, festivalde diğer önemli yemekleri üzerine ufuk açıcı oturumlar ve gösteriler vardı. Doğduğum şehir Adana’nın bereketli toprakları beni hep etkilemiştir. Şimdi bu bereketi, tüm dünyayla paylaşmak için çalışan, emek harcayan nice harika insan ve kadın kooperatifleri var. 

Adana Valiliğinin ev sahipliğinde “Coğrafya Lezzettir” temasıyla Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ve odaların destekleriyle düzenlenen 5. Adana Lezzet Festivali’ne bu yıl yaklaşık 300.000 kişi katıldı. Türkiye’nin ilk atıksız festivali olma özelliğini de taşıyan festival, 11.000 yatak kapasitesine sahip Adana’da tüm otellerin dolmasını sağladı.

Adana gibi Türkiye’nin birçok şehri, var olan kültürel ve tarihi değerlerini akıllı bir biçimde kullanarak çekim merkezleri haline gelebilir. Ekonomisi canlanan bu şehirler, Türkiye’nin büyümekte olan istihdam sorununa da çözüm olabilir. Ancak diğer şehirlerin yaptığını tekrarlamak veya kopya etmenin bir yararı olduğunu düşünmüyorum. Şehirlerin en güçlü olan değerlerini ön plana çıkarmaları daha doğru. Bu nedenle her şehrin kendine özgü bir stratejisi ve yol haritası olmalı. Adana’nın gastronomiyi bir “yumuşak güç” unsuru olarak kullanması yerindedir ancak bunu sürdürülebilir kılması, Adana’dan çıkan ürün ve markaların korunması, doğru bir iletişim stratejisiyle yaygınlaştırılması gerekir. 

2004 yılında kurulan UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Programı, çeşitli bölgelerden, farklı gelir seviyeleri, kapasite ve nüfusa sahip şehirleri yaratıcı endüstriler alanında çalışmak üzere bir araya getiren bir girişim. Adana, Gaziantep, Hatay, Afyonkarahisar, Balıkesir, Diyarbakır, Kayseri ve Konya, gastronomi alanında bu ağda yer alıyor. Türkiye’nin ve şehirlerinin “yumuşak gücünü,” kültür ve sanat alanındaki zengin birikimini uluslararası alanda anlatabilmesi için ciddi bir strateji ve yol haritasına ihtiyacı var. Başarılı bir ülke veya şehir markasının temeli, tutarlı, sürekli ve uzun vadeli bir stratejidir. Özellikle şehir markası ve ona sadık hedef kitleyi oluşturmak, uzun ve sürekli bir çabayı gerektiriyor. Bir de katılımcılığı tabii. Şehrin sakinlerine dokunmayan, onlar tarafından sahiplenilmeyen bir sürecin kimseye faydası olmaz. 

Şeyda Taluk
Eğitmen, İletişim Danışmanı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 116. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.